Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

ÖTEKİ OLMAK

Ben bir asker kızıyım. Babam yıllarca Türk ordusuna hizmet verdi. Bu yıllar içinde gezdiğimiz şehirlerde hafızama kazınan en önemli şehir ise Diyarbakır'dır. Bu şehrin önemi nedir ? diye sorarsanız, şu anki aklımla size bir çok cevap verebilirim. Ama bu soruyu o dönemin aklı karışık, çocukluktan genç kızlığa yeni yeni adım atmaya çalışan Tülay'a sorsanız eminim ki, o sizi "kendimi öteki gibi hissetmek" diye yanıtlardı.

1979 yıllarına denk gelen lise dönemimde hissettiğim tek duygu dışlanmak duygusuydu. Okuldaki bir çok Kürt öğrencinin arasında bir asker çocuğu olmak, bu yabancı kültürde bir birey olmaya çalışmak, daima tetikte olmak, ders aralarında okul bahçesinde gezerken düşmanca bakışlara hedef olmak o kadar yıpratıcıydı ki, ders aralarında bir çok kez sınıftan çıkmadan öylece sıramda oturduğumu hatırlıyorum. Çoğunlukla önüme bakıyor, sanki kafamı kaldırsam nefret dolu bakışların beni yutacağından korkuyordum.

Okul kapısının önünde doğru dürüst Türkçe bilmeyen bıyıkları bile terlememiş sınıf arkadaşımın elindeki bıçakla o ana kadar duymadığım kelimelerle beni tehdit edişini unutamıyordum.

O an aklımda beni kıskacına alan yüzlerce soru vardı. Ben neden ötekileştirilmiş, neden dışlanmıştım? Neden kimse beni tanımaya çalışmıyordu? Hayallerim, beklentilerim, içimde susmayan isyanım tıpkı onlar gibiydi. Onlar gibi seviyor, onlar gibi özlüyor, onlar gibi geceleri Allah'a dua ediyordum. Bunu neden anlamıyorlar, neden beni düşmanlıklarıyla var etmeye çalışıyorlardı?

Bu soruların cevabını bulmak o dönem için elbette ki çok zordu. Sonra zaman içinde çok iyi dostluklar kurduğum o arkadaşlarımı şimdi suçlamıyorum. Biliyordum ki insan olmak demek, onlar için başka, benim için bambaşka bir şeydi. Bir aynada birbirine bakan gölgeler gibiydik, gölgelerimiz kimi zaman aynı, kimi zamansa farklıydı.

Önemli olan şeyin farklı renkler olduğunu öğrenmemiştik.
Sadece zihnimize kazınmış renklere bakıyorduk. Siyahlara ve beyazlara bulanıyor, bu çabamızdan dolayı alkışlanıyorduk. Ne kadar sıradan olursak, o kadar çabuk kandırılacağımızı bilmeden alkışların büyüsüne kapılıyorduk. Zannediyorduk ki, bir tek biz varız, bir tek biz doğruyuz.

Sorun doğrularda değildi aslında, sorun diğerlerini ötekileştirme yargımızdaydı. Bizden olmayan , varlığımızı tehdit eden birileri, sistemin çarpıklığını biraz daha görünür kılan birileri, hepimizin sakındığı, o birileri. İşte bu düşünceydi düşmanlıklarımızı yaratan.

Her gün şehit haberlerinin geldiği bugünlerde, hep geçmişime gidiyorum. Türk-Kürt ayrımını kuvvetle hissettiğim gençlik yıllarıma, zamanla, sabırla o çocuklarla birbirimizi tanıdığımız , çok güzel dostluklar kurduğumuz günlere, elimizdeki kitapları, çantamızdaki yiyeceği paylaştığımız yıllara gidiyorum. O günlere her gittiğimde burnumun direği sızlıyor. Birbirimizi bu kadar çok sevebilecekken, birbirimize bu kadar sahip çıkabilecekken, nasıl olup da bu kadar çok ölüm kustuğumuza inanamıyorum.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz