Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

NEFES NEFESE YARINLAR

Ne kadar uzun bir zamandır oynuyorsun bu oyunu? Kimseye hissettirmeden, kimseyi acına ortak etmeden nice zamandır bakıyorsun etrafına? Anlaşılmadığını, yargılandığını, suçlandığını, kimsenin umurunda olmadığını, gecelerinin katran karası ile safran sarısı arasında gidip gelen bir renk cümbüşü olduğunu ne zamandır seziyorsun kimbilir?

Nereye baksan küçük bir çocuk gülümsüyor geçmişinden. Elleri sıcacık bir somun ekmek, yüreği kafese alınmış bir kuş gibi. Öyle delice, öyle dengesizce çarpıp duruyor avuçlarının içinde. Sımsıkı kapatsan da ellerini, susturamıyorsun yüreğini. Bu gürültünün manasını, deliliğin yaşama dikiş tutturabilmek için elzem olduğunu, aklıselimliğin içini bir kurt gibi kemireceğini bilmiyorsun daha.

Masumiyetin sınırlarından, kar beyazı bulutların koynundan, çağlayan gibi akan bir derenin ürpertici serinliğinden çıkıp gelen bir çocuk gibi bakıyorsun etrafına. Asfalta çizilen oyunların çizgileri gibi net bir şekil almamış geçmişinin bir kıyısından içeriye girmeye çalışıyorsun. Adımların naif, ellerin sancılı.

Nereye gidersen git, başından atamadığın uçarı anıların sarıyor dört bir yanını. Onlara bakarken gözlerin yanıyor, kelimelerin tutuşuyor. Alev alev oluyor ruhun. Nasıl da akıyorlar öyle rüzgârda eğilip bükülen, birbirine yaslanan başak tarlaları gibi, nasıl da karışıyor görüntüler birbirine, fotoğraflarda gülümseyen yüzler nasıl da saklıyor mutsuzluklarını.

Bir tek sen mi kaldın sanıyorsun öyle geçmişinin kalbinde? Bir tek sen mi ağlıyorsun soğuk kaldırımlarda? Bir tek sen mi bekliyorsun deli gibi yağan yağmurun altında?

Şöyle bak bir etrafına. Ne çok insan var gibi yanında. Ne çok nefes var gibi hayatında. Bedenine dokunan ılık bir rüzgâr gibi, korunaklı yaşamına sığınan nadide bir heykel gibi, uzanıyorsun yarınlarına. Ama bilmezsin ki sanrıdır bunlar. Uykuyla düşlerinin arasına ustaca döşenen karanlıkların arasına gizlediğin korkularındır. Kırdığın kalplere merhem olarak hazırladığın duyarsızlığın, dörtnala koşan bir atın terkisine terk ettiğin hayallerindir.

Hayallerin koşar gider geçmişinden, koşar gider kehribar gözlü bir çocuğun lavanta kokulu gömleğinden. Nefes nefese düşer kollarının arasına. Bakar gözlerine gökkuşağını özleyen renkleriyle. Sarılır, bir yorganın altında kıvrılıp kalan biçare bedenine.

Bir bilsek, tek bir ruh olmuş bedenleri, tek bir beden olmuş ruhları, devasa bir örümcek ağı gibi iç içe geçmiş kaderlerimizi, hem ağlayan hem gülen yüzlerimizi, farklı yerlerde farklı şeyler yapıyormuşuz gibi görünsek de, kendimizi arayıp durduğumuzu, ancak birbirimize bakarak, ruhlarımıza dokunduğumuzu.

Bir anlasak, kâinatta yaşayan milyarlarca beden olarak fark edelim kendimizi diye, benzersizliğimizle yeni dünyalar yaratalım diye, bir gece yarısı düşlerimizden kopup gelen çocuklarımıza sahip çıkalım diye, koskoca bir evrenin içine yüce Yaratan tarafından bırakıldığımızı. O zaman ne çok şey değişecek hayatımızda, ne çok şey anlam bulacak yüreğimizde.

Sadece başlamak gerek. Nefes nefese kalmadan, yarınlara sabırla uzanmak, yanınıza gelen o küçük çocuğun sıcacık somun ellerine, kafeslere kapatılan yüreğine sarılmak gerek. Hiç bıkmadan, usanmadan yaşamak için, oyun defterlerinin kapaklarını ustalıkla açmak gerek.

Günün Sözü: Eğer anılar ruhu zenginleştiriyorsa, ona ağır bir yük yüklüyor demektir. Frederic Amiel

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz