Prof. Dr. İsmail H. ÖZSABUNCUOĞLU

Prof. Dr. İsmail H. ÖZSABUNCUOĞLU

İşgücü ve İşsizlik Üzerine

Resmi tanımlamalara göre işgücü deyince, “16-65 yaş arası ve başkası hesabına çalışmak isteyen nüfus” anlaşılır. Ancak, bu yaş sınırları arasında olan herkesin çalıştığı anlamına gelmez. Zira bunların içinde eğitim sürecinde olanlar var, özürlü olanlar var, hasta veya hamile olanlar var ve daha da önemlisi çalışmak istemeyenler var. İşte biz bugünkü yazımızda bu çalışmak istemeyenler üzerinde duracağız.

Ekonomide işsizlik deyince, çalışmak istediği halde iş bulamayan işgücü anlaşılır. Öyleyse, her şeyden önce kişide çalışma isteği olmalıdır ve eğer kişi çalışmak istemiyorsa, işsiz sınıfına sokulamaz. O zaman şu soruyu sormak gerekir?  “İnsan neden çalışmak istemez?”  Bunun çeşitli nedenleri olabilir. İlk akla gelen de hastalıktır; kişi rahatsızdır, bu nedenle çalışamaz durumdadır. Kişinin eğitimi devam ediyordur, belli nitelikleri kazanmadan çalışmak istemeyebilir. Bir başka husus, kişinin tembelliği ve/veya kanaatkâr oluşu nedeniyle çalışma isteği duymamasıdır. Bir diğer önemli sebep ise ekonomiktir. Bir başka deyişle, kişi çalışmaya ihtiyaç duymayacak seviyede bir gelire sahiptir, bu nedenle de çalışmak istemez.

Şimdi bir başka soru: Kişinin geliri nasıl elde ediliyor? Gelirin kaynağı nedir? Burada akla iki şey geliyor, ya o kişi ciddi ölçüde bir mirasa konmuştur, yani mirasyedidir ve çalışmaya ihtiyacı yoktur veya toplum ileri derecede sosyal devlet anlayışı ile yönetildiğinden kişi yeterli geliri bu kaynaktan sağlıyordur. Yardımsever bir toplumda, dilencilik bile bir çalışma ve mesaiyi gerektirir, dolayısıyla dilenci de bu iş için bir emek sarf ediyordur. Bizim üzerinde durmak istediğimiz konu ise şöyle özetlenebilir:

Türkiye’nin sosyal devlet olma özelliği o kadar ileriye taşındı ki, bu sosyal devlet boyutlarının insanlarda çalışma azmi ve iradesini zayıflatıp zayıflatmadığı konusu masaya yatırıldı. Çalışmayan bir insanın asgari ücretin 2 katı kadar sosyal yardımlardan evine kaynak [giriyor. Dolayısıyla], sosyal yardımlar insanlar üzerinde uyuşturucu etkisi yapmaya başlıyor. Halbuki [bu sosyal yardımların] tedavi edici olması lazım.’

Yukarıdaki satırlar, Bilim Sanayi ve Tek. Bakanı Sayın Nihat Ergün’ün Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından yürütülen “Türkiye’nin İnsan Kaynağının Belirlenmesi” araştırma projesi tanıtım toplantısındaki konuşmasından bir alıntı olup, […] içindeki eklentiler tarafımıza aittir, (Dünya, 4 Ocak, 2013).

Sayın Bakan, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun 04.06.2009 tarih ve 2009/4 sayılı araştırma ve inceleme raporunda (ss. 39-42) işaret ettiği ve tam da bizim düşünüp zaman zaman dile getirdiğimiz “sosyal devlet” anlayışının uygulanmasındaki doz aşımını çok net bir şekilde ifade etmiştir. Şurası inkâr edilemez bir gerçektir ki, her ülkede, toplumun birey olarak yapamadıklarını sosyal devlet anlayışıyla devletin yüklenmesi kaçınılmaz bir görevdir. Örneğin sağlık hizmetleri, örneğin eğitim faaliyetleri, örneğin işsizlik sigortası uygulamaları. Ama bunlarda aşırıya kaçılırsa istismar ve sayın Bakan Ergün’ün tabiriyle işsizler üzerinde “uyuşturucu etkisi” kaçınılmaz olur. Halen devletin yaptığı 12 ayrı isim altında sosyal yardım programı vardır. Ayrıca özel dernekler, yardım vakıfları ve kişi ve kurumların, dini bayramlar ve özel günlerde yaptıkları nakdi ve ayni yardımlar bunların dışındadır. Nitekim, mükerrer ve haksız yardımlardan faydalanma gibi istismara açık bu konuda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 yılında Sosyal Yardım Bilgi Sistemi’ni (SOYBİS) faaliyete geçirmiştir. SOYBİS ile Bakanlık, sosyal yardım başvurusu yapan vatandaşlar hakkında, onların T.C. Kimlik Numaralarını kullanarak, kurumlar arası veri paylaşımı yöntemi (online e-devlet sistemi) ile, 11 ayrı kamu kurumundan 25 konuda sorgulama yapmaya başlamıştır.

 

Çok yakın çevremizden bir örnek vermek istiyorum. Bir müteşebbis, kurduğu büyükbaş hayvan çiftliğinde çalıştırmak üzere şehirden işçi taşımak zorunda kalmış, kırsaldaki çalışabilecekler ise, sosyal yardımlardan mahrum kalacakları için çalışmak istememiş ve kahvede tavla, pişti oynamayı tercih etmişlerdir. Şimdilerde şu basit hesap yapılmaktadır: Asgari ücretle çalışmaya başlayan bir kimse, işsizlik maaşından, yeşil karttan, varsa karısının yeşil kartından, çalışmayan karısına verilecek maddi destekten, kömür, gıda vb. yardımlardan, vs. vazgeçmek zorunda kalacaktır. O zaman çalışmanın mantıklı ve rasyonel bir yanı kalmamaktadır. Daha teknik bir ifadeyle, çalışmanın alternatif maliyeti yüksek çıkmaktadır. Dolayısıyla bu kesim çalışmak istememekte, işsizlik istatistikleri de böylece doğal olarak, tek rakamlı oranlara gerilemiş gözükmektedir, (TÜİK’e göre Eylül 2012 itibariyle işsizlik oranı %9,1’dir).

Son söz, işverenlerin “işçiye iş beğendiremiyoruz” diye yakınmaları yersiz sayılmaz sanırım.

Not: Halen 2022, 3294 ve 3816 sayılı kanunlar çerçevesinde devletçe sağlanan sosyal yardımlar ve şartlı nakit transferleri (ŞNT) şunlardır:

65 Yaş Aylığı,

Engelli ve Engelli Yakını Aylığı,

Gebelik Yardımı (Eğitim Yardımı, Sağlık Yardımı),

Tedavi Yardımları (Engelli İhtiyaç Yardımı, Tedavi Destek Yardımı),

Eğitim Yardımları,

Aile Yardımları (Gıda Yardımı, Yakacak Yardımı, Barınma Yardımı),

Aşevi Yardımları,

Yeşil Kart Dağıtımları.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz