Asım GÜZEL

Asım GÜZEL

Yozlaşmaya hayır

Yaşam yalnızca yakın çevremizle sınırlı değil elbette, koskoca evrende bir damla bile değiliz belki, ama biliniz ki o koskoca evren bizim o küçücük gördüğümüz yaşamımızın tüm içeriğidir; o denli büyüğüzdür…

Eğer öyle olmasaydı ne denli cahil kalırdık, biliyor musunuz?..

Evrensel etkileşimlerdir kültürleri yönlendiren önemli ölçüde…

Ve Anadolu kültürlerin beşiği ise eğer, üzerinde bu etkileşimlerin en yoğun biçimde yaşanmış olması ile ilgilidir bu durum.

Bu nedenledir ki, binlerce senenin birikimi ile oluşmuş bulunan değerlerimizi,-bazılarımıza ilk bakışta albenili gelen-, batının “görünüşte albenili, özünde ise yoz” kültürleri karşısında hor görme ve de yoz kültürleri kendi değerlerimizin yerine koymaya hakkımız yoktur.

Yaşam yalnızca öz değerlerimizle sınırlı olmayabilir, ama etkileşimle bizi değiştirecek olan da batının “yoz kültürü” değil, etik değerleri her şeyin üstünde tutan “evrensel değerleri” olmalıdır.

Değişim adına, globalleşme adına, küreselleşme adına yalnızca mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı, yalnızca sermayenin serbest dolaşımı değil, etik değerleri tartışılmaz olan “kültürel değerler”in serbest dolaşımı ve birbirleri ile etkileşimi anlaşılmalıdır.

“Günümüze ayak uydurmak” derken, geçmişimizin güzelim avlulu taş yapılarının karşısına, ruhsuz, insanı ezen gökdelenler dikerek değil, o güzelim yapılarımızın günümüz koşullarına uyarlanmış biçimlerini üreterek geliştirmek anlaşılmalıdır,.

Bir yandan küreselleşme ile insanlar arasındaki iletişimi güçlendirmek, sınırları ve gümrük duvarlarını kaldırmaktan söz ederken, öte  yandan kentleşmemizi, adına site dediğimiz, toplumun büyük bölümünü ötekileştiren, ötekilerden yalıtılmış yaşam alanları ve ötekilerin yaşadıkları yerleşim alanları olarak mı sürdüreceğiz?..

Evrensel etkileşim adına Batı öykünmecisi modelleri Gaziantep’e taşımakla, bu Kent’in sorunlarını çözemeyiz değerli okurlar. Tıpkı İstanbul’un sorunlarını çözemediğimiz gibi…

Tersine bizleri birbirimize kaynaştıran, geçmişte olduğu gibi, bizleri komşuluk ilişkileri ile dayanışma içinde canlı tutan yaşam çevrelerine gereksinimimiz var.

O halde nedir bu “Yüksek Yapı” ve “Site” merakımız… Arsamız az olduğu için mi yöneliyoruz 15- 20 katlı konut yapılarına, yoksa en küçük alandan en büyük rantları sağlamak mıdır amacımız?...

Yoksa binlerce senelik kültür değerlerimizi, sözde evrensel etkileşim adına, batıya biçimsel olarak öykünen modellerle buluşturmak mıdır?                

“Onların Manhattan City’si var, bizim neden olmasın?” mantığımıdır doğru olan?..

      Kaldı ki, onlar bize imrenmekteler; “Türklerin Safranbolu’ları var, Mardin’leri var”, diyerek.

Bırakalım şu “Çivisi Çıkmış Dünya” nın, günümüzü zehir eden, geleceğimizi karartan moda uçukluklarını da, kendi öz değerlerimizi geliştireceğimiz, kendi projelerimizi üretelim...

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz