Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

İNSAN !?

İnsan, toplumsal bir varlık olarak hayatının her safhasında diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Bu da ancak birbirlerine zarar vermeden yaşamakla ve toplumsal kurallara uyarak sağlanabilir. İnsanları diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik, akıl ve irade ile davranabilmesi; düşünerek ve fikirlerini ifade ederek meramını anlatabilmesi; iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırabilecek yeteneklere sahip bulunmasıdır. Böyle olunca, insanın; akıllı, makul, mantıklı, tutarlı şekilde davranması; hem kişi olarak kendisinin, hem de içinde bulunduğu toplumun mutlu ve huzurlu hale gelmesine yarayacak şekilde davranması beklenir. Ne yazık ki her zaman böyle olmamakta, bazı insanların tutum ve davranışlarını anlamak mümkün olamamaktadır.

İnsanoğlunun nasıl bir varlık olduğunu çözmek gerçekten son derecede zordur! Bakarsın melek gibidir; bakarsın şeytandan da adî bir yaratık olur çıkar. Yırtıcı bir hayvan ancak aç kalınca başka bir hayvanı parçalar, öldürür ve ihtiyacını giderir; ihtiyacını giderdikten sonra da başkalarına zarar vermez. Oysa bazı insanlar hiç de açlığını giderip hayatını kurtarmak gibi hayatî bir ihtiyacını karşılamak zorunda olmadığı halde başka insanları, hatta karısını-öz evladını incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle öldürebiliyor. Bazısına da bakıyorsun, elindekini avucundakini yoksullara saçıp veriyor; onları koruyup kolluyor; Büyük Yunus Emre Hazretlerinin sözü ile “Yaratandan ötürü” yaratılana sevgi-saygı ve merhamet gösteriyor.

Bu durumu Hz.Mevlâna şöyle açıklıyor:

“Biz insanlar öyle mahlûkatız ki, bazen melekler insan olarak yaratılmadıklarına üzülürler; bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler! Hem meleklerden öteye, yukarıya yücelmek, hem de hayvanlardan dahi aşağıya düşmek insana mahsustur! Her iki durumda olmak ta yani düşmek de yücelmek de elimizdedir ve bizim seçimimize bağlıdır! Kime ve neye benzemek istiyoruz; meleklere mi, şeytana mı ? Varmak istediğimiz hedef nedir?”

İnsanoğlunun bu yüksek değerini, evren kadar yüksek değerini en iyi anlayanlardan birisi de Hz. Ali’dir. Veliyullah, kendi kendisini hor gören insana şöyle hitap eder : “Ey insan! Sen kendinin küçük, değersiz bir maddi yapı olduğunu sanırsın. Halbuki sen küçük bir evrensin; büyük evren de sende dürülmüştür!”

 Büyük şair Şeyh GALİP, Hz. Ali’nin yukarıdaki sözünü şiir dili ile tercüme eder gibi, bakınız insanı nasıl anlatıyor: “Ey gönül neden böyle gam dolusun? Her ne kadar virane olsan da tılsımlı bir hazinesin sen; meleklerin secde etmekle emrolunduğu değerli bir varlıksın sen! Bildiğin gibi değil her şeyden üstünsün sen! Ruhsun, Cebrailin nefesi ile eşsin, Hak’kın sırrısın, Meryemoğlu İsa gibisin sen! Zatına hoşca bak, çünkü evrenin özüsün, varlık ve oluşların göz bebeği insansın sen !”

Uzun söze gerek yok:Cenab-ı Allah da, Kur’an’ı Kerim’de insanoğlunu methederek yer yüzünde halifeler kıldığını, halifesi yaptığını, oraya hakim kıldığını buyurmuyor mu!?(Fâtır, 35/39; En’âm,6/165)

Şöyle bir soru akla gelebilir: Allah insanı en güzel şekilde yaratıp, yeryüzünde halifeler kılıp da, sonra da onu niçin aşağıların aşağısına indirmiştir; kardeşinin etini yiyecek, en yakınlarının kanını dökecek seviyeye düşürmüştür?

Sebebi açıktır: İnsanın içinde daima birbiriyle savaşan iki güç vardır: Nefis ve kalp, İyilik ve kötülük; aydınlık ve karanlık. Aydınlığın, kalbin ve iyiliğin hâkim olduğu insana melekler imrenir. Şeytan da, nefsin, kötülüğün ve karanlığın hâkim olduğu insana bakar da insan olmadığına şükreder!”

Esasen “insan” la ilgili hükümler Kur’an’ı Kerim’de açıkça verilmiştir: Bazı ayetlerde insanın en güzel şekilde yaratılmış (Tîn, 95/4); İyiliği kötülükten ayırma gücü verilmiş (Şems,91/8) ; yeryüzünde halife kılınmış (Bakara,2/30);  ona izzet ve şeref kazandırılmış( İsrâ,17/70) olduğunu; ve fakat öte yandan insanın, zayıf olarak yaratılmış olduğunu(Nisâ, 4/28);bozgunculuk yapan ve kan döken bir varlık olduğunu(Bakara,2/30);apaçık bir düşman olduğunu(Nahl,16/4); çok nankör olduğunu(İsrâ, 7/67); çok cimri (İsrâ,17/100), pek aceleci (İsrâ,17/11),çok zalim ve cahil(Ahzap,33/72)  olduğunu hükme bağlamıştır. Kur’anın, insan için bu olumlu ve olumsuz hükümleri ne anlama geliyor.?

Hak Tealâ, insanoğlunu tek düze yaratmamıştır. Robot gibi bir tek insan türü yoktur.. Aklı aynı, fikri aynı, karakteri aynı, duyguları aynı, nefsi-vicdanı aynı tek bir insan modeli yoktur. Dünya’da kaç milyar insan varsa o kadar da ayrı veya birbirine benzer karakter, vicdan, nefis sahibi, değişik insanlar vardır. Allah Tealâ, her insana akıl-fikir- vicdan- nefis- duygu vermiş ve yaşam seçimini ona bırakmıştır. İşte bu seçim sırasındaki tutum ve davranışlarına göre, amellerine göre; doğru yolda veya dinen yasaklanmış yanlış yolda yürümelerine göre yücelere çıkarılmış insanla, aşağılara indirilmiş, düşürülmüş olanlar başkadır! Aşağılanmış, düşürülmüş olanlar, Cenab-ı Allah’ın verdiği aklı, fikri, iradeyi, iyi-has duyguları kullanarak iyiyi, güzeli, doğruyu, sırat-ı müstakîmi seçmeyenlerdir; imân edip salih ameller işlemeyenlerdir; Cenab-ı Allah’a ibadet etmeyen, O’na şükretmeyen, O’nu zikretmeyenlerdir; ihsan ve ihlâs içinde davranmayanlardır; seçimini kötü yolda yapanlar, nefsine ve kışkırtıcı şeytana uyanlardır. Nitekim bizzat Ayet-i Kerime bu istisnayı koymuştur: “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra da onu, aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.!” (Tin,95/4-6).  Allah Tealâ, başka bir ayette de, yukarıda belirttiğimiz yaratılış niteliklerine göre, insanları farklı yarattığını; verdiği nimetler konusunda sınamak için bazı insanları diğer bazılarına karşı derece derece üstün kıldığını buyurmaktadır.( En’âm, 6/165). İşte insanlar arasındaki derece farkları, meleklerin özeneceği tipten, şeytanın, bazı insanlara bakıp da insan olarak yaratılmadığı için şükredeceği tipe kadar farklı olabilmektedir.

Özet olarak söylemek gerekirse, insanoğlu her ne yaparsa kendisi, bizzat kendisine yapmaktadır. Gerek topluma karşı gerekse Allah Tealâ’ya karşı kendisini vezir de yapan, rezil de yapan yine kendisidir! 

Cenab-ı Allah, cümlemizi nefsimizi ıslâh etmeye, şeytanın vesveselerine karşı koyabilmeye; Allah Tealâ’yı zikretmeye, O’na daima şükretmeye ve en güzel şekilde ibadet etmeye muvaffak buyursun! Böylece, yaratılış fıtratımızda olduğu üzere, yaratıkların en şereflisi olarak kalabilmeyi nasip ve ihsan buyursun! Âmîn!

İBRAHİM EDHEM HAZRETLERİNİ İKAZ

İbrahim Edhem Hazretleri, bir gece hanımıyla kuş tüyü yatakta yatarken kendisini rahat hissetmiş olacak ki, «hanım cennette de seninle böyle beraber olsak» dedi. Tam bu sırada sarayın tavanında bir ayak sesi işitildi. Tavanda bir adamın gezdiği anlaşılıyordu.

İbrahim Edhem Hazretleri, bir hükümdarın sarayında gece dolaşılmasına son derece sinirlenmişti.

— Kim bu saatte o tavandaki... Ne arıyorsun orada! diye seslendi. O zaman Belh hükümdarı bulunan ibrahim Edhem'e:

— Devemi kaybettim, onu arıyorum, diye cevap verildi. Hükümdar, iyice kızmıştı...

— Tavanda deve mi olur be adam? diye haykırdı. Tavandaki biraz durakladıktan sonra İbrahim Edhem'i ikaz eden şu sözü söyledi:

— Ey hükümdar! Tavanda deve aranmayacağını biliyorsun da, atlas döşekte cennet olmayacağını neden bilmiyorsun, dedi.

Bu söz hükümdara çok tesir etmişti... Kalktı yataktan, her şeyini bir tarafta bırakıp Cenneti aramaya başladı. Bir zamanların Belh hükümdarı artık tam mânâsiyle derviş olmuştu. Tacını, tahtını terkederek senelerce mürşidi kamillere hizmet etti ve (ibrahim Edhem Hazretleri) olma şerefini kazandı!

GIYBET VE İFTİRANIN FARKI NEDİR?

Peygamber Efendimiz, bir grup sahabeye, gıybet etmenin ne kadar fena bir davranış olduğunu anlattıktan sonra: “ Gıybet, senin mümin kardeşini, aleyhinde olan ve onun sevmediği bir şeyle anmandır.!” Diye tarif etmiştir. Sahabedeb bir kişinin, “Yâ resulallah, kardeşimizin aleyhine olan ve hoşuna gitmeyen şey onda gerçekten var ise yine gıybet olur mu?” diye sorması üzerine. Resulü Ekrem(s.a.s.): “İşte asıl o zaman gıybet olur. Yani senin söylediğin şey kardeşinde gerçekten varsa gıybet olur. Şayet söylediğin şey kardeşinde yoksa o zaman O’na iftira etmiş olursun!” buyurdu.(Müslim,4690) -Öyleyse,her duyduğuna inanıp onu yayma; öyleyse bir müslüma aleyhine yapılan konuşmaları dinleme,öyleyse insanların aleyhine söz yayanları ölü eti yiyen insanlar gibi gör.

EVLİLİK ÖZVERİ İSTER, SABIR İSTER.

Yeni evlenmiş bir çift vardı. Evlliklerinin daha ilk aylarında bu işin hiç de hayal ettikleri gibi pespembe olmadığını anlamışlardı.Küçük bir söz, önemsiz bir olay, orta çaplı bir kavganın başlamasına yetiyordu. Her ikisi de boşanmayı istemeseler de bu işin bu şekilde devam edemeyeceğini de biliyorlardı. Erkek aklıma bir fikir geldi dedi:

-Bahçeye bir fidan dikelim, eğer bu fidan 3 ay içinde kurursa boşanalım; yok kurumaz da büyürse boşanmayı bir daha aklımızdan dahi geçirmeyelim. Bu 3 aylık sürede ayrı odalarda kalalım.

Bu fikir karısının da aklına yattı. Ertesi gün bir meyve fidanı alıp, birlikte bahçeye diktiler.

Aradan bir ay kadar geçti. Bir gece bahçede birbirlerine rastladılar.Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı. Diktikleri fidanı sulamaya gelmişlerdi.

EVLÂDA ŞEFKAT GÖSTERMEK HALİS BİR DAVRANIŞTIR.

Şefkat, acıyarak sevme, yardıma ve ilgiye muhtaç olanların yardımına koşma; merhamet ve sevgi gösterme; karşılıksız, sâfi, bedelsiz sevgi besleme demektir. Şefkat, temiz ve saf kalplere özel bir duygudur. Bir Hadis-i Kudsî’de, Cenab-ı Hak:

“Şefkatte güneş gibi olunuz!” buyurmuştur.

Kadının birisi, iki kızı ile birlikte, hz. Aişe’yi ziyarete gelmişti.Hz. Aişe, kadına üç tane hurma ikram etti.Kadın, hurmalardan birini bir kızına, birini de diğer kızına verdi; birini de kendisine ayırdı. Tam yemeye hazırlanıyordu ki, kızlarının kendi hurmalarını yiyip annelerinin elindekine baktıklarını gördü.Yemekten vazgeçti ve hurmayı ikiye bölerek kızlarına verdi.

Onun bu hareketine Hz. Aişe duygulanmıştı. Alah Resulü eve gelince olayı O’na anlattı ve bu kadının durumunu sordu.

Resulallah’ın cevabı çok sevindiriciydi:

- “Yâ Aişe, O kadın kızlarına şefkat gösterdiğinde, Allah ta O’na şefkat buyurdu, günahlarını affetti, Yaptığı iş O kadına cenneti kazandıracaktır.” Buyurdu.

İNSANOĞLU 

Hiçbir hayvan boş yere cana kıymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

Acıkmadan buna ihtiyaç duymaz,

Sen hariç ey canavar insanoğlu!

-          

Kâh çıldırır bora gibi esersin,

Ana-baba-kardeş demez kesersin!

Yetmiş iki sülâleni üzersin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

 

Bazen içinde bir melek gizlersin,

Peygamber yaşantısını izlersin,

Vicdanınla nefsini hep yüzlersin,

Melek özenir sana insanoğlu!

-          

Bazen kin-gıybet-nefret senin işin!

Döver-söversin dayanamaz eşin!

Kimse sahip çıkmaz hor kalır leşin,

Şeytan tiksinir senden ademoğlu!

-          

Bazen zikir-şükür-merhamet-şefkat,

Has amel-dua-tövbe-sabır-infak,

Sevgi-saygı-ol Muhammedî ahlâk,

Melek özenir sana insanoğlu!

-          

İyi-kötü olmanın yoktur yaşı,

Kötülükte nefistir elebaşı!

Terbiyede sorumludur her kişi,

OYTAN’ım, bunda zayıftır ademoğlu!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz