Asım GÜZEL

Asım GÜZEL

Halk huzur istiyor

Ülke insanımızın büyük çoğunluğu, siyaset kurumu yöneticilerinden toplumsal yaşama “huzur” ortamını egemen kılacak bir Devlet Yönetimi beklentisi içindedir.

Günümüzde huzur, aklı başında herkesin öncelikli talebi… Huzur içinde yaşayamadıkça, para, şan-şöhret, mevki-makam, güç sahibi olmanın ne önemi olabilir ki?… Büyük çoğunluğu iyi niyetli olan insanımızın devlet yönetiminden beklentileri huzurdur. İnsanımız huzur arıyor… Çoğumuzun tercihi, “azıcık aşım, ağrısız başım” biçiminde gelişiyor…

Bu nedenle “toplumsal barış” arıyoruz çoğunluğumuz.

Düzen istiyorsak, huzur için istiyoruz; huzur duyacağımız bir işimiz, bir gelirimiz, geleceğe güvenimiz olsun istiyoruz.

Ama olmuyor bir türlü işte; “erki paylaşma” da siyasi partilerimiz bir türlü anlaşamıyor ve herkesi mutlu kılacak düzen arayışlarına girişemiyorlar.

Herkes Anayasayı değiştirmek istiyor, ancak herkes sadece kendi Anayasa’sından söz ediyor.

İktidar partisi tek başına Anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlayamayışına hayıflanırken, aslında sadece kendi isteklerini kabul ettireceği bir yasa çıkartamamaktan üzüntü duyduğunu ifade ediyor ve ekliyor:

“- Filanca parti ile uzlaşarak çıkartırız…”

Peki temsiliyet oranı % 35 lere varan diğer siyasal partilerin Anayasa konusundaki görüşleri ne olacak? Ülkede yaşayanların % 35 ini temsil eden siyasal partilerin görüşlerinin yansıtılamadığı bir Anayasa, toplum indinde ne denli saygı ile karşılanacak?..

İktidar partisi tek başına Anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşabilse idi ve de bir uzlaşma aramadan sadece kendi Anayasasını çıkartsa idi daha mı iyi olacaktı? Şimdi sadece iki siyasal partinin uzlaşısı ile çıkartılabilecek bir Anayasa daha mı iyi olacak?..

Nerede kaldı “toplumsal uzlaşı”, nerede kaldı “toplumsal barış”, nerede kaldı “huzur”?

Yemin krizi ile gelinen durum ortada; bir yasama dönemi böyle bir kriz ile başlıyor ise, huzur beklentileri, böylesi bir yasama döneminde, ne denli gerçekleşebilir ki?...

Gereğinde geri adımlar atmanın, çağdaş uygarlık değerleri bağlamında “tükürdüğünü yalamak” olmadığını, tersine uzlaşma kültürünün saygınlığı olan değerli bir aracı olarak kabul edilmesini, herkesin, özellikle de birinci derecede sorumluluk taşıyan yetkililerin içlerine sindirmeleri gerekiyor.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz