Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK

Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK

HAYRETLER DÜNYASINDAN

Hayret ki ne hayret… Meğer büyük balıkların, yanlarında parazit balıklar da varmış ama haberimiz bile olmamış.

Hayret ki ne hayret… Meğer o kadar çoklarmış ki; bu ülkede elini sallasan Lawrence'e değiyormuş ama bizler ‘honlama ve fonlama’ sonunda bu gerçeği yeni fark ettik.

Hayret ki ne hayret… Bu topraklara sonradan getirilen ve Türk kimliği verilen Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar, ülkemizdeki muhacir Suriyelileri istemiyorlar. Şaka gibi değil mi?

Hayret ki ne hayret… Garip mi gariptir. Kronik hasta muhalifler, suyun üzerinde yalın ayak yürüseniz bile, 'yüzme bilmiyor' diye eleştirmekten geri kalmazlar. Fıtratları bunu gerektirir.

Hayret ki ne hayretAmerika'dan fon alıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı indirmeye çalışacak kadar midesiz ve “Erdoğan Amerika'nın adamı” diyecek kadar utanmaz ve sahtekâr, ‘gazeteci’ kimlikli yaratıklarımız varmış...

Hayret ki ne hayretÖmrümün son günlerinde öğrendim ki; en kötü körlük, ‘ideolojik körlük'müş. Bu tür körlük, hiç bir körlük çeşidine benzemezmiş. Kronik, tedavi kabul etmez, hastalıklı muhaliflerin temel özelliği imiş bu türler...

Hayret ki ne hayretSon zamanlarda yaptığım araştırmalar sonunda öğrendim ki; insanların zihni emperyalist güçlerin tecavüzüne uğrarsa, beyin hücreleri tutsak olurmuş. Bunun en belirgin ve somut örneği, aslında bir ‘siyasi parti’ değil ama bizim ana muhalefet partimiz, (C+P)'dir.  

Hayret ki ne hayret… Uzun zamandır medyada ‘Katar Algısı’ yayan şerefsiz, adi, ahlaksız ABD’nin emir kulları ve vatan haini kalemşorlar, Büyük Şeytan ABD'nin yemlediği, honladığı ve fonladığı satılık köpeklermiş… Ne kadar fon, ne kadar kemik ve yal o kadar gürültü… .Vay anasını…

Hayret ki ne hayretKronik hasta muhalifler var ya... İnsan nasıl olur da böyle bir kafa yapısına sahip olur, anlamak mümkün değildir. Kendilerine yüzlerce tarihi belge gösterin, bir kısmı da yabancıların olsun, tabularına uymuyorsa, hiç birine inanmazlar, tek ‘doğru’ (aslında yanlış olan)  onların şartlandığı ve iman ettiği doğrusudur.

Hayret ki ne hayret… Son zamanlarda yaptığım araştırmalar sonunda öğrendim ki; güzel ülkemizde ‘Beyaz Türk’ denilen kriptolar, yani gizli gayri Müslimler, hiç bir zaman istiklal savaşında yer almamışlar. Ya savaştan kaçmışlar, ya da savaştan sonra göç ve mübadele yoluyla ülkemize yerleşmişler. 1918-1922 yıllarında öğrenci olmadığı için liseler kapanmış. Üniversiteler ise 1925'den sonra öğrenci kaydetmiş. Böylece Devlet kadroları ‘Beyaz Türk’ denilen kişilerin in eline geçmiş. Halen de pek çok yer, onların torunları tarafından işgal ediliyormuş. Şimdiye kadar bunları bize niye anlatmadılar ki… Şimdi nasıl olur da hayret etmezsiniz?

Hayret ki ne hayretBendeniz yeni öğrendim. Meğer Başkent Ankara’daki ‘Çankaya Tepesi’nin orijinal adının ‘Ezan Tepe’ olduğunu, orijinal ismin daha sonra değiştirildiğini biliyor muydunuz? Bir zamanlar, adını değiştirip “Çan Kaya’ diyerek isimlendirmişler ve ‘Ezan’ı silip, ehli küffarın sembolü olan ‘Çan’ koymuşlar. ‘Çankaya Köşkü’nün eski adı da ‘Kasapyan Köşkü’ imiş... Ankaralı bir Ermeni tüccar tarafından 1800'lü yılların son çeyreğinde yaptırılan ve sonrasında kentin zengin ailelerinden Bulgurzadeler'in eline geçen ‘Kasapyan Köşkü’ olarak bilinen bağ evi, zamanın Diyanet İşleri Başkanı ve Ankara Müftüsü Rifat Efendi'nin gayretleriyle, halktan toplanan, 4500 lira bağış sayesinde, Bulgurzade Tevfik Efendi'den satın alınmış ve M. Kamâl'a hediye edilmiş... O köşk Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar (C+P)’nin mülkiyetinde imiş... D.P. iktidara gelince, köşkü Devlet’e öyle bir fiyata satmışlar ki millet duysa, dudak uçuklattırırmış. Ben bilmiyorum ama ‘bir bilen’ o fiyatı ve ödemeyi çok iyi biliyormuş.  O zamanlar ‘Ezan’ yerine ‘Çan’ koyan adamlar, günümüzde boş yere Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne karşı durmuyorlar!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz