Ahmet ASLAN

Ahmet ASLAN

Suriyeliler ve içimizdeki faşizm

Memleketin birinci gündemini oluşturuyorlar. Ağzını açan ilk önce onlardan şikayet ediyor. Kimi kadınlarının gözlerine kadar kapanmasından kimi erkeklerinin uzun sakallarından kimi çocuklarının her sokak başında dilenmesinden şikayetçi.

 

 

Efendim, “kentin dokusunu bozdular. Her köşe başında onlara rastlıyoruz. Kiralar onların yüzünden pahalı. Ev fiyatları onların gelişiyle yükseldi. Hırsızlık, kapkaç onların eseri. Tedirginiz, çok korkuyoruz. Bunlar artık buradan çıkmayacak. Şekerim, bak güzelim Antep ne hale geldi.”
Anladınız, Suriyelilerden söz ediyoruz. Ülkelerindeki iç savaştan, her gün üzerlerine düşen bombalardan, mermilerden, füzelerden kısacası ölümden  kaçıp sığınabilecekleri neresi varsa oraya sığınan insanlardan söz ediyoruz.

 

 

Haydi anlıyorum, uzun süredir vicdanınız tedavülden kalkmış, merhametiniz düşman  başına, adaletiniz iğdiş edilmiş durumda ama el insaf yahu, el insaf?

 

Halep oradaysa arşın da burada. Uzaydan gelmiş insanlar değil bunlar. Antep’e yerleşmeyi kendi tercihleriyle belirlemiş insanlar hiç değil.

 

Kerem’in Aslı’nın ateşine yanıp kül olduğu, bir zamanlar Ayntap’ın bağlı olduğu 4000 yıllık Halep’i, tarihin şehri Şam’ı, Humus’u, özetle tarihlerini, yurtlarını, topraklarını, evlerini keyifle, istekle bırakıp koşa koşa buraya gelmiş insanlar değil bunlar.

 

Her birinin yüreğinde savaşın derin acısı, gözyaşlarında kaybettikleri ülkelerinin yası var.
Savaştan kaçıp gelmiş, üzerlerine yağan ölümden, herşeylerini arkalarında bırakıp buraya sığınmış insanlar bunlar.

 

Evet, bilmiyor değiliz, raporlarınızda herşey istatistiklerden ibaret. Kaleminiz Esad’ın, muhaliflerin silahlarına dönüşmüş. Vurdukça vuruyorsunuz Suriyelilere.

 

Vicdan kuraklığında çoraklaşan insanlığınızı görmüyor değiliz. Kalbinize mühür vurulmuş durumda. Gözlerinize mil çekilmiş sanki, kulaklarınız insanların çaresizliğine sağır.

 

İçinizde yaşayan faşist duygularınız Türkçe okuyan yazan her Suriyelinin yüreğine bir kılıç gibi batıyor haberiniz yok.

 

Söyler misiniz, hangi Suriyeli üzerinde hayat bulduğu memleketini bırakıp burada yaşamak ister?
Hangi Suriyeli dilini, adetini, kültürünü bilmediği bir diyarda mülteci olmak ister?
Hangi Suriyeli yabancı diyarlarda bir yabancı hayatı yaşamak ister?

 

Haydi söyleyin lütfen, Allah korusun Türkiye’de yaşanan bir iç savaşta ilk sığınacağımız bir yerde her gün bizi aşağılayan, defolup gitmemizi isteyen insanların varlığı karşısında neler hissederdik?
Hem birilerini yargılayıp mahkum edeceksek  önce kendimizden başlamak daha doğru olmayacak mı?

 

 

Savaşın mağdurlarına bir mağduriyette biz yüklemedik mi?

Bu şehrin en kötü evlerini, dükkanlarını, bodrumlarını değerinin iki üç katına Suriyelilere kiralayanlar içimizdekiler değil mi?

 

 

Suriyelileri bu şehrin en ağır işlerinde  en düşük ücretle, hiçbir güvence sağlamayıp uzun çalışma saatleriyle çalıştıranlar bizler değil miyiz?

 

 

Savaş mağduru kadınların çaresizliğini en iğrenç şekilde kullananlar aramızda yaşamıyor mu?
“Tamam, doğru ama,” diye  evelemeyin lütfen, gevelemeyin. Biliyoruz, vicdanınız darağacında ama bari sesinizi kısın. Anlamsız boş gürültünüz, evini, ekmeğini, sokağını, işyerini mağdur ve mazlum Suriyelilerle paylaşan Anteplilerin, Antep’te yaşayanların sesini bastırmasın. Kötülüğünüz,  iyiliklere, iyi insanların çabalarına gölge olmasın. 

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz