Asım GÜZEL

Asım GÜZEL

HOŞGÖRÜ (!)

Hoşgörü”, bilgelik ve özveri gerektirir; neler olabileceğini bilmeden ve olabileceklerin sonuçlarına karşı özveride bulunmayı kabul etmeden, hoşgörüde bulunamazsınız.

Hoş görmek, bir biçimde de ilişkinizi ve denetiminizi kaybetmemek için gereklidir, ipleri kopartmamış olursunuz.

Genellikle ilişkilerinizin sürmesinden yana olduklarınızı hoş görürsünüz; aşağılıkladıklarınız, hor gördükleriniz, “hoşgörü” sınırlarınızın dışında kalır. Zararlı gördüklerinize ise zaman zaman çeşitli yaptırımlarda bulunmaktan kaçınmazsınız.

Ne denli bilge iseniz, hoş görü sınırlarınız da o denli geniş olur. Ama önemli olan, hoş görü sınırlarınızı, özveri sınırlarınızı aşmayacak ölçüde tutabilmektir. Yoksa kendiniz zarar görebilir, ya da hoş görülmeye muhtaç durumlara düşebilirsiniz.

Kolay iş değildir hoş görmek…
Hele ki, şu “çivisi çıkmış Dünya” da hiç kolay değil…
Her türlü ilişkinin çıkar çatışmasına dönüştüğü ortamlarda,
“bilgeliğin, özverinin, hoşgörü” nün yeri olmuyor işte. Çıkarlar söz konusu olduğunda, zarar görmeniz için gözünüzün üstünde kaşınızın olması yetiyor, kimse kimseyi hoş görmüyor.

Bu yüzdendir ki dört bir yanından yanıyor Dünya. Bir yanda savaşlar ve iç savaşlar, bir yanda açlık, almış başını gidiyor. Sömürü düzeni, “bilgelik” ya da “özveri” tanımıyor; sömürebildiklerine “hoşgörü” gösteriyor, sömüremediklerini öz veri sınırlarının dışına atıyor…

“Sömüren” lerin ürünlerini satın alabildikleri, onların ekonomilerine katkı yapabildikleri ölçüde değerli oluyor “sömürülen” ler.

Yapamadıklarında ise, bu eksikliklerinden dolayı hiç “hoş görülmüyor”, iç savaşlara sürükleniyor, açlığa ve ölüme terk edilmekten çekinilmiyor.

Sömürülenler ise, sömürenlere hoş görü göstermeye hazırlar zaten. Yaşam için “bir lokma, bir hırka” yetiyor onlara. Hoş, “hoş görü” göstermeseler ellerine ne geçer ki?..

Sömürenler tarafından “küreselleşme” adı altında sermayenin serbest dolaşımı için her türlü engel bertaraf ediliyor, ancak insani değerlerin öne çıkmasını sağlayacak “kültürel değerlerin serbest dolaşımı” nın sözü bile edilmiyor.

TV lerde, basında, her gün finans hareketleri boy boy yer alır, adım adım izlenirken, Dünyayı saran işsizliğe, üretime katkı olanağı bulamayan milyonlarca insanın açlık dramına, şöylesine bir değinilip geçiliyor zaman zaman…

Sürekli dünya paralarının aralarındaki kur farkı dengelemeleri ile uğraşmak yerine, artık Devletin ekonomiden çekildiği, yatırımları özel kesime devrettiği ve istihdamın ağırlıklı olarak hizmet sektöründe sağlanmaya çalışıldığı günümüzde, hizmet sektöründe de kendilerine yer bulamayan milyonlarca işsiz insanın, nasıl yaşam şansı bulacağının konuşulması gerekmez mi?

Hangisi hoş görülmeye muhtaç acaba;

-geri kalmış ülkelere yardımcı olarak onların gelişmelerine katkı sağlamak durumunda olan, ancak işlerinin çokluğundan dolayı(!) bunu yapmayarak onların açlık ve iç savaşlarla baş başa kalmasına neden olan “sömürenler” mi,

-fakirliği, eğitimsizliği nedeniyle gelişmeye ayak uyduramayan “sömürülenler” mi?

Neo-liberal sistem, kendi geleceği için, bu insanları gözden çıkarttı mı yoksa?

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz