SOKRANTES...

SOKRANTES...

YENİ NESİL

Bu yeni nesil farklı bir yeni nesil.

Gençlerimizden bahsetmeyeceğim. Bu kez teknolojinin yeni nesilinden  bahsedeceğiz.

 

Çağa yazarkasalarımız da yenik düştü ve eski yazarkasalarımızı emekliye ayırdık.

 

Bazıları malulen emekli olmak zorunda kaldı.

 

Çok eskileri olduğu kadar çağımıza ayak uydurmaya çalışan yazarkasalarda vardı amma onlarda yeni nesil yazarkasaya kanunen yenik düştüler.

 

Pazartesi günü Hüseyin abimi ziyarete gittim.  Bi baktım ki o kuru soğukta boncuk boncuk terlemiş nefes nefese kalmış.

 

Hoş geldin dedi sadece çıraktan bir yorgunluk kahvesi istedi, biz de nasiplendik.

 

Hayırdır abi dedi bu ne hal..

 

“Yav tam senlik bir konu var. Anlatayım da yaz. Hep sokranalım hem de milleti uyaralım da benim çektiğim eziyeti çekmesinler.

 

Yeni çıkan kanuna göre yazarkasalarımız yeni nesil yazarkasa olacakmış. Eyi yorumm dedik. Gedek alak.

 

Ama eyle gedek alaktan olmuyor bu işler.

 

Yazarkasayı alabilmek için dilekçe veriyorsun, sonra sana bir belge veriyorlar. Sanki ben istiyorum ya yazar kasamı değiştirmek.

 

Maliyeden o kağıt olmadan olmuyormuş. O belge ile yeni nesil kibar mı kibar bi yazar kasa hem de pos cizahı olabilen bir makine alıyorsun.

 

Epey bir işlem yaptıktan sonra cihazı alıp servise gidiyorsun.

 

Sağ olsun servis deki elemanlar hemen yardımcı oldular. Programı yaptılar ve nasıl kullanacağımı anlattılar. Pos içinde bankama müracaat edeceğimi söylediler.

Cihaz yeni nesil amma ben eski nesilim kullana kullana öğreniriz zaar deyip maliyenin yolunu tuttum.

 

İçeri girince için ısınıyor. Ama bu sıcaklık çalışan memurların sıcaklığı değil haaa kaloriferin verdiği sıcaklık.

Asansörü beklemeye koyuluyorsun amma gelirse. Sabredersen geliyor.

 

Biraz spor olsun diye merdiveni tercih ettim. Kehil kehil çıktım.

 

Memur bir hanıma bu işlemi nerde yaptıracağımı sordum.

 

 O da “ 1. Katta evrak kayıt var ilk önce kayıt yaptıracaksın hem yazarkasayı kapatma için hem de yeni nesil için iki ayrı kayıt yaptır da bir daha yorulma amca “ dedi.

 

Eski nesil olduğumu tescilledi hanım kız amca dedi.

 

Neyse asansöre bineyim dedim zaten kehil kehilim terlemişim. Aşağıya inme tuşuna basıp beklemeye koyuldum. Çok şükür geldi. Geldi gelmesine amma yukarıya doğru çıkmaya başladı. Ünaldı- binevler dolmuşu gibi her katta durdu. Taaa 11. Kata kadar çıktık. Sonra dura dura 1. Kata vardık. Apartmanın başkanıyım bizim asansör için kullanılmaz tehlikeli demişlerdi. Bayağı bir masraf ettik yaptırdık. İnan bu daha tehlikeli çok boşluk var.  Evrak kayıta vardık. Sıra numarası aldım. Çok sürmedi sıra geldi. Evrakları verdim. Eski yazar kasa işlemimi yaptı. Yeni nesil kasa için evrakları verdim.” Amca bu kitapçığın arkalı önlü fotokopisi lazım. Üst katta çekiyorlar “dedi.

 

Çıktım bir üst kata sağ olsunlar yardımcı olmadılar. Bozuk deyip başlarından savdılar.
Kasaba minnet edeceğime deyip binadan çıktım ve büfeden fotokopiyi çektirdim. Ama sokranıyorum. Benim verdiğim vergi ile alınan makineden benim işimi görmüyorlar bide yalan söylüyorlar. Neyse evrakları kayıt ettirdikten sonra asansöre binmeden merdiven ile yine 4-5 kat çıktım.

 

masa da ki bayana evrakları verdim. Ben sizi çağırırım siz oturun dedi. Levhayı doldurdu beni çağırdı. Amca dedi bu da “amca bu levhayı arka masadaki cam kenarındaki beyefendi ye götür, ordan cam bölmeye imzalat bana yeniden getir. Yaptık o işlemleri neyse. Geldik yeniden masaya levhaya baktı “amca bide evrak kayıtta mühür vurdurmanız lazım “ dedi

 

ben de 1. Kata mı ineceğim yine dedim güldü “yok amca az ileride “dedi. O zaman 1.katta evrak kayıt yerine neden indim ben diye içimden geçirdim. Neyse sabır çeke çeke mührü de vurdurduk yeniden ilk geldiğim masaya geldim ve son imza atılarak levhamızı aldık. Ama ben ter içinde kaldım. Haa şimdi sen niye uğraşıyorsun bu yaş da diye soruyorsun mükellefin kendisinin gitmesi lazımmış.

 

Kafanı şişirdim kusura bakma ama bunu yaz. Yaz ki hem millet son güne kalmadan bu işlemlerini yaptırsın. Hem kendiler hem de ora da çalışan memurlar rezil olmasın. Süre uzayacak diye de beklemesinler bu iş er geç olacak.” Dedi kahvesini yudumladı.

 

Başka bir yoruma gerek kalmadan yorumsuz olarak yazdım ve Hüseyin abiyi dinledikten sonra bende hemen gittim yeni nesil yazarkasamı aldım. Bu olayı dinlediğim içinde bazı hazırlıkları yaptım ama yine de kolay olmadı. Onun için son güne kalmadan haydi yeni nesil yazarkasaya…

 

SOKRANTES DER Kİ.:

 

“Hakkı sevmek kolay, güç olan halkı sevmektir. Bilin ki yaşamın sırrı güç olanı başarmaktır.”  

Mevlâna

 

ÖZEL CEZAEVİ… 

 

Türk televizyonlarının olması olmazı diziler. En kısası 3 saat sürüyor bölümü.
Arada reklamları ile 4 saati bulan var.


Türk dizilerinde olmazsa olmazlar oluşmaya başladı. Sevimli mafya, sevimli eşcinsel, sevimli yasak aşk gibi..

 

Peynir ekmek gibi adam öldürüyorlar diziler de.
Ama bunlar iyi mafya kötü mafyaları yok ediyor.

 

En son eşkıya dünyaya hükümdar olmaz dizisin de zaping yaparken izlediğim sahnede kitlendim kaldım.

 

Deniz Seki ‘nin de oynadığı sahneler. Hapishane ortamı o kadar güzel gösterilmiş ti ki zannedesiniz özel hapishane.. suç işleyen zenginler için yapılmış.

 

Herkes kibar ve her yer pırıl pırıl.

 

Hapishaneye değil de tatil köyüne gelmiş gibi karşılanıyorlar.
Gardiyanlar sanki ssk den emekli olup ama özel hastane de görev yapan hemşireler gibi dilleri güzel konuşuyor amma yüzleri soğuk.

 


İnternetten o sahneyi bulup izlemenizi isterim. Tamam özel izin alınmış olabilir Deniz Seki için. Hapishane müdürü de ortamı kötü göstermeyin demiş olabilir amma bu kadar olmaz.
Sonuç da onlar orada bir suç işledikleri için varlar. Sahneyi izleyenler ne demek istediğimi anlamışlardır. Biri uyuşturucu pazarladığı için yatıyor, biri azmettirmekten yani suçlular.
Her yanlış olayı sevdiren dizilerimiz suç işlemeyi de sevdirmeyin bari…

 

 

VALE, KUPA …

 

İskambil oyunlarını pek bilmem ama böyle bir şey vardı vale kupa kızı ,sinek valesi. Ha hangisi daha değerlidir bu kağıtların ama oyununa göre değerleri değişiyor zannedersem.

 


Bizim takımlarda Zıraat kupasında as oyuncular yerine kupa takımı çıkartmaya başladılar.
En kolay Avrupa’ya gitme yolu olan kupayı Aziz yıldırımın açıklamalarından sonra hesaba almayan takım sayısı çoğaldı.

 


Elindeki gençleri oynatma fırsatı olarak görmeye başladılar hocalar.
Bu yüzdendir ki kupa maçları zevk vermemekte.

 


Gençler ilk defa bir arada oynamanı heyecanı ve acemiliği içindeler.
Hakemleri acemi, oyuncusu acemi, seyircisi bile acemi kendi takımının oyuncusuna taş atıyor (burası tabii ki şaka)..

 

Gençleri yavaş yavaş iki iki üç üç monte etsek daha iyi olmaz mı acaba.
Kısık ateşte pişirsek gençleri, yakmasak…

 


Sonuçta sen ne kadar gençlerle çıktım da desen tarih sayfalarına yenilen takım olarak Gaziantepspor yazacak, Fenerbahçe yazacak, Beşiktaş yazacak.

 

Yazık etmeyin kupaya ve gençlere.

 

Değerini bu kadar ayaklar altına almayın..

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz