Güllü Tekin

Güllü Tekin

Tren Kazası Hayali

Kapatın gözlerinizi belki bu sefer görebilirsiniz beni. Ne bilimsel açıklamalar ne de sayısal veriler, hiçbir realite açıklayamaz ki içimdeki  kaosu. Her şey çok güzel başlamıştı desem kim bilir, ne bahar bahçeleri gelir aklınıza.

Ama ben akıp giden hayatımı cam kenarında türlü türlü hayallerle izlemeyi pek severim. Yaşlı bir amca olur torunlarımı özlerim, iş için giden karizmatik bir adam bazen de babamla ilk defa yolculuk yapan bir çocuk. Bütün hazırlıklarını yapmış, yavaş yavaş hareket edip sonrasında dört nala giden bir at gibi zamanın içinden geçen trenin hızına yetişmeye çalışan masum bir çocuk. Son karesinin babasının yanında özgürlük işareti olacağını bilmeden poz veren, belki 10 dakika önce içtiği çayın sıcaklığıyla koltuğa kıvrılan kısacık saçlı bir genç kız, belki içindeki devrimleri uyutmaya çalışan sessiz bir adam. Sıra sıra dizilmiş koltuklarda binlerce hayalden biriyim.

Kabul ediyorum hayat yoruyor bazen, görünmek bile istemiyorum. Kime aitim, neredeyim daha doğrusu ben kimim bilmiyorum. Zannımca kazadan hemen önce kurulmuş yarım kalmış bir hayal.

Tamamlanır mıyım?

Günlerdir her yerde arıyorum ama bulamıyorum kendimi.  Ararken 13 Aralık 2018 Ankara’dan 9 kişi, 8 Temmuz 2018 Çorlu ‘dan 25 kişi 22 Temmuz 2004 Pamukova’ dan 44 kişi… Daha sayamayacağım kadar çok kişiyle karşılaşıp kendi köşeme çekilip sizi izliyorum.

Sonra bakıyorum bütün sahneler birbirine yakın, Farklı yerlerden başlayıp bambaşka sonlar düşünürken hep aynı son. Ama bu sefer Yeşilçam filmlerindeki gibi fakir ama gururlu genç, zengin olmuyor ölüyor, farklı dünyaların insanları olan aşıklarımız kavuşamadan veda ediyor. Bilo, banker olup mutlu yaşamaktansa cebindeki elektrik faturasıyla bu hayata eyvallah diyor.

Bu sonlara gelirken hızını alamayan hayat ansızın sarsmaya başlıyor bedenimi ve bir şeyler ters gidiyor diyorum kendime. Neden daha çok sarılmadım, neden onu kırdım da yola çıktım, neden işim için her şeyi bir köşeye attım… Nedenler listesini iliklerimde hissedip anlıyorum bir şeylerin sona yaklaştığını, nabzım birden artıyor, boynumdan sırtımın boşluğuna süzülen su tanecikleri kalbimi daha da hızlandırıyor, korkuyla etrafa bakıyorum belki 10 belki 80 yaşındayım. Hayatım bir film şeridi gibi bile geçemiyor gözlerimin önünden, tüylerimi diken diken eden bu garip sesler başımı döndürüyor anlamaya çalışıyorum tutunmaya çalışıyorum bir insana, kapıya, koltuğa, hayallerime... Deniyorum olmuyor. Bitmeyen dakikaların sonunda siren sesleri sarıyor etrafımı. Biliyorum geç kalsa da gelenlerin kim olduğunu. Hayat kendini kaybetmiş sarhoş bir semazen gibi dönüyor da dönüyor kafamın içinde. Ve sonra zaten kapalı olan gözlerime bir de bilincim ekleniyor yarım kalmış bir hayal olarak kalıyorum.

Tam çığlık atıyorum ki bu son olsun diye kader lafını duyuyorum. Sonra fark ediyorum ki bu kadar kişinin neden konuşmaktan vazgeçtiğini. Kime neyi anlatıyorum hem kim dinler ki yarım kalmış bir tren kazası hayalini.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz