Ahmet ASLAN

Ahmet ASLAN

KÜLTÜR, EDEBİYAT VE ANTEP

Lahmacun güzel, size tarifini vereyim diyor bir usta. Altan hafif müzik veriliyor. Birazdan en güzel yemekleri bedava yiyecek olan muhabir şaklabanlık yaptıkça yapıyor. Başında aşçı kepesi, kocaman göbeği ve televizyona çıkacağım havasına girmiş olan ustamız da anlattıkça anlatıyor.

 

“Efendim,” diyor, “açılmış hamurun üzerine kıymayı bırakıyorsunuz önce. Güzelce kıyılmış maydanoz, soğan, sarımsak ve karabiberi birbirine karıştırıyorsunuz. Kırmızıbiber gibi baharatlarla hazırlanan malzemeyi pideye sürdükten sonra fırına veriyoruz. Ve işte 10 dakika sonra lahmacunumuz hazır.”

 

Muhabir, “oooo, ustam çok güzel olmuş, bir de şu kebabın tadına bakalım, hımmm, baklava da çok güzel” diyor.

Türkiye Antep’i izliyor. Saçma sapan gezi programlarından birinde daha Antep tanıtılıyor. Lahmacun, kebap, İmam Çağdaş, Halil Usta v.s vs. En meşhur kadınımız “YEMEKTEYİZ” programıyla oldu. Kentin en meşhur yerleri yemek yapan yerler. İzmir’den, Trabzon’dan Türkiye’nin her yerinden Antep’e gelen herkes önce midesini düşünüyor.

Gastronomiye çok yakın biri değilim, elbette yemekle kültürün, kentin ilişkisi vardır. Bu bağın koparılması da doğru olmasa gerek.

Ama koca bir kentin, tarihinin, kültürünün yemek kokusuna heba edilmesi de yanlış. Kentlerin bir değerler bütünü olduğuna inanan biri olarak lütfen söylememe izin verin.

Koca kenti lahmacuna, kebaba kurban etmek ne kadar doğru?

Elinde birazcık un, kıyma, domates olan herkes lahmacun yapabilir. Patlıcanın arasına et koyup fırına atmak zor bir şey olmasa gerek. Antep’i lahmacuna kebaba lokma yapmak Antep’e değer katmak mıdır?

 

Antep’e değer katmak o meşhur ortak aklın Antep’i kültür, sanat, tiyatro, turizm, sinema, konser ve edebiyatla bütünleştirmesinden geçer.

Antep’in Ülkü Tamer’i vardır mesala, “Alleben Öykülerini” anlatacak. Ahmet Ümit’i vardır, dar sokaklarda “Sis ve Gece” nin gizeminde sizi sürükleyecek. Cahit Tanyol’la sosyolojide, Nejat Uygur’la tiyatroda, Edip Akbayram’la müzikte kaybolabilecek değerlere sahiptir.

Ezcümle, Antep’i fabrika bacaları ile fırın bacalarına hapsetmek kentin nefessiz kalmasına yol açıyor. O nefessizlik kentleşen ama kentlileşemeyen bir beton yığınına dönüştürüyor şehri. O yüzden durmadan korna sesi duyuyor, akşam erkenden eve çekiliyor, öküz gibi yanımızdaki kadına bakanlardan utanıyor, üç üniversite olmasına rağmen Yeditepe’ye, Karataş’a, Üniversite Bulvarına, hapsettiğimiz gençlerimizi kent merkezinde el ele, kol kola şarkı türkü söylerken bulamıyoruz.

 

Peki, ne yapmalı?

“Güzel insan” Şahinbey Kaymakamı Uğur Turan’ın kişisel duyarlılığıyla Şahinbey Kültür ve Edebiyat Günleri başlıyor mesela. Antep’ten ve değişik illerden yazar ve şairler buluşuyor. Geleneksel hale gelen bu buluşma kentin dokusuna, kültürüne ve özellikle gençlerin edebiyatla buluşmasına katkı sağlayacak.

 

Konferans salonlarının kasvetli havasından sıyrılarak okullara, üniversitelere kısaca öğrencilerle buluşan bir etkinliğin değeri edebiyata, kültüre merak saran gençler sayesinde ilerde daha fazla anlaşılacak.

 

Öte yandan çiçeği burnunda belediye başkanı Fatma Şahin 2-4 Mayıs tarihlerinde Gaziantep Kitap Fuarı’na öncülük ediyor. Şahinbey Belediyesi yakın zamanda Sahaflar Çarşısı’nın açılışını yapacak. Nar Sanat Derneği Sinema Günleri düzenlerken genç öğretmenlerin yeni kurduğu Üvercinka Kadın Derneği 1.Sanat ve Kadın Günü düzenliyor.

Evet, yapılanlar, yapılacak olanların işaretini veriyor aslında. Bu tarz etkinliklerin desteklenmesi, cesaretlendirilmesi, katılımın sağlanması gerekiyor. Sanat, edebiyat, tarih, sinema kokan etkinliklerin artması kentin üzerine yapışmış görünen lahmacun ve kebabın kokusunun yerini alması ilk önce Antep’i değiştirecek. Sonra sokaklarımızı, gençlerimizi hepimizi ve her şeyi değiştirecek…

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz