Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

OKUL BAHÇESİ


Evimizin tam karşısında bir ilköğretim okulu var. Bir süre çalışmaya ara verdiğim için, her sabah kızımı okula götürüyor, okulun bahçesinde o derse girene kadar oyalanarak, çocukları izliyorum. Kimisi kan ter içinde koşturuyor, kimisi patlak bir topu elinde evirip çevirerek, kendine topu yapıştıracağı bir kurban arıyor, kimisi de, kendisine fırlatılacak olan topa kurban olmaya hazırlanıyor. Çocukların çığlıkları caddeleri, sokakları kucaklıyor, çocukların çığlıkları sevgileri büyütüyor, sıcak bir nefes olup, buz tutmuş duygularımızı eritiyor.

Ne, son zamanların bomba gündemi 4+4+4 eğitim formülünden, ne de geleceklerini yutmaya hazırlanan bu cahil düzenin oyunlarından haberdarlar. Hayallerine, canlılıklarına rağmen, bu düzene direnemeyen çocuklarımızın, geleceğimizin en büyük umudu olan bu körpe beyinlerin, çağ gerisinde kalan öğretilerle baskı altına alınmaya çalışılması ne kadar zalimce.

Öyle bir düzen düşünün ki, zalimlerle, mazlumların karşı karşıya değil yan yana konulduğu, el ele tutuşturularak, düğüne bayrama gider gibi ellerinde bayraklarla zafer çığlıkları attıklarını, zalimin mi yoksa mazlumun mu tarihinin yeni baştan yazıldığının kestirilemeyeceği,

Öyle bir düzen düşünün ki, âlemin kuralının değil, insanoğlunun kuralının işlediği, bir bohçanın içine tıkıştırılmış yargılardan o gün için işimize gelenin allanıp pullanıp gözümüze sokulduğu, çıkarların, adaletten önce geldiği, kimsenin kimseye merhamet etmediği, salya sümük ağlayanların değil, şıkır şıkır ortalarda gezinenlerin, ellerinde hediye paketleriyle gezenlerin baş tacı edildiği

Öyle bir düzen düşünün ki, her gün insan hakları ihlalinin yapıldığı, insanını mutlu edemeyen, yoksulluğu yok sayan, sahte cennetler vaat ederek bu düzene karşı bizi savunmasız bırakanların, her gün ayrı bir yüzle sırtımızı sıvazlarken, arkamızda bekleyen avcıları da ihya edecek kadar iki yüzlü olduğu,

Öyle bir düzen düşünün ki ahlâki değerlerin alt üst olduğu , doğruluğun, evren ve insan sevgisi kavramlarının kapı dışarı edildiği, aç avcıların iştahına sunulan körpecik beyinlerin yürek burkan çığlıklarına kulakların sağır olduğu, kimsenin kimseyi duymadığı, kapalı kapılar ardında dönen dolapların ayyuka çıkacağı güne kadar da duymayacağı,

Öyle bir düzen düşünün ki, rüzgâra göre yelken açanların kahraman olduğu, kaz gelecek yerden tavuğunu esirgemeyenlerin, yağlı kapıların kendilerine açılacağı tarihi zamanı bekleyenlerin kıyasıya bir mücadeleye girdiği dövüş arenalarının daima dolu olduğu, sırası gelenin zalimlerin karşında boyun eğeceği güne kadar, onlarla, zalimler arasında vuku bulan, çağın en kanlı en vahşi, kedi-fare oyununun tüm kurallarının uygulandığı,

Bahçede çocuklar koşturuyor, Kimisi kan ter içinde koşturuyor, kimisi patlak bir topu elinde evirip çevirerek, kendine topu yapıştıracağı bir kurban arıyor, kimisi de, kendisine fırlatılacak olan topa kurban olmaya hazırlanıyor. Çocukların çığlıkları caddeleri, sokakları kucaklıyor, çocukların çığlıkları sevgileri büyütüyor, sıcak bir nefes olup, buz tutmuş duygularımızı eritiyor.

Düzenden düzene geçen bu çığlıklar, kelebek gibi narin, kelebek gibi kırılgan olan bu çığlıklar zaliminin peşine düşüyor. Zaliminin karşısına geçip, “İste geldim kurban olmaya, keskin dişlerinin arasına yerleşmeye, pençelerinin acımasızlığını tatmaya. Akacak olan gözyaşlarımı bekletmeden, yere diz çökeceğim anı kolaçan etmeden ,samimiyetle teslim oluyorum, sevgiden eser kalmamış gözlerine.
Oyun bu işte farkında olmasam da, güç bu anlayamasam da. Teslim oluyorum diye gözlerin kamaşmasın sakın. Teslimiyetim, zayıflığı ve zalimliği bilmediğimdendir .Teslimiyetim sevecenliğimdendir. Tarihinin zaferlerle dolu olsa da, bu dünya düzeninde haklılığın, haksızlığın tarihini çoğunlukla sen yazsan da unutma ki akıllarımızı zincirlemenin bir yolunu asla bulamayacaksın.” demek için kolluyor zamanı, kolluyor ardında bıraktıklarını.


Günün Sözü: Bir halkın acıları, iniltileri arasında keyif sürmek; krallık değil, zindan bekçiliği etmektir.Thomas Morey

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz