SOKRANTES...

SOKRANTES...

RAMAZAN KEBAPÇILARI

Eveeeet geldi gelecek derken 11 ayın sultanı olan ramazanımıza kavuştuk.

Allah tutacağınız oruçları, yapacağınız ibadetleri ve hayırları kabul etsin inşallah.
Gaziantep’te ramazan denince benim aklıma ramazan kahkesi, meyan şerbeti, sahura kadar açık kahvehaneler ve iftardan sonra sahura kadar çalışan kasaptan olma kebapçılar gelir.
Dükkanlarının önüne bir mangal atan kasap hemen kebapçı dükkanına dönüşür.
Dönüşmesinde bir sakınca görmüyorum.

 


Sonuçta bu bir gelenek haline dönüşmüş durumda.
Kahvede kağıtta ciğer utuzanlar, hanımı sahurluk hazırlamak istemeyip canım bugün kebap yiyelim mi diye gelenler, canı çekip gelenler, bahaneye gerek yok ben kebap seviyorum deyip gelenler mangalın başına doluşurlar ayak üstü hemen dürümleri götürürler.
Afiyet olsun…

 


Benim sıkıntım, kontrolsüzlük, kalitesizlik, hijyen.
Ramazanlık aman zaten yılda 1 ay çalışıyorlar deyip olayı görmemezlikten gelmek yanlışına düşüyoruz.

 

Olayın mali yönünde değilim.
Aslında o da ayrı bir problem mali kayıp.
Gerçek kebapçılar vergisini verirken, kontrolleri tam olarak yapılırken kasap kebapçılarına göz yummak kebapçılara haksızlık olur.

Kebap fiyatlarının yüksek olması da bu işi cazip hale getiriyor tabii ki.
İki şiş bir ekmek ciğerin 9 TL olması mesela….
Ortalıkta bir pasta var sonuçta.
Ama asıl konu kalite kontrolü yapılıyor mu?

 

Milletin sağlığı düşünülüyor mu?
Gerekli denetlemeler yapılıyor mu?
Haa bu olay gerçek kebapçılar içinde geçerli.

 

Ama ramazan ayında çoğalan bu kebapçılar için gerekli denetlemenin yapılması, özellikle sakatatlar konusunda daha da hassas olunması lazım.

 

“Ramazanda ciğer yiyen ciğer ateşi görmez” sözü bahane olsa da yemek yemeyi seven bir şehiriz.
Sonuçta gastronomi şehriyiz.

 

Tabii ki yiyip içeceğiz.
Ama gözümüzün de arkada olmaması lazım.
Yerken acaba kelimesini aklımıza getiriyorsak burada bir eksik var demektir.
Yine söylüyorum benim sokranmam bu ramazanda kebapçı olan kasaplara değil.

 

O artık bir gelenek olmuş.
Benim sokranmam denetimsizlik.
Haa insanımız kaliteyi biliyor, kaliteye gidiyor diyebilirsiniz.
Gittiğiniz kebapçıya itimat edebilirisiniz.

 

Unutmayın itimat kontrole mani değildir.
Sağlığımız için yediğimize dikkat edelim.
Ülkemizde ve şehrimizde de kaçak kesimlerin olduğunu hatırlarım.
Belediyelerimizin zabıta müdürlerine sesleniyorum ramazan ayı boyunca denetimlerinizi daha da sık yapınız.

 

Halkın sağlığı ile oynamalarına izin vermeyin.

SOKRANTES DER Kİ: Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.

 

++++++++

 

DUT’UN KOLLARIMDAN DÜŞERİM ŞİMDİ

 

Çok değerli arkadaşım Gökmen Tılfarlıoğlu geçenler de yanıma geldi sohbet ediyoruz.
Konu döndü dolaştı Sokrantes’e geldi.


Ve bana “Şu dut ağaçlarını yazsana” dedi.
Ben de “Haklısın sinek, üvez yapıyor  değil mi, belediyeler de gerekli ilaçlamaları yapmıyor, havalar da birden ısındı haklısın “dedim.
“Hayır, konu o değil”

 


“Ya ne olabilir ki sıkıntı, yanlış mı budamışlar, ağaçlarımı kesmişler konu ne o zaman” dedim.
Başladı anlatmaya..


“Dut ağaçları dutlarını yere dökmüş. Haliyle insanlar da üzerlerine basıp geçiyor. Yerler dıbık dıbık bir de oradaki esnaf dıbıklık gitsin diye sulamış ama nafile yere mıh gibi işlenmiş. Ayağım bir kaydı, Allah esirgedi  valla” dedi.

 


Çay filan içtik sonra düşündüm ne yapılabilir diye.
Sonuç olarak bunların dutundan faydalanılmıyor. Çoğu heba oluyor.
Arabaları altına park etsen onun üstü de dıbık dıbık oluyor. Sineği ve pisliği de cabası.
Haa bu dut ağaçları yaşlı ağaçlar, eskiden dikilmiş,  bunların yere düşen dutlarını temizlemek ve olumsuz durumları engellemek zor.

 

 


Google amcaya sordum ne yapılabilir diye hemen şak diye cevabı yapıştırdı.
Bu ağaçlar aşılanırsa erkek duta o zaman meyve vermezmiş.
Bu şehir deki dut ağaçları aşılansa ne olur.

 


Hem ağaçlarımız kurtulmuş olur. Zaten dutunu yiyemiyoruz hepsi yere dökülüyor. Hem de sinekten ve üvezden kurtulunmuş olur, yerler dıbık dıbık olmaz ve kimse de düşmez.

 

+++++++++++

 

 

GAZİMUHTAR DİLENCİLERİ (2)

 

Bu konuyu galiba bir hayli konuşacağız.
Yeni çehresiyle birlikte cazibe merkezi oldu.
Bir de dilenci merkezi tabii ki.
Gıda sektörünün öncü olması özellikle de baklavacı sektörünün çoğunlukta olması dilenciler açısından daha da cazip hale geldi.
Tam vicdan meselesi.

 


Kilosu 45 TL’lik baklava alıyorsun ve karşında elini açmış bir çocuk, veya tam bir dilim baklavayı götürüyorsun karşında duran dilenci.
İşin ilginci gel ye desen yemiyor böyle de tok gönüllüler desem de inanmayın amaç para…
Aynı durum Kelebek ve Sakıp Usta’nın bulunduğu caddede de var. Yemek boğazında düğümlenip kalıyor.

 


Yahu 1 TL ile ne olacak ki dediğimiz an bittiğimiz an oluyor.
Ve dilenci mafyasına yardım etmiş oluyoruz.
İşyerleri bu dilencilerden illallah etmiş durumda.
Çeteleşmişler artık.

 


Bu konunun üzerine düşülmesi lazım.
Yoksa buruda Gazimuhtar dilencileri 3’ü hatta 4’ü, Hızlı ve Öfkeli’den daha fazla seri yapabiliriz.
Trafik zabıtası yerine dilenci önleme zabıtası olsa bu halk için daha yaralı olurdu.
Yakında mafya gibi bu semt benim bu semt benim diye birbirlerine girerler.
Dilenci çocukları yakalayıp ailelerine vermek soruyu baştan yeniden okumaya benzer vakit kaybı cevaplayamazsınız.

 


Çünkü zaten onları dilendiren o aile büyükleri nasıl büyüklerse…

 

 

MUSTAFA ÖZKEÇECİ

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz