SOKRANTES...

SOKRANTES...

TARLADAN .. ÇÖPE .. HAL FİYATINA..

Toprak ana bize sayısız nimetlerini hiçbir karşılık beklemeden sunmaya devam ediyor.

Peki bizler kıymetini biliyor muyuz?
Çiftçimizin ne zorluklarla ürettiğini biliyor muyuz?
Bu ürünlerin tarladan soframıza nasıl geldiğini?
Ne  emekler verildiğini ?

 


Cevap maalesef koskoca bir hayır.
Tarladan hal’e hal’den manav’a, market’e ,Pazar ‘a  gelene kadar halde %10 nu ,makette %15 i ,% 15 i de evlerimizden çöpe gidiyor.

 

 

Toplam % 40 çöpe gidiyor.
Bunu ben demiyorum araştırmacılar diyor.
Haa bu konu nerden çıktı derseniz sabır ederseniz yazacağım.

 


Malumunuz bizim marketlerinin çoğunun manav bölümü marketin dışında ve güneşin alnın çatında..

 

 

Kimi yasak olmasına rağmen ön cephelerini kapattılar, bu konu hakkında çok mücadele etmişliğim var.

 

 

Bilen bilir.

 

Elimden geleni tek başıma yel değirmenine saldıran Donkişot gibi yaptım.
Ama maalesef ki belediyelerimizin kanunları yerine getirememesinden dolayı pes etmek zorunda kaldım.

 

Yoksa Ali Nadi Ünler caddesinin hali orta da..
Bende baktım olmuyor, mücadelemi bıraktım.

 

Şehrimiz deki marketler manav bölümlerini ön cepheye çıkartmazlarsa satamayacağız zannediyorlar herhalde.

 

 

Dibi dibine açılan marketlerden dolayı da rekabet diz boyu.
Ve en çok da manav bölümün de rekabet oluyor.
Koskoca yazılarla “her Salı HAL fiyatına”..

 

Semt pazarına dönüyor marketlerin önü..

 

Satılan satılıyor, satılamayan ve güneşten mahvolmuş, milletin seçerken mıncıkladığı  meyve ,sebzeler de gece vakti çöp’e gidiyor.

 

Market üstünde oturanlar balkonlarından bu olayı hafta da 2 -3 kez görebiliyor.
Çöp den etrafa yayılan kokuları ve onun yarattığı sineklerden vazgeçtik.
İnsan olarak o meyve ve sebzelerin çöpe gitmesi içimizi sızlatıyor.

 

Bu konuyu konuşurken yine market üstünde oturan arkadaşlarımdan biri geçen ramazan bayramın da çöplerini atmak için çöp konteynerinin kapağını açınca yarıya kadar patlıcan dolu olduğunu görünce içi sızlamış.

 

 

Şimdi de kurban bayramına yakınız.
Marketlerin ve manavların önlerinde domatesler, yeşillikler patlıcanlarla dolup taşacak.
Şimdi ticari olarak belki fireyi hesaplamıştır market yöneticileri ve sahipleri.
Ha sonuçta o fire de bizim cebimiz den çıkıyor ya o da ayrı konu.
Ama konumuz para kazanmak değil, israf..

 

 

O kadar aç insan varken bu çürüyen meyve ve sebzelerin çöpe gitmesi hiç de doğru değil.
Marketlerimizin manav bölümünün çok sağlıksız olması çöpe giden oranı daha da fazlalaştırıyor.
Manav bölümünün serin ve temiz olması lazımken maalesef en kötü bölüm orası.
Semt pazarları bile daha tertipli.

 

 

Yine tekrarlayacağım amma marketlerimiz nedense manav bölümünü ön plana çıkartmazsa iş yapamayacağım zannediyor galiba.

 

Görüntü kirliliğinden vazgeçtik.
Çöpe gitmesin meyve ve sebzelerimiz.
Yazıktır, günahtır.

 

Emeğe yazık…

Yiyeceğimiz kadar alışveriş yapalım, satacağımız kadar ürün alalım.
Kalmadı de, bitti de, yok de ne bileyim ne dersen de  ama çöpe atma..

 

KURBAN BAYRAMI

 


Dün akşamüzeri eve giderken radyo da İHH insani yârdım vakfının kurban bayramı için verdiği reklam mı desem bilemedim yayını dinledim.

Eve de gidince videosunu izledim.
Neler diyorlardı aktarayım


“Bayram daha gelmedi ama mazlumlar her gün kurban veriyor.  İnsanlar şeytanları değil, şeytanlar insanları taşlıyor. Kimileri savaşlardan kaçarken denizde, kimi bombaların altında, kimi de kurban eti dağıtırken taşlanarak can veriyor. Halbuki bir insan ölmesin diye indirilmişti yeryüzüne Cebrail. Kesilen bir tavuk mu ulaşır Allaha, yoksa dondurucuda ki et mi?.

 


Tatil midir bayram, yoksa ibadet mi?. Biz ibadet için kalkıyoruz kıyama. Peki bu kurban da sizin niyetiniz nedir?. Kurban ibadet paylaşmak kardeşliktir.”


Şöyle bir düşündüm , hakikaten kestiğimiz kurbanları gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırabiliyor muyuz acaba?.

 

 


O kadar muhtaç insan varken hemen yakınımız daki birkaç kişiye dağıtarak dağıtım işini bitiriyoruz.
Ya bulamıyoruz ya da bilmiyoruz ihtiyaç sahiplerini.
Derneklere bağışlar dan korkar olduk.
Şüpheyle bakıyoruz.


Çok şükür eti her zaman alabiliyoruz.
Bayram içinde yiyeceğimiz haricinde geriye kalan etlerimizi ihtiyaç sahiplerine dağıtalım.
Kurban de kesilen koyunun yeri buzdolaplarımız değil.

 

 


Pişirdiğimiz etleri  face de instagram da paylaşmak değildir bayram ihtiyaç sahipleri ile paylaşmaktır.

 

KIZIL-ŞAHİN ZİRVESİ…

 

Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin sürpriz bir şekilde Gaziantepspor başkanı İbrahim Kızılı tesislerde ziyaret etti.


Bu ziyaret çeşitli yorumları da birlikte getirdi.
Abo ne oldu yav, niye getti ki, vardır bir iş, gibi öküz altında buza’yı hemen aramaya başladık.
Kavganın küs olmanın kime ne faydası olur onu bilemem.

 

 


Kavga dan çıkar sağlayanlar eriyen buzların altında kalmış olabilir.
Bu ziyaretin neden gerçekleştiğinin belli olmasına rağmen soru işaretleri yaratmak Gaziantep’e ve Gaziantepspor ‘a zarar verir.

 


Asıl olan Gaziantep ve Gaziantepspor olduktan sonra gerisi teferruattır.
Şehir de düşman kardeş takımlar yaratmanın kime ne faydası olmuş.
Bakınız adana , bakınız izmir takımları..

 

 


Takımlarımız küme düştüğünde şehrimizin de küme düştüğünü unutmayalım.
Esnaf olarak, basın olarak hepimiz.

 

 


Şehrimiz de futbolun yeniden canlanması için gerekli adımlarım atılması lazımdı.
Bu da ilk adımlardan biri olur inşallah.

 


Kavga ile bir yere varılmayacağını ülkemiz yaşıyor.
Barış için bu ister siyasette olsun, ister sporda kim adım atıyorsa desteklerim.

 

Sebebi ne olursa olsun.
Kazanan şehrimiz olduktan sonra.

 

SOKRANTES DER Kİ:

 

 

Mihnete şükretmeyen, nimete şükretmez.

 

MUSTAFA ÖZKEÇECİ

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz