A. Eray ÜNVER

A. Eray ÜNVER

NEREDE KALMIŞTIK?

Ülke olarak son 2 yılda 4. Seçimimizi de kazasız belasız bir şeklide nihayet atlattık. Herkes siyasi partileri birbirine yakıştırıp koalisyon hesapları yaparken Ak Parti yıkılmadım ayaktayım mesajı verip tek başına iktidara gelerek tüm hesapları alt üst etti.

 

2 yıl önce daha seçim havasına girilmemişken gündem, ihracat rakamlarının nasıl arttırılması gerektiği, yeni anayasa çalışmaları, Ortadoğu petrolünün Türkiye üzerinden hangi kanallardan taşınacağı, IMF ye borcun kapatılması, çözüm süreci, Türkiye’nin artan kredi notları üzerineydi.
Önce 17 ve 25 aralık operasyonları sonra yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi, 7 haziran genel seçimi,  koalisyon görüşmeleri ve tekrar erken seçim derken yapılması gereken her şeyi bir kenara bıraktık.

 

Bir an önce yeni hükümetin istikrarı sağlayacak hamleler yapıp ülke adına güzel şeyler yapmasını bekliyoruz. Bu kez yapılan hamleler 3-5 yıllık değil 50 yıllık planlar üzerinden hareket edilmeli.

 

Türkiye’nin en başta iyi bir eğitim reformu yapması gerekiyor. Ezberci, tekdüze eğitimin bir an önce bırakılıp yerine araştırma ve düşünmeyi ön planda tutan bir eğitim programına ihtiyaç var.

 

Ekonomik bir kalkınma planlaması yapılırken, yatırımların teknoloji ağırlıklı olmasına önem verilmeli. Yerli araba, yerli uçak projeleri mutlaka hayata geçirilmeli. Yatırım derken ilk akla gelen şey inşaat olmamalı.

 

Sivil bir anayasa mutlaka yapılmalı. İnsan odaklı olması gereken anayasa özellikle kuvvetler ayrılığı prensibini güçlendirmeli.

 

Çözüm süreci ne olursa olsun ülkenin birlik ve beraberliği için devam etmeli.

 

 

AK PARTİ NASIL BU KADAR OY ALIYOR?
           

 

Hiçbir zaman seçmeninin zekasıyla, ekonomik durumuyla, yaptığı işle dalga geçmiyor. Başkaları dalga geçince üstüne alınıp benim işçim, benim çobanım, benim köylüm diyerek seçmeni sahipleniyor.

 

Mahallesinden sokağına, ilinden ilçesine kadar her şehirde süper bir teşkilata sahipler. Partiye üye olan her kesime sahip çıkıp aidiyet duygusu aşılıyorlar. Bu yüzden Başbakan’a ya da Cumhurbaşkanı’na atılan her lafı teşkilat üyeleri üzerine alıyor.

 

Diğer siyasi parti temsilcileri ben merkezli hareket ederken onlar beraber yürüdük biz bu yolda deyip tam aidiyetle hareket ediyorlar.

 

Mhp genel başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı gibi rakip gördüklerini partiden atmayıp, Ali Babacan gibi aykırı ses çıkarabilecek kişileri kendilerine çekiyorlar.

Bir de Recep Tayyip Erdoğan farkı.
                       
                       

 

MUHALEFET NİYE BU KADAR KÖTÜ?
           

 

MHP kendi iç hesaplaşmasının kurbanı oldu. Devlet Bahçeli rakip gördüğü herkesi partiden uzaklaştırarak partiyi tekelinde tutmak istedi. Bu da kendi tabanında bile rahatsızlık yarattı.
Daha önemlisi ise yıllardır iktidar yüzüne hasret kalan ve bu uğurda bir sürü emek veren tabanını koalisyon görüşmeleri başlamadan hayır demesiyle küstürdü. Başbakanlık teklif eden Chp’ye rüşvet mi veriyorsun diye söylenerek bütün kapıları kapattı. Koalisyon görüşmelerindeki çözümsüzlüğün baş aktörü oldu.

 

HDP hükümete gösterdiği tepkinin onda birini pkk ya gösterip biz barış istiyoruz diyebilseydi bir kasımda oyunu yükseltmiş olarak çıkacaktı. İnadına barış deyip sadece devletten silah bırakmasını istemek kimseye inandırıcı gelmedi.

 

92 yıllık bir parti olan CHP’yi Kemal Kılıçdaroğlu değişim sloganıyla yönetmeye başladı. Değişim ani ve sancılı değil de yavaş yavaş olduğundan oylarını da bir çırpıda büyütemedi. 7 haziran tarihinden itibaren 450.000 oy artışı da koalisyon kurma çabalarından geldi. CHP yönetiminden önce seçmen profilini değiştirse sanki daha çabuk sonuç alacak gibi duruyor. Çünkü siyasiler halka inse de CHP seçmeni halka sırtını dönüyor. 
           
     

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz