Ahmet YETİM

Ahmet YETİM

SIRA EĞİTİMDE

İlimizin eğitim sorunu ile ilgili 24.12.2011 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma ŞAHİN ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer DİNÇER’in de katılımı ile başta valimiz Sayın Erdal ATA olmak üzere ilimizin üst düzey bürokratları, sivil toplum kuruluşlarının liderleri, ilimizin önde gelen sanayici ve işadamları ile eğitime karşı duyarlı tüm Gaziantepli hemşehrilerimizin hazır bulunduğu Şehitkamil Kültür Merkezinde yaklaşık dört saatlik bir istişare toplantısı şeklinde farkındalık yaratma ve yardım kampanyası düzenlendi. Burada toplanan grubun üyelerine Sayın Valimiz özel olarak bir yazı kaleme almıştı. Bu yazıdan bir tanesi de bana geldiği için bende oradaydım. Zira konu çok önemliydi. Eğitim. İlimizin şuan hepimizin ağız birliği etmişcesine hem fikir olduğu eğitim sorunumuz. Gaziantep sanayide gelişmiş, kültürde gelişmiş, turizm de gelişmiş, sağlıkta gelişmiş, sporda gelişmiş ama tüm bunların aslında alt yapısını oluşturması gereken eğitimde bazı kriterlere göre 80. sırada! Bu çok tezat bir durum. Peki neden böyle? Bu toplantıdan çıkardığım kadarıyla ana neden; yetersiz okul, dolayısıyla derslik sayısı ve bunun sonucunda derslik başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamalarının çok çok üzerinde olması. Bunun yanında yine yetersiz öğretmen sayısı bir diğer neden. Tabi başka faktörlerde var. Bu konuyu ben çok önemsiyorum. Zira kaliteli ve dünya standartlarında bir eğitim almış bir birey ile almamış bir birey arasında dağlar kadar fark olacaktır. Eğitimi iyi insanlar bilinçli, haklarını bilen karşısındakine saygılı, donanımlı, mesleki açıdan yeterli, her zaman aranılan kalifiye bir eleman olarak karşımıza çıkar.

İşte tam bu noktada olayın Kurumumu ilgilendiren yönü ortaya çıkıyor. Eğitimli insan kolay iş bulabilen, sosyal haklarını bilen ve arayan, ülkesine ve devletine karşı yasal yükümlülüklerini yerine getiren bir formasyona sahiptir. Biz biliyoruz ki eğitim seviyesi yükseldikçe sigortalı çalışma ve sigortalı çalıştırma oranı artmaktadır. Bu da bizim aktüeryal dengelerimizi iyi yönde etkilemekte ve ülkemizin sosyal güvenlik açıklarını azaltmaktadır. Yine eğitimli insan sağlığına gereken özeni göstermekte, sağlıklı beslenmekte ve önleyici sağlık hizmetleri anlamında bilinçli davrandığı için Sosyal Güvenlik Kurumuna olan sağlık giderleri fazla olmamaktadır. Kısacası her şeyin başı eğitimden geçmektedir.

Peki bu ilde yaşayan bir vatandaş olarak bu konuda ne yapabiliriz. Öncelikle bu olaya duyarsız kalmamakla işe başlamalıyız. Herkesin yapabileceği bir şeyler vardır mutlaka. En basitinden ben devlet memuruyum. Yıllarca devletin okullarında okudum. 1995 yılından bu yana da en büyük işveren olan devletin yanında çalışmaktayım. Devletimizden yıllarca maaş aldım ve almaktayım. Yarın inşallah emekli olunca yine almaya devam edeceğim. Bana bu kadar büyük imkanları sağlayan devletime bir nebze de ben katkı yapsam olmaz mı? Evet bu düşünce ile o toplantıda ilimiz eğitimi için kullanılmak üzere bende bir miktar katkı da bulundum. Keşke gücüm yetse daha fazla verebilseydim. Bunu övünmek için yazmıyorum. Herkesin böyle düşünmesi gerektiğini düşündüğüm için yazıyorum.

Hemen bir hesap yapalım. İlimizde 2011 yılı Eylül ayı sonu itibariyle 39.715 kişi 4/c’li olarak çalışmaktadır. Yani bu kadar kişi devlet memurudur. Bu kişilerin her biri 10 TL katkı yapsa 397.150 TL toplanmış olur. Yine ilimizde devlet memurluğundan emekli olmuş 18.031 kişi bulunmaktadır. Bu kişilerin de ortalama 10 TL verdiğini düşünelim 180.310 TL daha toplanmış olur. Sadece yıllarca devletimizden maaş alan ilimizdeki kişilerin katkısı 577.640 TL olacaktır. Bu belki bir kar tanesidir. Ama bu rakam sadece bir kesimin katkısı ilimizdeki diğer yaşayanları da düşündüğümüzde yapılacak katkılar bir çığ gibi etkili olacaktır. Hep devletten mi bekleyeceğiz. Biraz da biz elimizi taşın altına koyalım. Bir gün sigara içmeyelim, at yarışı için bir kupon yapmayalım, belki bu defa diye bir gün iddia oynamayalım, akşam çıkışta bir gün cafeye takılmayalım! Diyeceksiniz ki devletin yapması gereken ana hizmetlerden olan eğitimi neden vatandaş olarak biz finanse edelim. Öyle düşünmeyin. Devlet dediğimiz biz değilmiyiz. Devlet vatandaş olmazsa olur mu? Haydi Gaziantep! Sayın Valimizin dediği gibi simitçisinden sanayicisine kadar bu ayıbın altından kalkmak için hepimizin değil elini başını taşın altına koyma zamanı geldi geçiyor. Kurtuluş savaşında çok büyük kahramanlıklar göstermiş bir ilin nesli olarak bu basit surunu çözemeyecek kadar aciz değiliz. Evet elbette çözeceğiz. Hem de en kısa zamanda. Bu konuda benim sizlere güvenim ve inancım tamdır. Bu yazıdan asıl amacım ilimizin eğitim sorununun çözümü noktasında farkındalık yaratmak suretiyle katkı da bulunmaktır. Sağlıklı, kaliteli ve müreffeh bir gelecek için şimdi söz Gazianteplilerde……..

ASGARİ ÜCRET BELLİ OLDU

01.01.2012-30.06.2012 tarihleri arasında 16 yaşını doldurmuş işçiler için uygulanacak asgari ücret 886,50 TL, 01.07.2012-31.12.2012 tarihleri arasında ise 940,50 TL olarak belirlendi. Buna göre asgari ücretin net tutarı ilk 6 ay için 701,14 TL, ikinci 6 ay için 739,80 TL oldu. Bilindiği üzere 5510 sayılı yasanın “Günlük kazanç sınırları” başlıklı 82 inci maddesinde “ Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, sigortalıların yaşlarına uygun asgarî ücretin otuzda biri, üst sınırı ise 16 yaşından büyük sigortalıların günlük kazanç alt sınırının 6,5 katıdır.” şeklindedir. Dolayısıyla 2012 yılının ilk yarısı için prime esas kazancın alt sınırı aylık 886,50 TL, üst sınırı ise 5.762,25 TL olacaktır. Bu tutarlar üzerinden çalışanların primleri ödenecektir. Yine Bağ-kur’luların yani 4/b’liler ile isteğe bağlı sigortalıların da primleri bu tutarlar arasında istedikleri rakam üzerinden Kurumumuza yatırılacaktır. Yine 2012 yılın ilk yarısında uygulanacak idari para cezaları da 886,50 TL üzerinden uygulanacaktır.

YENİ YILDA YEŞİL KARTLILARIN DURUMU

5510 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesine göre; yeşil kart sahibi olanlar ile yeşil kartlı olmayanlardan herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası kapsamına alınacaklardır. 1 Ocak 2012 tarihinden sonra yeşil kartlı olmayanlar ile herhangi bir sosyal güvencesi olmayanların genel sağlık sigortası tescili Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından re’sen yapılacaktır. Bu kişilerin 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren bir ay içinde gelir tespiti için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurmaları gerekmektedir.

Yapılan gelir tespiti sonucunda aile içindeki kişi başına düşen gelir miktarının aylık tutarının asgari ücretin üçte birinden az olması halinde bu kişiler, primleri devlet tarafından karşılanarak Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında tescil edilecektir. Yapılan gelir testi sonucunda aile içindeki kişi başına düşen gelir miktarının aylık tutarının asgari ücretin üçte birinden fazla olması halinde ise bu kişiler, Kanunun 60 ıncı maddesinin (g) bendi kapsamında tescil edilecektir. Bu kapsamda tescil edilen kişilerden aile içindeki kişi başına düşen gelir miktarının aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden asgari ücrete kadar olduğu tespit edilenler asgari ücretin üçte biri, asgari ücretten asgari ücretin iki katına kadar olduğu tespit edilenler asgari ücret, asgari ücretin iki katından fazla olduğu tespit edilenler asgari ücretin iki katı üzerinden %12 oranında genel sağlık sigortası primi ödeyecektir.

Buna göre tescil edilen kişilerden aile içindeki kişi başına düşen gelir miktarının aylık tutarı;
a)295,50 TL ile 886,50 TL arasında olanlar 35,52 TL,
b)886,50 TL ile 1.773 TL arasında olanlar 106,44 TL,
c)1.773 TL’nin üstünde olanlar 212,76 TL, genel sağlık sigortası primi ödeyeceklerdir.

1 Ocak 2012 tarihinden sonra yeşil kart vizesi dolanların vize tarihinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına müracaat ederek gelir tespiti talebinde bulunmaları gerekmektedir. Bu nedenle 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren tüm yeşil kartlıların başvuru yapmalarına gerek yoktur. Vize tarihi geldikçe başvurular yapılacaktır. Gelir tespiti için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına ya da Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmayanlardan asgari ücretin iki katı tutarı üzerinden hesaplanan genel sağlık sigortası primi alınacaktır.

SORULAR VE CEVAPLAR

Soru-1)Tolga CERAN isimli bir okurumuz bize şu soruyu yöneltmiş; Ahmet Bey, Aşağıda linkte yer alan 09.03.2011 tarihli köşe yazınızın soru, cevap.3 kısmında yer alan konu ile ilgili olarak, Konya 1. İş Mahkemesine şahsen dava açtım. Büyük ihtimalle de lehime karar verileceğini umuyorum. Ancak Davalıların konuyu temyiz etmesi durumunda, emsal olarak bir yargıtay kararı temin etmek istiyorum. Ancak tüm araştırmalarıma rağmen şu ana kadar böyle bir karar metnine ulaşamadım. Konu ile ilgili olarak tecrübe ve bilginize müracaat etmeyi uygun gördüm. Günsüz işe giriş konusunda, yargıtaydan çalışanlar (davacı) lehine bildiğiniz bir karar var mıdır? Varsa esas ve karar numarasını bana bildirebilir misiniz lütfen. Çok teşekkür eder, iyi çalışmalar ve adaletli günler dilerim. Saygılarımla,

Cevap-1)Okurumuzun belirttiği konuyu biz günsüz işe giriş diye tanımlıyoruz. Yani sigortalı işe giriş bildirgesi verilmiş ancak prim ödeme gün sayısı yani hizmet bildirilmemiş kişiler için bu durum geçerlidir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi işvereniniz o tarihlerdeki adıyla aylık sigorta prim bildirgesi ve dört aylık sigorta dönem bordrosunu vermiş ama her iki belge arasında mutabakatsızlık olduğundan SSK işleme almamış olabilir. İkincisi ise sizin çalışma gün ve kazançlarınızı gösteren dört aylık sigorta dönem bordrosu verilmemiş olabilir. Şayet birinci durum varsa yani mutabakatsızlık var ise ilk işe giriş bildirgesi verilen SSK Sigorta Müdürlüğüne başvurup gerekli işlemi yaptırabilirsiniz. Eğer bu şekilde sonuca ulaşamazsanız iş mahkemesinde dava açmanız gerekecektir. Mahkeme kararlarına göre işe giriş bildirgesinin verilmesi sigortalılık süresinin başlangıcı sayıldığı gibi o işyerinde en az bir gün çalışıldığına da karinedir. Yargıtay bu işe giriş bildirgesinin verildiği günü sigortalılık süresinin başlangıcı saymakla birlikte işe giriş bildirgesinin verilmiş olması nedeniyle en az bir günlük çalışmanın var olduğunu kabul etmektedir. Bu konuda benim bildiğim Yargıtay 10 uncu Hukuk Dairesinin 20.06.1995 tarih ve 5259/5152 sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.09.1998 tarih ve Esas 1998/21-628, Karar 1998/653 sayılı kararları mevcuttur. Kaldı ki bu konuda mülga 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesine(5510 sayılı Kanunun 86 ıncı maddesi)göre açılacak olan bir günlük hizmet tespit davası işinizden ayrıldığınız yılı takip eden yılbaşından itibaren beş yıl içinde açılmalı, beş yıl geçtikten sonra açılan davalar hak düşürücü süre geçtiği için hemen reddedilmelidir. Hal böyle olmakla birlikte Yargıtay bu konuda yani günsüz işe giriş konusunda sigortalılardan yana tavır sergilemekte ve işe giriş bildirgesi verilmekle birlikte dönem bordrosu verilmemiş olaylarda bu beş yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olmayacağı kararını vermektedir.

Soru-2)Hadice KORKMAZ adında bir okurumuzun sorusu şu şekilde; Merhaba Ahmet Bey 03.02.1965 doğumluyum.02 02 1987 -18.09.1988-14.08.1992 doğumlu üç çocuğum var.02.02.2001 ssk girişim var. Halen ssk lı çalışıyorum.Doğum borçlanmasından faydalanabilir miyim?Ne zaman emekli olurum?Teşekkür ederim.Sorunumla ilgili cevap yazarsanız sevinirim.
Cevap-2)Bu soru ile ilgili daha önceki yazılarımda detaylı bilgi vermiştim. Bilindiği üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 41 inci maddesinde sigortalıların borçlanabileceği süreler belirtilmiştir. Bunlardan birisi de adı geçen yasanın 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalı kadının, iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan sürelerdir. Bu itibarla kadın sigortalıların doğum borçlanması yapabilmesi için doğumdan önce sigortalı olmaları şart koşulmuştur. Eğer doğum yapılan tarihten önce 5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi anlamında sigortalılık kaydı yoksa bu haktan faydalanmak mümkün olmayacaktır. Sizinde yaptığınız üç doğumun hepsi SSK kapsamında(yani 4/a)ilk işe giriş tarihiniz olan 02.02.2001 tarihinden önce olduğu için doğum borçlanması yapmanız mümkün değildir. Kurumumuzun bu uygulamasına yani doğumdan önce sigortalı olunması şartına karşı dava açan kadın sigortalılarımız bu davalarını kaybetmektedirler. Bu davalar ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kurumumuzun uygulamasının doğru olduğuna yani doğumdan önce SSK’lı olunması gerektiğine dair kararı bulunmaktadır. Ne zaman emekli olacağınız ile iki durum söz konusudur. Birincisi 7000 gün ve 58 yaşı doldurduğunuz tarihte sigortalılık sürenize bakılmaksızın emekli olabilirsiniz. İkincisi 25 yıl sigortalılık süresi, 58 yaş ve 4500 günü tamamladığınızda emekli olabilirsiniz.

Soru-3)Murat GÜNDÜZ isimli bir okurumuzun sorusu şu şekilde; Merhaba ben 01.01.1971 doğumluyum. 1995-2004 arasında 9 yıl devlet memurluğu yaptım. 01.09.2005 tarihinden bu yana SSK’lı olarak özel bir şirkette çalışıyorum. 2.250 gün sigortam var SSK kapsamında ne zaman emekli olabilirim?

Cevap-3)Okurumuzun verdiği bilgilere göre 3.240 gün emekli sandığı hizmeti ve 2.250 gün SSK hizmeti olmak üzere toplam 5490 gün prim ödeme gün sayısı bulunmaktadır. Okurumuz ilk işe giriş tarihini ay gün olarak belirtmediğinden devlet memurluğuna başladığı 1995 yılının başını yani 01.01.1995 tarihini sigortalılık başlangıcı olarak sayalım. 2829 sayılı hizmet birleştirme ile ilgili kanuna göre son yedi yıldaki en fazla hizmeti şuan SSK yani 5510 sayılı yasanın 4/a kapsamında sigortalılık olduğuna göre bu kapsamda emeklilik şartlarına bakmak gerekecektir. Buna göre okurumuzun emeklilik şartları; 55 yaş, 25 yıl sigortalılık süresi ve 5750 prim ödeme gün sayısı üzerinden olacaktır.

Köşemde bulunan e-mail adresim aracılığı ile bana sosyal güvenlikle ilgili soru(ne zaman emekli olurum, askerlik ve doğum borçlanması, yurt dışı hizmet borçlanması, hizmet birleştirme v.s.)ve sorunlarınızı iletebilirsiniz. Bu sorularınızı izleyen haftalardaki yazılarımda cevaplayacağım.

Herkesin sosyal güvenliğinin olduğu bir dünya dileği ile……

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz