Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Yeteneğiniz var mı yok mu? İşte bütün mesele bu

Kültürümüzde yeteneğe ve zekaya verilen önem gereksiz yere abartılmıştır. Anneler babalar, gururla çocuklarının ne kadar zeki olduğundan bahseder. “Kerata biraz haylaz ama, çok zeki maşallah! Azıcık daha gayret etse, inanılmaz başarılı olacak.” veya “Müzik kulağı gerçekten çok iyi, öğretmeni böylesini görmedim diyor.” cümlelerini sıklıkla duyarız. Zekanın ve yeteneğin bu kadar övülmesinde anne babaların, belli ölçüde kendi paylarının olduğuna inanmaların da rolü vardır. Neticede zeka ve yetenek büyük ölçüde genetik olarak aktarılan özelliklerdir ve eğer öyleyse herhalde anne ve babasının da bunda katkısı vardır. Bazen gizli, bazen açık “bu özelliklerini benden almış olmalı” düşüncesi anne babalara gurur verir.  Herkes kendine ait olumlu özelliklerden istediği kadarını çocuklarına aktarabilme imkanına ve becerisine sahip ya, o yüzden övünmeye de hakları var tabii!

 

 

Bazı konularda yeteneğin olması kadar, olmaması da başka yanlış düşünceleri ve davranış kalıplarını beraberinde getirir. Örneğin çoğu kişi bir konuda yetenekli değilse asla başarılı olamayacaklarını düşünür. Bu yüzden de ya hiç çaba sarf etmez veya çok çabuk pes eder. Sanki yetenekler sihirli ve mucizevi etkileri olan ve çok az çabayla veya bilinçli olarak hiç uğraşmaksızın kişiye belli bir konuda başarıyı garantileyen özelliklerdir ve eğer kişi onlardan birine sahipse talihli, sahip değilse o konuda başarısızlığa mahkumdur.  Yazık ki bu konuda yapabileceği pek fazla bir şey de yoktur! Pek çok kimse hemence başaramadığı bir konunun üstüne üstüne gidip fazla çaba harcamaz. Çünkü bu konuda teşvik almamışlardır. Sahi siz bu güne kadar kaç kere şuna benzer bir konuşma işittiniz: “Maşallah, benim oğlum günde üç saat çalışır, çok azimlidir. Önceleri fen bilgisinde pek iyi değildi, ama  ‘benim elimden hiç bir şey kurtulmaz, başaracağım işte’ dedi ve inanılmaz ilerledi. Şimdi sene başındaki haliyle ilgisi bile yok.”

 

 

Ben hiç duymadım. Duyduysam da o kadar uzak ki, hatırlamıyorum. Onun yerine bol bol akıllı, yetenekli ve zeki çocukların övgülerini duydum. Bu akıllı ve zeki çocukların çoğu da pek çalışmayı sevmezler, anne babaları tembelliklerinden yakınırdı. Ama hiç biri bu güne kadar çocuklarının bir konuda gösterdiği çabayı ne kadar teşvik ettiklerini sorgulamıyorlardı.

 

 

Kültürümüzde yetenek ve zeka o kadar vurgulanmakta ki, uzun uğraşılarla bir yerlere gelmiş olan insanlar bile bir dost toplantısında konu açıldığında bu çabalarını değil, yeteneklerini ön plana çıkarırlar: “Daha ilkokuldayken matematiğim çok iyiydi. Öğretmenim ‘bu çocukta cevher var’ demişti.  Sağ olsun o da teşvik etti, bu günlere geldim.” Dikkat ederseniz bu konuşma, kişinin başarılı olduğunu ifade eden bir cümleyle başlıyor. Hemen ardından ise yetenek vurgulanmış.  Yetenek ve başarı arasındaki doğrudan ilişki çok açık. Daha sonra öğretmenin teşvikinden de söz edilmiş ama bunun nasıl gerçekleştiği açıklanmamış.  Sanki kolayca bu günlere gelivermiş gibi.  Buna benzer pek çok konuşmayla siz de karşılaşmış olabilirsiniz.  İnsanlar zeka ve yetenekleriyle övünmeyi pek severler.  Hatta ortam uygunsa laf arasında pek az bir çalışmayla başarıya ulaştıklarını, herkes “ineklerken” eğlendikleri halde sınavları geçtiklerini söylemeyi ihmal etmezler. Sanki çok çaba harcadıkları bilinirse yeteneklerinin ve zeka kapasitelerinin az olduğu düşünülebilir de maazallah karizmaları çizilir! Aynı kişiler, bu konuşmalarına şahit olan çocuklarının yeterince ders çalışmadıklarından,  başladıkları işi bitiremediklerinden de yakınabilirler. Halbuki o kadar da nasihat etmekteler! Hem, babası annesi bu kadar zeki ve yetenekliyken, kime çekmiş bu çocuklar?

 

 

 

Bütün bu mesajlar çocuklarımızın kulaklarına yerleşip onların ruhunu doldurur. Emek ve çabanın değil de,  doğuştan getirilen özelliklerin vurgulanmasının çocuklara verdiği zarar, bu sütünün sınırlarının çok ötesinde. Bu konuyla ilgili söyleşimize önümüzdeki haftalarda devam edeceğim.

 

 

Güzel bir hafta diliyorum.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz