SOKRANTES...

SOKRANTES...

GASTRONOMİK EKONOMİ

Sokranalım dedik bu köşede.

Dedik demesine de, milletin bu kadar sokranacağını hiç tahmin etmedik.
Milletin ne kadar sokranması varmış aboo..
SM‘ye (sokranma merkezi)  gelen mesajlarla köşemize yön vereceğimizi söylemiştik.
Bu hafta en ilginç sokranma ise gastronomi şehrine aday bir şehre yakışmayacak bir sorun.
Bu sorunu aslında hepimiz yaşıyoruz.

 

Sizleri fazla meraklandırmadan konuya giriyorum.
Bu konu Belediye Başkanımız Sayın Fatma Şahinden tutun da, Ticaret Odası’nı, tüketici derneklerini ve hatta halkımızı ilgilendiriyor.
Sorun pastaneler ve kafeler…

 

 

Daha açalım konuyu pastanelerde ve kafelerdeki fiyatlar.
Bu fiyatlarla ilgili bir araştırma yapalım dedim.
Pazartesinden beri şehirdeki kafe ve pastaneyi dolaştı ekiplerimiz.
Ekibimizle dün akşam yaptığımız toplantıda harcamaları çıkardılar.
Ödenen hesapları görünce “çüşşş” dedim.

 

 

Eyle “dümdüz mü” derseniz “yok içimden” dedim.
Sonuçta elemanlarımız kilosu 20 TL olan Türk kahvesini 7,5 TL, bakkalda 50 krş. olan sodayı pastanede bardağa konulunca ve üzerine bir limon parçası da eklenince 5 TL, bakkalda bile 1 TL’ye satılan (toptan fiyatını yazmıyorum) 1,5 litrelik suya 6 TL ödeyip gelmişler.
Yok sadece siz susadınız küçük su isteniz o da 2 TL.

 

 

Acıktınız ufak bir atıştırma yapalım dediniz. Bildiğiniz Antep dürümü yani ekmek peynir domates salatalık biber dürüm olarak geliyor. Bunu evde hanım yapsa sabahtan beri evdesin yapa yapa bunumu yaptın deriz ya.

 

İşte o dürüm 15 -16 TL.
Yanında çay içersiniz herhalde, en ucuzu 3 TL.
Bir tarafta da nohut dürümü ve ayran ile yani 3-4 TL’ye açlığımızı yatıştıran mekanlar var bir tarafta

 

 

20 TL’ye..
Ya onlar hatalı, ya da onlar…
Tamam para kazanmayın demiyoruz.
Ama el insaf.

 

 

Şimdi çark dönüyor olabilir. Ama bu fiyatlar böyle devam ederse sektörünüz darbe alır.
Zaten mantar gibi çoğalan kafelerin de sebebi bu.
Cazibe merkezi haline geliyor bu iş.
Ama nereye kadar.

 

 

Almanya’dan gelen bir dostum bu serzenişi geçen yaz yapmıştı.
Bir AVM’de kafede beni beklerken iki tane Türk kahvesi ve bir küçük su içmiş 20 TL hesap ödemiş.
Bu ne pahalılık Almanya’da en lüks mekanda bile 1 Euro demişti.
Ve sonra Allah’tan Gaziantep’te deniz yokmuş yoksa boğaz manzaralı kahve içiyorsun diye fincanını 15 TL’ye satarlardı, duvara bakarak 9 TL ise dedi.
Diğer bir konu ise gençlerdeki tehlikeli düşünce.

 

 

Diyorlar ki  “Bir kahveye 10 lira vereceğimize arpa suyu içeriz aynı fiyata yudum yudum.”
Düşünün bir dostunuz sizi akşam yemeğine davet etti. Yediniz içtiniz ve dediniz ki gelin size kahve ısmarlayayım.

 

 

Dedin demesine de demesen daha iyiydi.
Çünkü yediğin yemek fiyatına içeceksin o kahveyi. Hele bir de çocuklar varsa milkshakeydi ,latteydi matteydi derken geçmiş olsun.

 

 

Afiyet olsun…
Tamam serbest piyasa var.
Ama birde esnaflık denen bir şey var.
Baklavacılar, ekmekçiler, çayhaneler, berberler odaları toplanıp fiyatları belirliyorlar.
Biraz esnaf olun başka bir şey istemiyoruz…

 

Sayın Fatma Şahin Gaziantep’imizi 9. gastronomi şehir yapmaya çalışırken, Gaziantep’e gönül vermiş misafirperver halkımıza lütfen ağır olacak amma kazık atmayalım.
Bizler hürmeti seven insanlarız, bizim örf ve adetlerimizde çayın lafı olmaz.
Çay bir iletişim aracı.

 

 

Kahvenin kırk yıl hatırı var. Ama maliyeti 0.45 lira olan bir kahvenin.
10 lira verince 40 yıl sadece o kazığı unutamayız.
Kebabı ile, nohut dürümü ile, Antep peyniri ile, katmeri ile, baklavasıyla ünlü şehrimizi, bu yemeyi içmeyi seven halkı lütfen kazıklamayalım.

 

Halk şikayetçi benden söylemesi.
Sonra demedi demeyin…

 

 

Ve artık twitter’dayız ve bu hafta sizlerden gittiğiniz kafelerden ve pastanelerden adisyon fişlerinizin fotolarını göndermenizi istiyorum.
İşte twitter adresimiz “twitter.com/sokrantes”.

Bu sayede hem adisyonlarınız kontrol etmiş olacaksınız hem de neyi kaça yediniz içtiniz bileceksiniz.

 

Sokrantes der ki” İNSAN YALNIZ SÖYLEDİKLERİNDEN DEĞİL, SUSTUKLARINDAN DA SORUMLUDUR.”…

 

******

 

 

KURŞUNA GEREK YOK…


Sözlerin var ya diye şarkı devam eder.
Evet geçen hafta can çekişen, sakat olan Türk futbolu daha fazla acı çekmesin diye tamamen bitirildi.

Başımız sağ olsun.
Zaten kulüp başkanlarının özellikle 4 büyük kulübün başkanlarının sözleri Türk futbolunu yavaş yavaş bitiyordu.

 

Her gün bir darbe daha alan futbolumuz,  Fenerbahçe’ye yapılan o silahlı saldırıdan sonra nakavt olmuştur.

 

Futbolumuz futbol olmaktan tamamen çıkmıştır.
Taraftarları biri birine düşman eden sözler, sonun da taraftarlığı holiganlığa getirdi.
Hep köklü çözümlerden bahsediliyor.
Ama somut bir gelişme yok. 

 

 

Passolig dediler, cart dediler curt dediler ama nafile.
Hazırki futbolu seven taraftarlar TV başına kaçtı.
Meydan holiganlara kaldı tabi ki.

 

 

Federal Almanya Yargıtay’ı, Dresden Eyalet Mahkemesi’nde holigan bir taraftar grubunu terör örgütü olarak kabul ettiğini onayladı.
Al sana köklü çözüm.

 

Biz de yer mi..
Gak gak gak gak gak .
Hay Allah kargalar bile güldü…

 

*****

 

AAÖ VE AAS.

 

7 haziran seçimleri için tüm partiler adaylarını açıkladılar.
Hepsine hayırlı uğurlu olsun. Kazanan inşallah memleketimize ve ülkemize hayırlı olur.
Seçilecek milletvekillerimizin kadın milletvekili veya erkek milletvekili olmasının önemi yok. Sağlıklı olsun yeter.


Sonuçta bizim vekilimiz olacaklar.
Adaylar açıklanmazdan önce temayül yoklamaları, kulisler, partilerine övgüler ama adaylıklar açıklandıktan sonra hepsinin boş olduğunu anlayan aday adayları.
Atanması yapılamayan öğretmenler gibi, YGS’de herhangi bir üniversiteye yerleşemeyen öğrenciler gibi oldular.


İstifa eden, ağzına geleni söyleyen, partisini eleştiren…
Ne bilim bu siyasetin dengesi yok.


AAÖ(aday adaylığı öncesi) ve AAS (adaylar açıklandıktan sonrası) bana politikanın “poli”sinin manasını açıkladı.

 

Çok kişilikli...

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz