Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

MİR’RÂÇ VE ETTEHİYYÂTÜ’ NÜN FAZİLETİ

Mukatil b.Hibban’ın rivayetine göre, Peygamberimiz(s.a.s) şöyle buyurdu: “Mi’râç gecesi, göklere çıkarıldığım sırada Cebrail önümden giderek beni Sidretü’l-Münteha’nın yanında bulunan Hicâb-ı Ekber’e kadar götürdü. Oraya varınca Cebrail bana, “Buyur yoluna devam et!” dedi. Ben de kendisine: “Buyur, önümden git!”deyince bana: “Yâ Muhammed! Buradan öteye senden başka hiç kimse geçmemelidir. Sen allah katında benden üstünsün”dedi. Bunun üzerine tek başıma ilerlemeye devam ederek üzerine bir cennet döşeği serilmiş altın bir sedirin yanına vardım. Bu sırada Cebrail, arkamdan: “Yâ Muhammed! Yüce Allah seni övüyor, O’nun dediklerini dinle ve O’na itaat et. Sakın O’nun konuşmaları seni ürkütmesin” dedi.

-Bu sırada Allah’ı övmeye başlayarak: “Ettehiyyâtü lillâhi vesselâvatü vettayyibât= Tahiyyat, güzellikler, salavâtlar Allah’ındır..” dedim.

-Yüce Allah, benim sözlerime karşılık: “Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühu= Selâm üzerine olsun ey Peygamber ve Allah’ın rahmeti ile berekâtühu” buyurdu.

-Ben de buna karşılık: “Esselâmü aleyna ve alâ ibâdillahissâlihîn = Selâm bizlerin ve Allah’ın bütün sâlih kullarının üzerine olsun!” dedim.

- Bu arada Cebrail de: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlühu = Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed de O’nun kulu ve Resûlüdür” dedi.

- Yüce Allah da şöyle buyurdu: “Amenerresûlü bima ünzile ileyhi min Rabbihî = Allah’ın Resûlü, Rabbinden kendisine nazil olan âyetlere inandı”(Bakara/285) buyurdu.

-Ben de O’na şöyle cevap verdim: “Yâ Rabbî! Sana imân ettim, Müminlerin tümü de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve bütün peygamberlerine inandılar. Biz O’nun peygamberlerini birbirinden ayırmayız. Oysa Yahudiler ve Hristiyanlar Hz. Musa ile Hz. İsa  arasında fark gözetmişlerdi” .” (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler, s.472)

YALANCI ŞAHİTLİK .

İslâm’da şahitliğe büyük önem verilmiştir. Gerektiğinde şahitliği yerine getirmek dinî bir görev ve farz, şahitlik yapmamak veya yalancı şahitlik yapmak ise büyük günahtır ( Mustafa Güney,Yalan Yere Şahitlik s.399)

Yalancı şahitlik; doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi; haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenab-ı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır. “Ey iman edenler, kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun…Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarptırırsanız veya (şahitlikten çekinirseniz bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla heberdardır ” (Nisâ,4/135). “Onlar yalan yere şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.”( Furkan,25/72)

İslâm dininde, yalan söylemeye, yalan yere yemin etmeye izin verilmemiştir. Şayet bilmeden böyle bir duruma düşmüş isek hatamızı anladığımız zaman hiç beklemeden günahlarımızı bağışlaması için Allah’a tövbe etmeli, üzerimizde kul hakkı var ise hak sahipleriyle dünyada iken helalleşmeliyiz.(Dr.Hamdi Tekeli, Yalan Yere Yeminden Sakınalım, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 402 )

Toplumun huzuru, insanlar arasında adaletli olmaya ve insan haklarına saygı duymaya bağlıdır. Dirliği, birliği ve bütünlüğü temsil eden “mülk”ün temeli, adalettir. Adaletin destek ve payandası ise doğru şahitliktir. Doğru şahitliğin olmadığı yerde adalet yanılır ve haklı haksız, haksız da haklı çıkar.

Bilerek yapılan yemin; hiçbir gereği yok iken, boş yere, gerçek olmayan sözlerine sahicilik ve doğruluk payı kazandırmak için ve böylece başkalarını aldatma aracı olarak kullanmak amacıyla bilerek ve isteyerek yapılmış olan yemindir. Allah Tealâ bunu hoş görmemekte, kınamakta ve cezasını kesmektedir “Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.”(Mücadele, 58/14) ; “Allah onlar için çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür.!”(Mücadele,58/15). “Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.”(Mücadele,58/16)

YALAN YERE BİLE BİLE YEMİN ETMEK.

Yemin; dinî bir kavram olarak, bir kimsenin, Allah’ın adını anarak sözünü kuvvetlendirmesi demektir. “ Vallahi, billahi, tallahi, Allah şahit, Allah hakkı için, Allah adına yemin ederim v.s.” gibi ifadeler bu tür sözlerdir. Yeminin üç türü vardır:

-Yanlışlıkla, boş bulunarak, bir kasıt bulunmaksızın, günlük hayatta dil alışkanlığı sebebiyle söz sırasında “Vallahi” şeklinde söylenen sözlerle yapılan yeminler. Bunlar için herhangi bir kefaret gerekmez. “ Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz.Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar.Bu durumda yeminin kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir.Kim (bu imkanı ) bulamazsa onun kefareti üç gün oruç tutmaktır…”(Mâide,5/89).

-Kişinin,  gelecekte bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair ettiği yemin…Bu yeminin yerine getirilmesi, yemine uyulması gerekir. Yeminin bozulması halinde kefaret gerekir.

-Bile bile, yalan yere edilen yemin. Bu tür yemin büyük bir vebaldir; bu tür yeminler kefaretle temizlenemez.Tövbe ve istihfâr gerekir.

KİBİRLİ, GURURLU OLMAK

İnsan ahlâkını oluşturan huylar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Güzel ve iyi huyların arasında tevazu, doğruluk, sabır, cesaret, emanete riayet, nimete ve iyiliğe karşı şükür, yumuşaklık, sevgi, merhamet, cömertlik gibi övülen tavır ve davranışlar sayılabilir. Kötü huylar arasında ise kibir, gazap, zulüm, gaflet, haset, yalancılık, iki yüzlülük, iyiliği başa kakma, riya, kendini beğenme gibi yerilen duygu ve tavırlar sayılabilir. Yüce Kitabımızın yerdiği kötü huylardan birisi de “kibir ve gururdur”.(Dr.Zafer Koç, Kibir ve Gurur, İnsanı Helake Sürükler, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 98)

Kibir; büyüklenmek, gururlanmak, kendini başkasından üstün görmek ve başkasına itibar etmeyip onu yok saymak anlamına gelmektedir. Kutsal Kitabımız, kötü duygu ve düşüncelerin ruhu bozup insanı iyiliklerden ve doğru yoldan saptırdığından sıkça bahseder. Hatta bu kötü duyguların, demirin paslandığı gibi kalbi paslandırdığını ve bir zaman sonra gerçeği göremez hale getirdiğini belirtir.Eğer Yüce Allah’ın sevgisine ulaşmak istiyorsak, kalbimizdeki tüm kötü duygu ve düşüncelerden sıyrılmamız ve arınmış bir kalple Allah’ın huzuruna çıkmamız gerekir ( Dr.Zafer Koç, a.g.m.,s .99-100). İnsanlara surat asmak, kendini büyük, başkalarını küçük görmek, küçümsemek, övünmek iyi bir şey değildir. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.”( Lokmân, 31/18)

-“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın boyca da dağlara asla erişemezsin.”(İsrâ,17/37)

Kibirli olmak insanı azdırır; başkasının hakkını ihlâl etmesine sebep olur. Çünkü kibirli kişi, hiç kimsenin kendisinden hesap sormayacağını, herkesin kendisinden korktuğunu zannederek hak hukuk tanımaz, zalim konumuna düşer. Kibir, boş kuruntudan başka bir şey değildir.Gerçekten,değerli, akıllı, bilgili ve erdemli insanlar daima alçak gönüllü, ağır başlı olurlar.(Dr.Ercan Eser, Kibirlenmek ve Böbürlenmek Haramdır, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 103-104 )

Kibirli olan kişilerin hayatlarından ve sonlarından ibret almak gerekir: Kârun, Firavun, Haman, Ebu Cehil ne oldular? Kibir, sahibini ancak ateşe götürür.

MÜTEVÂZÎ OLMAK.

Tevazû; alçak gönüllü olmak, kimseyi hakir görmemek ve sosyal durumu ne olursa olsun herkese sevgi göstermektir.Tevazu sahibi olmak, kişiye hem Allah’ın, hem de kulların yanında saygınlık ve itibar kazandırır. Nitekim Cenab-ı Allah, kullarının bu erdeme sahip olmalarını isteyerek “Onlar yeryüzünde tevazu içinde yürürler.” (Furkân,25/63) buyurmaktadır.

Tevazûnun karşıtı kibirdir. Tevazû olmayan yerde kibir vardır. Kişinin kendini beğenmesini ve böbürlenmesini dinimiz hoş görmez. Büyüklük Allah’a mahsustur; buna rağmen büyüklük taslayanları Allah hoş görmez ve açık bir ihtarda bulunur: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından içeri girin ! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.!” (Mü’min,40/76 )

KİBİRLİLİK,

Sahabeden birisi, kalbine kibir gelince kendisini arkadaşlarından, özellikle zayıf olanlardan  daha üstün saymakta ve kalbine gelen bu kibir duygusuna hakim olamamakta idi. Bunun üzerine, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), büyüklenmek, kibirlilik duygusunun kabul edilemeyeceğini anlatmak için : “ Sizler, zayıflarınızın hürmetine rızıklanıyor ve yardım görüyorsunuz.” Buyurdu.

 ÜÇ SUAL VE BİR CEVAP

Felsefecilerden bir grup Mevlâna’ya gelerek bazı sorular sormak istediklerini söylerler. Mevlâna da onları Şems-i Tebrizi’ye havale eder. Şems-i Tebrizi, talebelerine, bir kerpiç ile nasıl teyemmüm yapılacağını anlatıyordu. Felsefeciler , kendisine üç sual sormak istediklerini söylerler. O da “ Sorun!” der. İçlerinden birisi:.

- “Allah var dersiniz ama görünmez; göster de inanalım!” der. Temş-i Tebrizi ,

- “Öbür sorunu da sor!” Der.

- “Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz; sonra da ateşle ona azap edilecek dersiniz, hiç ateş ateşe azap eder mi?” Şems-i Tebrizi,

- “Peki öbürünü de sor” der.

- “Ahirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının da cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları, canları ne isterse yapsınlar” der,

Bunun üzerine Şems-i Tebrizi, elindeki kuru kerpici kaldırıp soru soran

adamın başına vurur. Adam, kadıya gidip, “Ben soru sordum, O başıma kerpiç vurdu, başım çok ağrıyor” diye davacı olur. Şems-i Tebrizi, “Ben sadece sorularına cevap verdim.” Der.  Kadı, bunun nasıl bir cevap olduğunu açıklamasını ister. Açıklar:

- Efendim, “bana Allah’ı göster de inanayım” dedi; “Bu felsefeci kerpicin etkisiyle başının ağrıdığımı söylüyor, bu ağrıyı göstersin de inanalım. Ayrıca, Bu felsefeci, şeytana ateşle nasıl azap edileceğini soruyor. Ben kendisine topraktan yapılan kerpiçle vurdum, halbuki kendisi de topraktan yaratılmıştır, toprak toprağa nasıl acı verir ? Yine bana “bırakın herkes canı ne isterse yapsın, bundan dolayı hak olmaz” diyor; ben de canım istediği için başına vurdum, ne diye hakkını arıyor?  Cevabını verir!. (Cevdet Kılıç, Bilgelik Hikayeleri, sç106)

MAHŞER

Amellerim sunmak için,

Yüce Mahşer pazarına,

Utançla çıkıp geleyim,

İzin varsa huzuruna!

 

Sırtımda günahtan dağla,

Geçemem ince Sıratı,

Rabbim himmetin olmazsa,

Kimse alamaz beratı!

 

Şirk koşan gafil dışında,

Rahimsin, affı seversin,

Güzel kulluk edenleri

Hoş görür, sever, översin!

 

Günahım çok, affetmezsen,

Kara deliğe uçarım,

Oytan, yakaran elimi

Huşuyla ağlar, açarım!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz