Çetin PEKMEZCİ

Çetin PEKMEZCİ

SPOR POLİTİKALARI

11.11.2011 bu tarih herkes tarafından ilginç bulunan bir tarihtir. Ülkemiz için ise unutulmayacak bir Cuma akşamı oldu. Avrupa Futbol Şampiyonasına katılma yolunda HIRVATİSTAN ile Play Off müsabakaları oynamak konumunda olan A Milli Futbol Takımımız, rakibinden 3 gol birden yiyerek, ZAGREP’E gitmeden İSTANBUL ARENA’DA havlu attı.

Tabiî ki bu sonuç ister istemez Milli Takımın yönetilmesi ve Futbol Federasyonunun yönetilmesini gündeme getirdi. Bir ülkenin hükümetlerden, hükümete değişmeyen bir politikası olur. Sosyalist ülkeler. Avrupa ülkeleri bu politikayı en iyi uygulayan örneklerdir. Ülkemizde ise durum farklıdır. Günlük başarılarla yetinmek, günü yaşamak çok daha önemlidir.

2000 li yıllarda 3+1 yabancı kontenjanı varken Galatasaray Süper Kupayı kazandı.2002 yılında Dünya Üçüncüsü olduk.2002 yılından bugüne doğru dürüst hatırlayabileceğimiz bir başarı öyküsü yok. Halen uygulanmakta olan 6+2 sistemiyle ülkemizde geçerli futbol statüsü ne yazık ki Türk Futbolcuların yetişmesine zemin hazırlamamaktadır. Buna kendi kendimizi yeme çabasını ekleyip milli takımların başına YABANCI HOCALAR getirirsek, sırtımız yerden kalmaz bir hal almaktadır.

Buralara gelen süreçte yapılan hatalarımız nedir? Ülkemizin Futboldaki sözünü Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon söylemektedir. Bu takımların Başkan ve yöneticilerinin her maçta hakemlerin kendi lehine düdük çalmadıklarından yakınmaları, her maç sonrası yakışıktan uzak demeç ve söylemleri, bu takımların taraftarlarını İSTANBUL DA düşman kardeşler haline getirmiş durumdadır. Bu süreçte Fener-Galatasaray takımlarının payı çok daha büyüktür. Bu takımlara zamanında tavır koyamayan tüm siyasiler birinci dereceden suçludurlar..
.
Hakemlerimiz, bu takımları kollamak, bir sonraki hafta maç almak korkusuyla DÖRT BÜYÜKLER lehine çaldıkları düdükler, vermiş olduğu kararlar, kendini geliştirmemeleri, maçlarda normal faullere sırf dinlenmek için faul vermeleri, maç içinde kaşarlanmış futbolcuların el kol hareketlerinden etkilenmeleri de takımlarımızın çıt kırıldım bir şekilde KAPIKULE ötesinde kayıp olmalarına neden olmaktadır. Çok uzağa gitmeyiniz. Trabzon-CSK ve Beşiktaş-Dinamo Kiev maçlarını yöneten hakemlere ve verdiği kararlara bakınız. Bizim en iyi dediğimiz Cüneyt Çakır ve Fırat Aydınus’un kararlarıyla özdeşleşiyor mu?

Buna Ulusal ve yerel basının taraftar kimlikli yazıları, akşamları yayınlanan Spor yorumların da, yağ var, bal var. Yarı yarıya kar var düşüncesi de eklenince, bizim futbolcularımız kendilerini dünya devi görmeye başlıyorlar. Bakınız BURAK YILMAZ: Hırvatistan maçında rakip kaleye şut çekmek değil yüzünü dönebildi mi??? Bunları çoğalmak mümkün ama çözüme gidecek yolu hükümetin politikası belirleyecektir.

Futbolu seven, kendisi de futbol oynamış bir BAŞBAKANIMIZ var. İSTİKRARLA devam eden bir hükümet görevinin başında. Enerjik ve genç bir spor bakanımız var. Bu varları bir araya getirdiğimizde, ülkenin futbolunun içinde bulunduğu durum, istikrarla giden bir hükümetin politikası ile bağdaşmıyor. Her söyleminde bu benim ustalık hükümetimdir diyen sayın başbakanımızın söylem ve çabalarıyla örtüşmüyor.

Burada görev Sayın Suat KILIÇ Bakanımıza düşüyor. Gençlik Spor İl Müdürlerini değiştirmekle uğraşacağına: ortak aklı öne geçirerek, deneyimlere saygı içinde, istişare ederek: Futbol Federasyonunu ve ülke futbolunu sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için çalışması gerekir diye düşünüyorum. Saygılarımla.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz