SOKRANTES...

SOKRANTES...

SONRA DEDİM Kİ EYKİ GAZİANTEPLİYİM

Geçen hafta Cuma günü sizler sokrantesi okurken ben çok uzaklardaydım. Antalya da tarım fuarına gitmiştim. Her misafirperver, cömert hemşerilerim gibi ben de baklavamı, fıstığımı yanıma alıp gittim. İki üç haftadır sosyal medyada baklava fiyatları yayınlanıyor ve dışarıdaki dostlarımıza bakın istediğiniz baklava kaaç kaat diye gözlerine gözlerine sokuluyor. Şimdi konumuz bu değil amma yeri gelmişken aklıma gelmişken yazayım dedim. Gazianteplinin ne kadar cömert olduğu ve misafirperver olduğunu tüm dünya bilir. Evimize gelen misafire maddi durumumuz ne olursa olsun en iyi şekilde ağırlamaya çalışırız. En üç çeşit yemek, meyve, kadayıf baklava elimizde eteğimizde ne varsa dökeriz. Yanımızda ikram olarak götürdüğümüz baklava sigara gibi bir tanışma aracı olabiliyor. Hele yi yavv sözü ile buzlar eriyor. Futbolcularla bile barışma aracı.. Neyse bunları paylaşarak cömertliğimize gölge düşürmeyelim. Biz asıl konumuza dönelim. Hızını alamadın bu kez de Antalya’ya mı sokrandın diyebilirsiniz. Sanki biraz öyle olacak. Rus uçağı düşürülünce en çok kara kara düşünen Antalyalılar olmuş. Meyvesi sebzesi, turizmi ile en çok iş yaptığı ülke Rusya olunca haliyle ne yapacağız biz derdine düşmüşler. Amanın bunlar bir kara kara düşünüyler zannedersiniz ki kendilerinin uçağı düşmüş. Konuşuyoruz masa da tohumcusundan sulamacısından üreticisine hatta tüketicisine kadar var. Sorunlar neler yapılır tartışılıyor. Rusya’nın yaptırımları ülkeye verdiği zarar konuşuluyor. Durum böyle giderse mesleği bile bırakabiliriz diye konuşanlar var. Hemen lafa atıldım. “biz ne yapalım. Senelerdir Irak savaşı, sonra Suriye problemi, doğudaki olaylar, sağımız solumuz teşvik kapsamında ve bu durumda bi de bankaların sanayimize çıkarttığı zorluk. Devlet hiçbir zaman sizin borçlarınızı erteleyeceğiz demedi. Mallarınızı satmanız için Pazar buluruz size demedi. Tam tersi bankalar hemen kredileri kesti. Ama buna rağmen desteksiz işimizi gücümüzü yapıyoruz. Türkiye öksürse Gaziantep grip olur. Ama hiçbir zaman demedik aman… Tam tersi daha da hırslandık şehir olarak. Türkiye’nin en büyük sanayii şehriyiz o kadar probleme rağmen. Bizim atalarımız 11 ay şehri yine devlet desteksiz kendi imkanlarıyla savundu. Ekmek bulmadı, acı bademden un yaptı ekmek yaptı yedi. Biz ne yapalım bu kadar olumsuzluklar içindeyiz. Çok zor bir coğrafyadayız. Hemen karamsarlığa düşüyorsunuz “ dedim. Ve bir dilim baklavayı yuvarladım ve “hele yin yin , yiyinde kafanız yerine gelsin”. Ve sonra dedi ki; ey ki Gaziantepliyim… Demem o ki zor günde ülke olarak birlikte olmamız lazım. Hemen karamsarlık senaryosu yazmanın düşmanımızı güldürmeden başka bir işe yaramaz.

SOKRANTES DER Kİ; HAYATIN NİMETLERİNİN DEĞERİNİ BİZE ÖĞRETEN ANCAK HAYATIN ZAHMETLERİDİR ( GOETHE)

KAYIP PUANA ZEMİN ARAMAK…

Gaziantepspor Fenerbahçe’yi elinden kaçırınca bunun sebebi ulusal medyacılar tarafından araştırılıp duruldu. Hakem deseler olmayacak, hatası teraziye konsa Gaziantep tarafı ağır basacak. Gaziantepspor u övseler Feneri eleştirseler o da olmaz. Sonunda suçlu bulundu. ZEMİN.. Evet zeminimiz hakikaten kötü. Ama Gaziantep sporun da bu zeminde oynadığını unutmayalım. Nani kötüymüş ama nedeni var “Ferrari bu yolda gitmez miş. Bizimkiler hacı murat sanki. Lig tv de baklavaları götürürken “sağ olsun başkanım “ diye ağır ağır konuşan lig tv nin ağır abisi programında gelen bu mesajı okudu. “Stadyum Gaziantepspor’a kiralık ve bununla ilgili tüm bakım kulübe ait. Belediye ise sadece lojistik destek sağlıyor. Zaten stadyumda çalışanların 6-7 aylık birikmiş alacakları var. Düşünün ki stadın jeneratör mazotunu bile belediye karşılıyor. Parasızlıktan en ufak bakım yapılamıyor. Stadyumu belediyeye vermek gerekir” Bu mesajı okuduktan sonra bu stada maç oynatmayın dedi TFF ye. Eee tamam da 14 haftadır nerdeydiniz. Fenerbahçe puan kaybettiği zaman mı bu olumsuzluklar konuşulacak. Fenerbahçe geçen sezon 5-0 yendi gitti ama onda zemin konuşulmadı. Zemin anı zemin di hatırlatırım. Tamam zeminiz hakikat kötü bundan bizlerde rahatsızız ama sezon başından beri bu serzenişimiz hiç ulusal medya da yer bulmadı. Beşiktaş 3-0 yenip gidince zemin unutuldu. Skor yazarlığı yapan ulusal basın takımlarınızı olduğundan fazla abartmayın sonra Avrupa’ya gidip dayak yiyip geliyorlar..

DÜÜT DE (ME)….

Trafik de kırmızı ışık da duruyorsunuz. Önünüzde 4-5 araç var. Gaziantep trafiği şartlarında yeşile yetişmenizin imkanı yok. Ama daha arkadaki aracın şoförü sarıya dönüşür dönüşmez hemen kornaya asılıyor. Ona bakan diğer şoförlerde kornaya basıyor ve bir korna senfonisi dinlemeye başlıyorsunuz. Gerçi bazı ışıklarda kırmızıdan hemen yeşile geçiyor ya onda da yaya ya kırmızı yandı mı hangi açıdan nasıl görüyorsa hemen kornaya basıveriyorlar. Kimilerinde bu bir hastalık. Yeşile yetişsin veya yetişmesin hemen dütt der. Bence yerli otomobilimize trafik ışıkları kırmızıdan sarıya dönüşünce araç otomatik olarak korna çalmalı. Bizler için çok büyük bir özellik olur. Ambulanslara yol vermeye çalışırken bile önde araca korna çalıp ambulansın yerine kendini koyan şoförlerimiz var. Korna çalacağına kenara geç. Düüt deme.. Trafikte birbirimize saygılı olalım. Zordaki araçlara veya yayalara yol vermek ayıp değil. Gideceğiniz yere sadece 1 dk geç gidersiniz. Biraz saygı…

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz