Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Sizin şekeriniz ne renk? -2

İradenizin nerede başladığını veya bittiğini hiç düşündünüz mü? Belli bir davranışa yönelirken sizi neyin motive ettiğini? Neden sabah erkenden kalkarsınız mesela? Tabii ki işe gitmek için. İşe gitmezseniz ne olur? Patrondan veya amirinizden kötü bir söz duyabilirsiniz. Öyle görünüyor ki bazı durumlarda sevmediğimiz bir sonuçtan kaçınmak motivasyon olabiliyor. Trafik cezasından kaçınmak için kırmızı ışıkta beklemek de böyle bir şey. Ama ya kendi kendimizle baş başayken ve kimse bizi denetlemezken? Yalnızca cezadan kaçınmak için kurallara uyanlar cezanın olmadığı durumda –bazen kendi hayatlarını veya başkalarının hayatlarını tehlikeye atma pahasına- kuralları çiğnemekten kaçınmazlar. Tıpkı yanında kimse olmayınca diyetini bozan şeker hastası ya da kamera yoksa kırmızı ışıkta geçen şoför gibi. Kimse denetlemiyorsa, kurallar çiğnenebilir.

 

 

 

 


Bir önceki yazımı okuduktan sonra kendi hayatınızda size şeker gibi tatlı gelen, ama inandığınız değerler veya kişisel çıkarlarınız bakımından zararınıza olan durumları ve davranışları düşündünüz mü, bilmiyorum. Ama siz bu konuda düşünün veya düşünmeyin, hepimizin irademizi kullanıp kendimizi yönlendirmemiz gereken anlarla dolu yaşamımız. Peki neden bazıları bu işi daha iyi yaparken, diğerleri başarısızdır?

 

 

 

 


Bu durumun temel olarak iki nedeni vardır. Birincisi bir ölçüde genetik faktörlerdir. Hepimiz belli kişilik özellikleriyle dünyaya geliriz; bazıları daha içe dönük, bazıları çok titiz, bazılarımız da çok sinirli ve kendini denetlemekte biraz daha kötü olabilir. Ama unutmayın, bu yalnızca bir eğilimdir, davranışlarımızın kesin belirleyicisi değildir. Asıl belirleyici olan, küçük yaşlarda aldığımız eğitimdir. Eğer sürekli birileri tarafından denetlenerek büyüdüyseniz, kendi başınıza sorumluluk alma ve karar verme becerileriniz gelişmediyse, ilerleyen yaşlarınızda kendinizi denetlemeniz o kadar kolay değildir.

 

 

 

 


Peki bu eğitim nasıl olmalı? Nerede başlamalı? Günümüzün eğitimli ve titiz anneleri “iyi anne” olmak adına çocukları için ne kadar çok şey yapıyorlar bir düşünelim. Onlar için her ayrıntıyı planlıyor ve çocuklarının yaşamını yönetiyorlar.  Sabah çocukları yataklarından anneleri kaldırıyor, kahvaltı hazırlıyor, kahvaltıya davet ediyorlar. Ne kadar yemek yemesi gerektiğine karar verip tabaktakilerin bitip bitmediğini kontrol ediyorlar. Çanta hazırlanmış mı, okul giysileri temiz mi değil mi, değilse önceden kendilerinin hazırladığı temiz ve ütülü olanları sunuyorlar. Bütün kontrollerden sonra kapıya servis geliyor. Neyse ki okula gitti. Okuldan dönüşte kapıdan içeri giren çocuğa anne üstünü değiştirmesini söylüyor. Ellerini yıkaması gerektiğini hatırlatıyor, bir şeyler yemesi için atıştırmalık hazırlıyor. Ödevleri kontrol ediyor. Çocuk yemek yedikten sonra hemen televizyonun başına gidiyor. Anne biraz oyun oynamasına veya televizyon seyretmesine izin verdikten sonra ödevlerini yapması gerektiğini hatırlatıyor. Bu kadar dıştan denetimli bir çocuk tabii ki hemen annesinin isteğine uymuyor. Anne tekrar hatırlatıyor, tekrar hatırlatıyor, derken biraz kızıyor, televizyonu kapatıyor, vs..

 

 

 

 


Bu tablo size de tanıdık geldi mi? Yukarıdaki tabloda çocuğun kendi başına karar verdiği herhangi bir sahne var mı? Kendiliğinden, içten gelen bir istek ve gereklilik düşüncesi ile yapılan bir davranış? Çocuğun isteyerek yaptığı tek şey galiba televizyon seyretmekti. Bu da, günümüz çocukları için şekerlemeden farkı olmayan bir uğraşıdır. Çocuğun yaşamında onu belli bir noktadan, erişmek istediği bir hedefe eriştiren bir işlevi bulunmaz. Böyle bir durumda çocuk için hedefler belirleyen, o hedefler için yol çizen ve yapılması gereken uğraşıları belirleyen anne ve babalardır. Ayrıca bu uğraşıların zamanında yapılıp yapılmadığını, yeterince emek verilerek, belli bir standartta olup olmadığını da denetlerler. Çocuktan beklenen nedir? Yalnızca kendine söylenileni yapmak ve uslu bir çocuk olmak. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sahi, bu çocukların kendilerine göre bir amaçları, idealleri var mıdır? İdeal belirleyip hedeflerine gitmeleri için fırsat verilmiş midir? Kendilerine söylenen şeylerin neden yapılması gerektiği hakkında düşünmüşler midir? Ne yapılacağına dair kararı veren kendileri olmadığına göre, kararın sahibi ortalarda yoksa veya denetleme biraz aksarsa o işi yapmaya gerek var mıdır? Yapılsa bile fazla uğraşmadan, üstünkörü olsa ne çıkar?

 

 

 

 

 


Konuyla ilgili yine yazacağım. Haftaya kadar biraz düşünmenizi öneriyorum. Sevgilerimle.

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz