Bünyamin ACAR

Bünyamin ACAR

Gaziantep'ten Konya'ya

İnsan yaşadığı yere bakınca zannediyor ki sadece kendi yaşadığı şehir gelişiyor, büyüyor. 

Geçenlerde Konya’daydım, eşimle birlikte bir kış gezisi yapalım, birlikte okuduğumuz Konya’da üniversite yıllarımızdan anılarımızı biraz tazeleyelim istedik.

Hava soğuk, süs havuzları, çeşmeler donmuş olsa da uzunca bir yürüyüş yapmaya kararlıydık.

Şehir merkezinin bir ucundan başlayıp, diğer ucuna kadar yürüyecektik.

Hareket noktamızı öğrencilik yıllarımızın cazibe merkezi olan Kent Sineması olarak belirledik.
Ama ilk durağımız, Kent Sinemasının hemen karşısındaki ara sokakta bulunan ve öğrencilik yıllarımızda da sıkça ziyaret etmeye çalıştığımız Sadreddin Konevi Hazretlerinin türbesi oldu.
Ardından Kent Sinemasının olduğu yere geldik ki, sinemanın yerinde yeller esiyor.

 

Bir zamanların popüler sineması kapanmış…
Yukarı doğru yürümeye başladık, istikamet Alaattin tepesi.

 

Yol trafiğe kapatılmış, yerlere parke taş döşenmiş, süs havuzları yapılmış.
Cadde genişlemiş, sağlı sollu mağaza ve kafeler kış günü de olsa müthiş bir cadde keyfi yaşatıyor.
Elimize çerez bir şeyler alalım istedik, bir kuru yemişçiye girdik.
Merak ettim sinemayı sordum.

 

Kuruyemişçi, “Eskidendi, artık AVM’ler var. Öğrenci de gelmiyor artık buralara. Önceden caddede adım atacak yer olmazdı” dedi.

Neyse çıktık, biraz ileride Büyükşehir Belediyesi logosunun olduğu, kış bahçeli güzel bir kafe restoran gördük.

 

Gerçekten çok güzel inşa edilmiş ve birinci sınıf hizmet veriyor.
Şunu da söylemeden geçmemek lazım, şehir tam turizm şehri olmuş.

 

Belli ki iyi bir planlama yapılmış.

 

WC’lere kadar tüm detaylar düşünülmüş.

 

Nereye gitseniz WC’ler ücretsiz, pırıl pırıl, hepsinde kağıt havluya kadar detaylara dikkat edilmiş.
Ve yine öğrencilik yıllarımızın meşhur Camlı Köşk’ündeyiz.

 

Orayı da Büyükşehir Belediyesi almış, çok da güzel olmuş, makul ve kaliteli hizmetiyle göz dolduruyor.

 

Biraz mola verdikten sonra Alaattin kavşağının yanından Rampalı Çarşı, oradan İstanbul Caddesi (Alaatin tepesi – Mevlana türbesi arası) derken kendimizi Şems-i Tebrizi Hazretlerinin türbesinde bulduk.

Türbeden çıkıp Şerafettin Camiinin yanından geçerken “Yağlı ekmek yapılır” yazan camekan çekti dikkatimizi. (Ah Vedat Milor! dedik, ağzının tadını biliyorsun)

Küflü peynir, kaşar peyniri ve tereyağı bu kadar mı güzel olur.

 

Yağlı ekmek ve çayla içimiz ısındıktan ve karnımızı doyurduktan sonra Mevlana Hazretlerinin türbesi bekliyor bizi; yine o muhteşem mistik hava, manevi atmosfer, her milletten insanın bir arada olduğu bu güzel mekanda el açıp dua ediyoruz.

 

Konevi Hazretlerinin türbesinde başlayan gezimiz, Mevlana Hazretlerinin türbe ziyaretiyle son buluyor.

 

Bir zamanlar zaman zaman da olsa sitem ettiğimiz Konya’yı biraz eleştirmek, değişimi değerlendirmek istiyoruz.

 

Aklımıza Gaziantep gelince aslında söyleyecek söz de bulamıyoruz.
Ama ille de söylenecekse Konya’nın esnafı biraz tok gibi, hepsi olmasa da biraz nezaketten uzaklar.
Gaziantep’teki sıcaklığı, beşeri ilişkileri orda görmek pek mümkün değil.

 

Ama şehir çok başka olmuş, avantajlarını iyi değerlendirmiş.
Coğrafi avantajlarından dolayı Konya’yı Gaziantep ile kıyaslamak belki Gaziantep’e haksızlık olur ama şehircilik anlamında maalesef Gaziantep çok gerilerde.

Ne yürünecek kaldırımı, ne gidilecek yolu var.

 

Konya’da gözü tırmalayacak bir şey görmüyorsunuz, şehir matematik gibi, cetvel gibi.
Gaziantep’te tarihi çarşıların olduğu bölgede nereye baksanız bir eğri, bir yanlış görürsünüz.
Bir güzergah belirleseniz emin olun gidene kadar stres olur, vazgeçersiniz.
Oturacak, çay içecek bir yer bulmakta güçlük çekersiniz.

 

Kısacası Güneydoğu’nun Paris’i olsa da Gaziantep’in gidecek çok yolu var.

 

Turizm ve şehircilik anlamında bir yol haritasına ihtiyacımız var.

 

Müthiş bir başarı gösterip Unicef tarafından tescillenmiş olsa da; Gaziantep’in, özellikle tarihi çarşısının ve turistik bölgelerin hızlı bir değişime ihtiyacı var.

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz