Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

ÂHİRETE İMAN ETMEK

Ahirete imân, imân esaslarından olup genellikle Kur’ân’da “el-yevmü’l ahir” (son gün) şeklinde, Allah’a imânla yan yana zikredilmiştir. Bu da ahiret inancının imân esasları arasında çok önemli olduğunu göstermektedir. Kur’ân-ı Kerim’in pek çok ayetinde dünya hayatının geçici, ahiretin ise ebedî olduğu, insanların dünyanın geçici zevklerine ve aldatmacalarına kanmamaları, daha hayırlı ve kalıcı olan ahiret mutluluğunu yakalamaları gerektiği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Kur’ân, dünya hayatının da ihmal edilmemesi gerektiğini, çünkü ahiretin dünyada kazanılacağını, ahirette mutlu olmanın, dünyadaki yaşayışa bağlı olduğunu ifade etmektedir. Açıktır ki :

Ahirette bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefâat etmeleri haktır ve gerçektir.Şefâat demek, günahı olan müminlerin günahlarının bağışlanması, olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin ve Allah katında dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları ve dua etmeleri demektir.(İlmihal.s129) İzni olmadan onun katında kim şefâat edebilir ?... (el-Bakara,2/255) ; Onlar Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefâat etmezler…” (el-Enbiyâ,21/28)

Ahirete imân etmek, bu dünyaya, ilim ve fazilet kazanarak daha ulvî ve ebedî bir hayata yükselmek için geldiğine ve o âlemdeki saadetin, burada kazanacağı yüksek ilim ve faziletlere bağlı olduğuna imân etmiş bir insan için dünyada ilim ve ahlâkî erdemlerin en yüksek basamağına çıkmaya çalışmak, en birinci görev olur. Bir mükâfât ve ceza gününün varlığına, herkesin bu dünyadaki işinden ve amellerinden dolayı “Ruz-i Mahşerde-hesap gününde” Allah’ın huzurunda sorguya çekileceğine imân etmiş olan insan doğruluktan ayrılmaz; kendi hakkını bilir, başkasının haklarını gözetir, kendisine lâyık görmediği bir şeyi başkalarına da lâyık görmez.(Hacı Ahmet Kayhan, a.g.e.s.201)

“Ahiret inancı, bela ve musibetlere dayanıklı, sabırlı, fedakâr ve cefakâr olmayı kolaylaştırır. Mutluluğu mal, mülk, makam, mevki, güç, şöhret gibi geçici şeylerde değil, Allah’a inanmada, O’na güvenip rızasını kazanmaya çalışmada bulan bireyler yaratır. Ahirete inanan kişi, ölümle birlikte yok olmayacağını bildiği için gönül huzuru ve yaşama sevinci ile dolu olarak yaşamını sürdürür. Huzurlu bir toplum olmanın en etkili ve güvenilir yolu, ahirete yürekten inanan bireylerin sayısını çoğaltmaktan geçer. Bu iman ve bilinçle yetişen nesiller, erdemli olmayı, başkalarının hak ve hukukuna saygılı davranmayı, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde toplumsal hayatı paylaşmayı bilen, anlayışlı müminler ortaya çıkarır. Ahirete iman, İslâmın en temel inanç konularındandır. Kur’an ve sünnette bir şekilde belirtildiği için inkâr eden kâfir olur, dinin dışına çıkar. Ahiret inancını benimsemeyen kişilere mümin denmez. Yaşamayı ve ölümü ne kadar gerçek olarak idrak ediyorsak, ahiretin olacağını da o kesinlikle kabullenmek gerekmektedir” (Tevfik Yücedağ,a.g.e.s270)

Cenab-ı Allah, Kur’ân’da, kim ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olacağını (en-Nisâ,4/136) ; Ahiret hayatının, dünya hayatına nazaran daha hayırlı ve sürekli olduğunu ( A’lâ Suresi,7/17); oranın ebedî olarak kalınacak yer olduğunu (el-Mü’min,40/39) buyurmaktadır.

Ahiretin olmadığını kabul etmek insanın koyu bir karamsarlığa sürüklenmesine sebep olur. Oysa İslâm dini ahiret inancıyla dünya hayatına bir amaç kazandırmaktadır. İnsan artık ölümle yok olmayacaktır. Aksine ölüm, sonsuz bir hayata geçiştir..Kur’ân, insanın ahireti göz ardı etmemesini ama bunun yanı sıra dünyayı da unutmaması gerektiğini söyler.Bir diğer ifadeyle Kur’ân’da dünya ve ahiret bütün olarak ele alınmıştır. Bu anlamda ne dünya ahiret için, ne de ahiret dünya için alternatiftir! Bu bütünlüğün güzel ifadesini aşağıdaki ayette görebiliriz.(Prof.Dr.Mehmet Paçacı,İslâma Giriş, Ana Konulara Yeni Yaklaşımlar,Ahiret:Ebedî Hayat, Diyanet İşleri Bşk. Yay. Ankara 2007, s174-175)

“…Allah’ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu da gözet, dünyadaki payını da unutma. Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi sen de iyilik yap…”(Kasas,28/76-77).

AHİRET HAYATI VAR MI!?

İmam Gazalî Ahiret hayatının ispat varlığını ispat etderken ve gerekliliği konusunda insanları şöyle bir tefekkür etmeye davet ediyor:

Akıllı bir insan başına gelecek belaları def etmek için bütün ihtimalleri bertaraf etmek ister.

Örnek verelim:  mesela siz, önünüze getirilen bir yemeği tam yiyeceğiniz bir anda oradakilerden birsi, “Bu yemeğe biraz önce bir yılan dokunmuştu” derse, siz yılanı görmemiş olmanıza rağmen o kişinin doğru söylemiş olma ihtimalinden dolayı elinizi yemekten çekersiniz. Neticede yemeği yemezsem aç kalmış olurum ama ya yediğim takdirde zehirlenirsem hayatıma mal olur diye tedbirli davranırsınız.

Başka bir örnek: Siz hasta oldunuz diyelim; ölüm korkusu içindesiniz diyelim. Birisi gelse ve size: “Sen bana biraz para ver, ben de sana bir kağıt üzerine bazı şekiller çizeceğim, muska yazacağım ve sen bu kağıdı yanında bulundurursan iyileşeceksin” dese; siz bu kağıt ile hastalığınız arasında hiçbir ilgi ve bağ kuramasanız bile ne olur ne olmaz, bu sembolik şekillerin belki faydası olur diye birkaç kuruşu feda edip adamın yazacağı kağıdı alırsınız.

Bir örnek daha: Siz ağır hastasınız, ölüm korkusu yüreğinizi sarmış.Bir astrolog size gelse, “çok hasta olduğunuzu biliyorum, ölme ihtimaliniz fazla, fakat ben size, şifa bulmanız için faydalı olabilirim. Size bir ilaç temin edeceğim, fakat bu ilacı sadece şu zamanda ve ayın parlak olduğu şu gecede kullanacaksın; ancak o zaman faydası olur!” derse, siz bunun gerçekliğinden kuşku duysanız dahi bu ilacı o saatte denersiniz.Nasıl olsa kaybedecek bir şeyim yok diye düşünürsünüz.

İmam Gazalî, bu örnekleri verdikten sonra şu hayati soruyu sorar: “ Yılanın yemeğe dokunduğunu söyleyen adamın, bir sembolcünün, bir astroloğun söylediklerini akıl ve mantığa tam uygun görmediğin halde, belki tutar, belki doğrudur, kaybedecek bir şeyim yok diye düşünerek onların söyledikleri çözümleri tedbiren uygularsın, dediklerini yaparsın da, ahiretin varlığını sana hatırlatan yüz yirmi dört bin peygamberin, milyonlarca alimin, aklı başındaki düşünürün uyarılarını neden ciddiye almazsın!?. Bütün bu peygamberler, alimler ve akıl sahibi düşünürler: “Evet, ahiret var, dirileceksin, mezarından çıkarılacaksın, hesap vereceksin” diyorlar sen bunu ciddiye almıyorsun ve orası için hazırlık yapmıyorsun; çok hata ediyorsun, çok yanlış yoldasın değil mi!? En azından tedbirli davranman gerekmez mi!?”

1.ALİ’NİN BİR DİNSİZE SÖZÜ:

Hz. Ali bir dinsiz kişi ile tartışır. Adamın anlamak istemediğini gören Büyük İmam, şöyle der: “ Eğer ahirette işin gerçeği senin dediğin gibi olursa, hem sen kurtulursun hem de biz kurtuluruz. Fakat benim dediğim gibi olursa, biz kurtuluruz, sen ise ebedî azapta kalırsın!”

TAKVA NEDİR, NEREDEDİR?

Takva, insanın amel, ibadet, ahlak, alışveriş, kısaca her işinde, her tutum ve davranışında sırf Allah’ın rızasını gözeterek hareket etmesidir.Takva, aynı zamanda, günahtan, haramdan, kötü ve çirkin tu tum ve davranışlardan korunmak, sakınmak anlamına da gelir. Kur’anda sık sık “Ey iman edenler Allah’tan sakının!”  şeklindeki buyruk, Allahtan korkun, Allah’tan çekinin, sakının, O’nun hoşlanmadığı işleri yapmayın yani “takva sahibi olun” anlamını taşımaktadır. O halde “takva” insanın iç alemi ile ilgilidir; kalbinde hissettikleri ile, duyguları ile, görünmeyen dünyası ile ilgilidir. Hz. Peygamber Efendimiz, insanların “takvalı”- “takvasız”  diye ayrıştırmanın, bölmenin yanlış olduğunu anlatmak için mübarek ellerini kalbinin üzerine koyarak: “”takva işte buradadır!” buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı.

MUAVENET: YARDIMSEVERLİK

Toplum içinde insanlar daima birbirlerinin yardımına muhtaçtırlar. Bu bakımdan yardımlaşma, adaletten sonra cemiyeti ayakta tutan temel unsurlardan biridir. İnsan, meşru olan alanlarda, her türlü yardımı, akrabalarından, dostlarından, vatandaşlarından, muhtaç olanlardan esirgememelidir. Kur’an’ı Kerim’de: “İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın..” (Maide, 5/2) buyrulmaktadır. Bir Hadis-i şerifte ise: “ İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” Buyrulmuştur. Ne var ki, yapılan iyilik ve yardımlar, Allah rızası için yapılmalı, gösteriş için yapılmamalıdır.

ÖRNEK OLAY: Cimrilerden birine yoksul bir kimse gelmiş; evde hastası olduğunu, hastanın canının yoğurtla ekmek istediğini söyleyip, bunları istemiş. Cimri sadece bir tas yoğurt vermiş; ekmek vermeyeceğini söylemiş. O gece cimri adam, rüyasında cennete girdiğini görmüş. Cennette huriler O’na ne istediğini sormuşlar. Aç gözlü adam. Cennet nimetlerinin hepsinden istemiş. Fakat huriler sadecwe bir çanak yoğurt getirmişler. Cennette nimet mi kalmadı diye sormuş cimri adam. Hurilerden biri:

-Sen kapına gelem muhtaç kişiye yalnızca yoğurt vermiştin Ne verirsen elin ile o da girder senin ile. Cennetten nasibin ancak budur… demiş.

TEVEKKÜL.

Tevekkül, Hakka güvenmek, bel bağlamak; Bir konuda elinden gelen her türlü çabayı harcayıp, her türlü tedbiri aldıktan sonra sonucun Allah’tan beklenmesidir. Örneğin tarlanın sürülmesi, tohumun ekilmesi, gerekiyorsa gübrelenmesi, yağmur yağmaz ise su lanması gibi çalışma ve tedbirler alındıktan sonra bol ürün vermesinin Allah’tan beklenmesidir tevekkül.Kur’an’ı Kerim’de: “…Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”( Âl-i İmrân,3(160) buyrulmuştur.

İslâmiyete göre, insanın, gerek maddeten gerekse manen iki gününün birbirine eşit olması halinde aldanmış olacağı; yani her günün, bir önceki günden daha iyi, daha ileri durumda olması esastır. Tevekkül, çalışmayı terketmek anlamına gelmediği açıktır. Ne tekim, Hz. Peygamber Efendimiz, dünya ve ahireti birlikte yürütmeyi,hiç birini ihmal etmemeyi tavsiye etmiştir.

Hz. Ömer, bir gün hilâfeti zamanında çalışmayı terkederek bir yere toplanıp vakit öldüren kimselere rastlamıştı. Yanındakilere: “Bunlar kimlerdir?” diye sordu. “Bunlar mütevekkil insanlardır, dünya için çalışmazlar.” Cevabını aldı. Bunun üzerine, hayret ettiğini belirtmek için başını sallayarak:

- Bunlar mütevekkil değil, müteekkildirler, yani hazır yiyicilerdir. Yoksa çalışmadan nasıl geçinecekler ? cevabını vermiştir.

İMANSIZ BIRAKMA ALLAH’IM

Huşû durumda olalım,

Hikmet ehlinde kalalım,

Hepimiz takva dolalım,

En son nefesi verirken,

İmansız bırakma Allah’ım!

Asıl tevhide inandım,

Yüce Rabbime sığındım,

Peygamberlere güvendim,

Son nefeste dinsin ahım,

İmansız gönderme Allah’ım!

Kutsal kitaba yüz sürdüm,

Rab emirlerini gördüm,

Nice nas-emirler derdim,

Son nefeste bitsin acım,

İmansız bırakma Allah’ım!

Ahret-kadere inandım,

Meleklere ruhen kandım,

Kaderim yazılı andım,

Son nefesim, ah son anım,

İmansız bırakma Allah’ım!

OYTAN’ım, derde çare bul,

Olmalısın sâlih bir kul!

Has imanına sahip ol,

Son nefesim, son ah-vâhım,

mansız gönderme Allah’ım!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz