SOKRANTES...

SOKRANTES...

VIP PARK

Ekonomik krize rağmen hızla artan araç sayısı ve bunu kaldıramayan yollar.

Kime sorsan işler kırık diyor amma sıfır araçlarda sıra var.

Sorunumuz bu değil zaten, hem milletin parası da beni ilgilendirmez.

Zaten artık araba lüks değil, ha lüks olan araçlardan bahsetmiyorum.

Buzdolabı gibi, fırın gibi her eve lazım gibi bir şey oldu artık.


Herkes gücü yettiğince amaaan ayağımı yerden kessin de deyip iyi kötü bir araba alıyor artık.
Araç sayısının buna bağlı olarak artmasının yanında da bazı sorunları getiriyor.
İlk öncelik park yeri problemi.

 


Matematik deki havuz problemi  veya bir aracın A şehrinden B şehrine gitmesi soruları gibi..
Aslında kısa yolları var amma eğitim sistemimiz de bunu hep uzun yollardan ve karmaşık yollardan anlattıkları için hep zor geldi bu problemler.

 


Sonra dershaneye gittik aynı öğretmenler sınavda daha kolay çözmemiz için pratik çözüm yollarını öğrettiler.

 


Ee bunlar varmış neden okulda öğretmediniz.
Müfredat.

 


Park probleminden nerelere geldik , eğitim sistemine  sokranır olduk.
Arada o da gitti yapacak bir şey yok.

 


Park problemini çözmek için parkomatlar konuldu.
1,5 tl ye 1 saat park edebiliyorsunuz.

 


Ama bazı caddelerimiz var ki tek sıra park yetmiyor halkımıza.
İlla geldiği yerin önünde inecek ya.
İkinci sıraya park ediyor.

 


Kurallara da uyuyor 4 lü sinyalini yakıyor park ettim hemen gelcem diye.
Bilmez ki 2. Sıra park yeri VIP.
 Bedeli yüksek..

 


Özellikle bankaların olduğu muammer aksoy bulvarı, karagöz caddesi, İnönü caddesi, Şirehan önü..
Zaten yollar dar.

 


Bir sıra park ediliyor, ikinci sıraya neden park edilir ki.
İşiniz bir iki dakikalık da olsa trafik hemen tıkanıyor.
Yollarımız ikinci sıra parka müsait değil.
Sonra bir bakıyorsunuz adrese ceza geliyor.

 


Belki biraz ileride park yeri vardır, belki otopark vardır.
1.5 veya 5 tl vermek varken neden 88 tl ödeyesiniz.
Bir de sizi bulamayıp aracınız otoparka çekilirse o da ayrı bir ceza.
En iyisi müsait bir yere park etmek ve işlerimizi biraz olsun yürüyerek halletmek.
Yollarımız maalesef bu büyümeyi kaldıramıyor.

 


Hele bir karagöz caddesi var ki elmacı pazarının oraya kadar tıkalı anlamsız bir şekilde .
Nerdeyse günün 18 saati tıkalı.

 


Daracık yolda parkomatların bölümüne park etmeye çalışan araçlar “gel gel sağ yap abi , abi bi dakka dur ya öldün mü park ettiyoruz” derken sıkışan trafik.
Şimdi ne kadar ufak tefek konulara sokranır oldun diye bilirsiniz.

 


Zaten bu köşemizin amacı yazsam olmuyor, yazmasam olmuyor diyeceğimiz olayları ele alıyoruz.
Zaten büyük sorunlar manşet oluyor.

 


Şimdi ikinci sıraya park etmeyi gazete manşet yapsan olmaz. Ama öyle bir mesele ki hepimiz muzdaripiz.


Ve bazen hepimiz de yapıyoruz.
İkinci sıraya park etmeyelim.
Trafik aksın, sinir olmayalım.
Pahalı pahalı daha ucuz park yerleri var…

 

 

SOKRANTES DERKİ: Çoban, kurdun işine razı olursa; köpek yabancıya havlamaz.

 

 

KIYIYA VURAN İNSANLIK..

Ne yazacağımı inanın bilemiyorum.
Bodrum da kıyıya vuran o günahsız çocuğun fotoğrafını gördükten sonra yutkunamadım, boğazım düğümlendi.

 


Akdeniz de bu ölen çocuk ne ilk ne de son olacaktır.
Ve belki de 4-5 gün sonra unutulup gidecek.

 


Ülkesindeki savaştan dolayı vatanından ayrılan bu insanlar kaçak yollarla Avrupa ülkelerine gitmeye çalışırken , bunun üzerinden para kazanan insanlar -tabii bunlara insan denirse – öleceklerini bile bile azgın denizin ortasına salıveriyorlar.

 


Ve sonra da insanlık kıyıya vuruyor.
Hem de yüzümüze vura vura vuruyor.
Ama maalesef artık insanlık ölmüş..

 


Hep Avrupalıları bu konu hakkında duyarsız kaldıkları için suçlayıp duruyoruz.
Ya petrol zengin Araplar..
Maalesef onlar da insanlık ölmüş.

 


İki balina kıyıya vursa üşüşenler meydanda yoklar.
Bu ölümlere sebeb olanların Allah belasını versin.
Yatağında mışıl mışıl uyuması gerekirken, yatağı kum yorganı deniz olan çocukların vebalini nasıl vereceksiniz acaba..

 


Bu olaya sessiz kalan dünya insanı nerdesin,
Nerdesiniz her yerde barış diye reklam yapan sanatçılar.
Nerdesiniz nesli tükenmek üzere olan canlılar için çırpınanlar.
İnsanın değil amma insanlığın nesli tükeniyor nerdesiniz…
İnsanlık öldü ve kıyıya vurdu.

 

 

 

1 TANE ATTIK ……(yedi tane yedik)…  

 

Süper ligin 3 haftası geride kaldı.
Bilanço ağır.

 


Sahamız da yenilen 7 gol ve deplasmanda atılan bir gol eşittir 3 puan.
Golü yedikten sonra dağılan bir defans ve takım..
Elindeki tüm kozları ilk 11 de kullanmak zorunda kalan bir takım.
Oyunun akışını değiştirecek kimse yok.
Topu alan Muhammed’i arıyor.

 


O da 3 -4 rakip defans elemanlarıyla boğuşmak zorunda kalıyor.
Evet transfer sezonu da ocağa kadar bitti.
Elimiz deki malzeme bu.

 


Bu malzeme ile neler yapılır, nasıl yapılır ilerleyen haftalar da göreceğiz.
3 hafta da atılan 1 gol.

 


Gol bölgelerinde zorlandığımızı gösteriyor.

 


3 haftada yenilen 7 gol de defansımızda da problemler olduğunu gösteriyor.
Bunlar sıkıntıyla zaten orta sahada sıkıntılı demektir.

 


12. adam dediğimiz taraftarımızın da gitgide sayıca azalmakta.
Kanmayın Beşiktaş maçında maratonun dolduğuna.

 


Cenk penaltı atarken maratonun sağ tarafındaki flaş ışıkları her şeyi anlatmaya yetiyordu..
Marka şehrin marka takımı ve taraftarı yok olmak üzere.

 


Futboldan tamamen soğumaya yüz tutmuş bir şehir var artık karşımız da..
Bu milli maç arasından en iyi şekilde yaralanmamız ve acilen toparlanmamız lazım.

 

Yoksa…………

 

 

Amanin….

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz