Bünyamin ACAR

Bünyamin ACAR

NÖBETTEYİZ...

15 Temmuz’a, darbe girişiminin başladığı saatlere dair hepimizin eminim anlatacak çok şeyi var.

 

Darbe girişiminin merkez üsleri İstanbul ve Ankara’da, vatandaş mermilere siper olup, tankların altına yatarken biz de bulunduğumuz noktalarda meydanlara akın ettik.

Şok olmuştuk, bu bir travma, akıl tutulması, memleketin elden gitmesi, bilmediğimiz bir kaosa sürüklenmesiydi!..

 

Mehmetçik içerisine sızmış bir cunta, Fetö örgütü Amerika’dan gelen talimatla vatandaşın kendi silahını yine vatandaşa doğrulttu.

Ve hepimiz o gün en başta ne olduğunu anlamasak da ayrı ayrı kahramanlıklara tanıklık ettik.

 

Milletçe uçurumun eşiğinden döndük.

Bu millet ülkesine, demokratik seçimlerle yönetime getirdiği iradeye sahip çıktı.

 

Fakat ilginç olansa, “medeni batı” bu meydanları, halkın darbeye direnişini pek algılayamadı, ya da algılamak istemedi/istemiyor.

Çok ilginç, halen otoriterlikten falan dem vurmaya çalışan bir haçlı/batı medeniyeti ile karşı karşıyayız.

 

Koskoca bir milletin dünyanın gözü önünde hayatı pahasına demokrasiye, demokratik seçimlerle işbaşına getirdiği yönetime sahip çıkmasını; bırakın takdir etmeyi, görmemezlikten gelmeye çalışan riyakar bir bakış açısıyla karşı karşıyayız.

 

Neden mi?

Çünkü son kale Türkiye!

Türkiye ağzıyla kuş tutsa görmezler.

Çünkü görmek istemezler.

İslam coğrafyasında, özellikle bu bölgede dizayn edemedikleri, parçalayıp bölemedikleri, yönetemedikleri sadece Türkiye kaldı.

Bu coğrafyada yeni sınırlar çizilmek isteniyor ve bu oyunu bozan tek ülke de Türkiye.

Bu nedenle son yıllarda bir dizi provakasyonla elde edemediklerini, hain işbirlikçileri, terör örgütleri ile darbe yapma boyutuna kadar getirdiler.

 

Anlaşılan o ki bunların gözü artık hiçbir şeyi görmüyor.

Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramları sadece cümle içinde kullanan batının ya da üst aklın gözü kararmış.

Türkiye’yi istedikleri kıvama getirmek için sınır tanımadıkları ve tanımayacakları iyice anlaşılmıştır artık.

 

Tabii bunların temelinde, ekonomisi ve siyasal gücüyle Türkiye’nin hızla millileşmesi, milli politikalar geliştirmesi ve güçlenmesi olduğu aşikardır.    

Süleyman Demirel zamanında “Türkiye yönetilmez, idare edilir” demiş.

 

Bugünkü darbe girişiminin nedeni de budur aslında.

Türkiye artık milli hedefler doğrultusunda yönetilmektedir.

Dışarıdan yönetilip, içeriden yönetici adında temsilciler tayin edilen bir ülke olmaktan çıkmıştır.

 

Zor bir süreç olsa da ülkemiz kendi milli iradesiyle büyük bir sınavdan alnının akıyla çıkmıştır.

İnşallah böylesi bir şerden hayırlar da çıkacaktır.

Artık kenetlenme vaktidir.

Öyle de olmuştur.

Siyasi görüşü ne olursa olsun toplumsal bir bütünleşme yaşanmaktadır.

 

Fakat üst akıl da boş durmamakta, bu bütünleşmenin önüne geçmek, fitne çıkarmak için yeni senaryolar yazmaktadır.

Görünen o ki üst akıl yeni oyununu mezhepler üzerinden kurgulamaktadır.

Bu konuda da sağduyulu olmalı ve tahriklere kapılamamalıdır.

 

Aynı zamanda ekonomi üzerinden de bizi vurmaya çalıştıkları ortadadır.

Bazı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürmeye kalkmış, fakat bir sonuç alamamıştır…

 

Ve hasılı onlar sıkıntı verdikçe biz o sıkıntılara bağışıklık kazanıyoruz, her süreçten biraz daha güçlenerek çıkıyoruz.

Allah’ın izniyle daha da iyi olacak, daha önceki yazılarımda da belirttim.

 

Türkiye artık bir yola girmiştir.

Güneşin doğduğu an, gecenin en karanlık olduğu andır.

İnşallah bu darbe girişimi ile gecenin en karanlık anını atlattık diye düşünüyorum.

Ve güneşli günlerin yaklaştığına inanıyorum.

 

Gerçek kahramanlara, ülkesi için hayatını ortaya koyan 248 Şehidimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Ne mutlu ki millet olarak, ülkemize, demokrasimize, insanımıza, milli iradeye sahip çıktık, sahip çıkıyoruz.

Ve unutmayın halen nöbetteyiz, nöbete devam ediyoruz…

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz