Ahmet ASLAN

Ahmet ASLAN

YENİ TÜRKİYE VE CUMHURBAŞKANLIĞI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı beğenmeyebilirsiniz. Erdoğan’ı otoriter, inatçı, gelenekçi ve muhafazakar bulup şarap kadehinizi afiyetle boşaltırken kazandığı her seçimi hatırlayıp “azizim, bu millet adam olmaz” da diyebilirsiniz.

 

Erdoğan’ın İslamcı kodları, ait olduğu toplumsal değerler sinirlerinizi alt üst edebilir. Erdoğan’ın değişmezliğine inanıp “elhamdülillah, şeriatçıyız, insan aynı zamanda hem laik hem Müslüman olamaz, demokrasi bizim için bir araçtır” kayıtlarını gözümüze gözümüze sokup Başbakan’ın demokratlığını test etmemizi de bekleyebilirsiniz.

 

 

Bunu yaparken  yanınıza yılların muhalif partilerini, toptan düşman gazetecileri, fosil entelektüelleri, varlığını Atatürk meddahlığına borçlu cumhuriyet emeklileri ile artık zamanını  “imanı kurtarma, iman hakikatlerini” anlatmakla harcamayıp gerektiğinde siyaset için komplo, lüzum olduğunda  hükümet için operasyonlara da ayıran postmodern Müslümanları da alabilirsiniz.

 

Bu koalisyon yetmediğinde bir zamanlar “Dağ Türkleri” olarak görüp anadilinde eğitim yapmasının toplumu böleceğini düşündüğünüz Kürtlere gidip “aman ha, sakın ha barışmayın” da diyebilirsiniz. Barış sürecinin ülkeye getirdiği huzuru, çılgınlarınızın hırslarına, seçim galibiyetinize kurban etmekten de  çekinmeyebilirsiniz.

 

Tüm çabalar, tüm yasal ve gayri meşru arayışlar istenilen sonuçla karşılaşmadığında Başbakan’ın kopyası bir adayla karşısına dikilebilirsiniz. Sonra buna “büyük toplumsal uzlaşma, milletin beklediği aday”  deyip sunabilirsiniz de.

 

Ama  yapacağınız her şey tüm geçmiş cumhurbaşkanları içersin de bu makamı en fazla Erdoğan’ın hak ettiği gerçeğini değiştirmeye yetmeyecek.

 

2002 yılından günümüze kadar alınan seçim başarılarını bir tarafa bırakıp seçim sonuç  oranlarına bakıldığında bile Erdoğan’ın bunu fazlasıyla hak ettiğini görürüz.

 

 

Ama seçimlerin varlık nedeni olan partiler, seçimlerle seçilecek cumhurbaşkanlığına Erdoğan’ın aday gösterilmesine sert tepki gösterip aday olamayacağını savunuyor.

Aday olup kazansa bile cumhurbaşkanlığı makamına Erdoğan’ı uygun bulmayanlar, Başbakan’ın toplumu kutuplaştırmasından, ayrımcı politikalarından dem vuruyorlar ama
CHP’nin Kemalist sosyal demokratları ile MHP’nin milliyetçi reislerini ortak payda da buluşturan temel sebep bu değil.

 

 

Temel sebep, bu iki farklı siyasi cepheyi aynı mevzide buluşturan cephanenin bizzat Erdoğan tarafından gün gün  tüketilmesi.

 

CHP’yi var eden “cumhuriyet kazanımları” ile MHP’yi var eden “vatan-millet Sakarya” argümanları Erdoğan’ın başarılı politikalarıyla kazandıran hisseler olmaktan çıkartıldı.

 

Başbakan, Kemalist cumhuriyetin farklı etnik ve dini kimlikleri yadsıyarak modern bir Türk ulusu yaratma projesinin başarısızlığını devlet aklına kabul ettiren ilk lider oldu.

 

Erdoğan, CHP’nin modern Batılı yaşam biçimi ile MHP’nin ırki özellikleri temel alan milliyetçiliğinin Anadolu topraklarında huzursuzluğun temel kaynağı olduğunu fark edip buna karşın önlemler alan bir anlayışa sahip.

 

Kürtlerle barış, azınlıkların mal varlığıyla ilgili düzenlemeler, dindar-muhafazakar taleplere karşılık, İslam dünyası ile kurulan  ilişkiler bunun yansımaları.

 

Bu yönüyle CHP’nin yıllardır dayandığı ”Batılı modern Türk” projesi gelişen dindar muhafazakarların, MHP’nin Türkiye için dayandığı tek kimlik vurgusu ise Kürtlerin mücadelesi karşısında yenildi.

 

Özetle, CHP ve MHP 1923’te kurgulanan sistemin iflası karşısında direnmeyip “yeni bir Türkiye”nin inşasına girişen Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşılar. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını cumhuriyetin temel değerleri için yeni bir başlangıcın yerine “Fatiha” olarak görüyorlar.

 

Evet, Fatiha. Çünkü Başbakan Erdoğan zamana direnen milliyetçi-Kemalist anlayışın kurumsal temellerini başbakanlığı döneminde kırarken cumhurbaşkanlığı döneminde de yeni Türkiye’nin temellerini zamanın ruhuna göre yeniden  kurumsallaştıracak.

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz