ŞEYDA UYSAL

ŞEYDA UYSAL

Florida izlenimlerim: Dil ve anahtar meselesi

Amerika’da yaşamak için aklımıza gelen her adımı planlamıştık. Çok da kısa olmayan bir hazırlık sürecinden sonra, Florida’ya geldik...

 

Geldik, ama gelgelelim şu İngilizce meselesine. Eşim doktora öğrencisi olduğu için, dil problemi yaşamıyordu diyebilirim -ama kültür şoku meselesine girmiyorum henüz. Bende ise hem dil problemi, hem kültür şoku, hem de “homesick” dedikleri ev özlemi... Her biriyle ayrı ayrı başa çıkmaya çalıştığımı bir süre hatırlayacağım sanırım. İlk iki ay, her ne kadar çeşitli dil kurslarına katılmış da olsam, bu üç genel sorun benimle uğraşmaya devam ediyordu. Yabancı dil konusuna gelince, benim şikayetlerim de sıklıkla duyduklarımızdandı:

 

 “Biliyorum, ama konuşamıyorum!”

 

“Gramerim düzgün olsun derken, cümle kuramıyorum!”

 

“Tüm okul hayatımız boyunca biz İngilizce görmüştük!”

 

 Evet! Görmüştük! Çok haklıyız yukarıdaki sorunlardan şikayet etmekte! Anadiliniz dışında bir dilin konuşulduğu bir ülkede yaşarken, en temel ihtiyacımız olan konuşma için çabalarken bu ol(a)mıyor! Üstelik yıllarca İngilizce eğitimi aldığımız halde... (Yaşayanlar biliyordur zaten) karnınıza ağrılar giriyor derdinizi anlatamayınca. Evinize tadilat için gelen bir tamirciyle, markete gittiğinizde kasiyerle, havaalanında uçuş görevlisiyle konuşmak durumunda kalıyorsunuz, ama başaramıyorsunuz. En basit cümleler bile kurulmuyor bazen. Yanlış telaffuzdan dolayı anlaşılamamalar da işin cabası. “Vootır” değil, “vooğdır”dır mesela bildiğimiz ‘su’…

 

Yaşadığımız diğer bir durum ise, ilk haftalarda market alışverişlerimizin saatlerimizi almasıydı. Neden mi? Yanımda ileri düzeyde İngilizce bilen canım eşim olduğu halde, aradığımız ürünleri bulmakta zorlanıyor, bazen de bulamıyorduk. Daha önce hiç duymadığımız markalar vardı, böyle olunca ürünler de hiç tanıdık gelmiyordu. Reyon düzenleri çok farklıydı, bu yetmezmiş gibi bu düzeni de her ay değiştiriyorlardı. Yine değişiklik… Toz halinde olan bildiğimiz hazır çorbayı bile bulamamıştık. Buradaki insanlar bunu tüketmiyor olmalı ki marketlerde yoktu bile. Çikolata markaları farklı, şampuanlar ve kozmetik ürünleri de (bayanlar için söylüyorum!)...  Sebze-meyveye gelince, hala kabullenemediğim durumlardan biri, neredeyse her yemekte kullandığımız biberi taneyle alıyor olmamız!

 

Üstelik Amerika’da biberin tane fiyatının Türkiye’deki kilogram fiyatına denk düştüğünü söylemeden geçemeyeceğim. Bahsettiğim bu sorunlar, dil bilmemekten ziyade kültür şokuyla ilgili aslında ve dünya bilgisi eksiliğinden kaynaklanıyor diyebiliriz. Genellemek gerekirse dışarıya açılmaktan çekinen bir millet olduğumuz da ortada (çoğu ülkeye vizesiz girebilen bir Amerikan’la kıyaslayarak söylüyorum). Dış dünya hakkındaki kültürel haberlere -magazin hariç- gösterilen ilginin ülkemizde belki de yetersiz olduğu görüşüne de vardım deneyimlerim doğrultusunda. Maalesef bir kültüre bu kadar yabancı hissederek ve yaşayıp görerek...

 


İnternetten evimize eşya sipariş etmek için hangi kelimeleri kullanacağımı düşünürken de sürekli bir şeyler öğreniyordum. “Hep bildiğim “bed”, burada “mattress” olarak kullanılıyordu. Bunlar, ihtiyaçtan öğrenilen belki hiç unutulmayacak kelimelerdi benim için. Dil öğrenme sürecinde, artık altyazıları kapatıp İngilizce olarak izlediğim diziler ve filmler bir hayli çoğalmıştı. Böylece günlük konuşmalarda, hangi durumda nasıl cevap verileceğini daha kolay öğrenme yolunu bulmuştum. Hatta birisiyle anadilimde konuşurken bile çoğu zaman “Turklish” konuşmalara geçiyordum. ‘Kütüphaneye drive yapıp orada homework’ümü yapacağım. 2 pm’de deadline’ım var.’ gibi...

 

Amerika’ya ilk geldiğim zaman bu konuşmaları garipsediğim doğrudur. Hem cümleleri anlayamıyordum hem de “özentilik” olduğunu düşünüyordum. Aslında tamamen dil öğrenmenin yan etkileri olduğunu söyleyebilirim şimdi. Dahası İngilizce rüyalar görmeye başlamıştım. İngilizcemin geliştiğine işaret eden bir yan etkiydi bu! Cümle bile kuramazken, şimdi yüksek lisans programlarına başvuru yapmaya cesaret eder durumda olmam şaşırtıcı, öyle değil mi?

 


İngilizce sayesinde çok fazla yabancı arkadaşım olmaya başladı.  Hem de uluslararası boyutta! Hintli, Çinli, Japon, Arap, İspanyol... Böylece farklı kültürleri de tanımaya başladım. Amerikan dil partnerim oldu, pratik yapmam için bana zamanını ayıran. Bir parçam hala Türkiye’de yaşıyor gibiydi. Fakat 7 saatlik zaman farkından dolayı Türkiye’deki arkadaşlarımla eskisi gibi görüşemiyordum, hatta ailemle bile. Zor geçen ilk iki aylık süreçten sonra, belki de arkadaşlarım sayesinde, nereye ait olmam gerektiğine karar vermeye başladım. Artık Amerika’da yaşıyordum.

 

Bunu kabul etme zamanı gelmiş olmalı ki yaşadığım şehri sevmeye başlamıştım. İnanın bunu başarmak belki beş ayımı almıştır. Tabii ki ev özlemi ara ara varlığını hissettirip beni yanıltsa da artık alışmıştım. Ev özlemi duymak, burada çok yaygın bir durum değil bu arada. Eğer belli bir yaşa geldiyseniz ve hala ailenizle yaşıyorsanız, bu çok normal karşılanan bir durum değil Amerikan kültüründe. Bu yüzden olmalı ki ailemi özlüyor olmamı anlamakta zorluk çeken çok insanla karşılaştım.

 

Aile ve komşuluk bağlarının zayıf olduğu bir toplumdan, bunu anlamasını bekleyemezdim ya! Komşuluk konusuna da değinirsek,  yıllardır aynı çevrede yaşayıp yan dairede kimin oturduğu hakkında fikri olmayan oldukça yaşlı bir teyzeyle tanıştım. Evet, bilerek ve ‘özellikle’ bunu sordum! Bu konuda doğu ülkelerinin daha hassas olduğu ortadaydı. Ülke olarak kaybetmememiz gereken bir değerimiz, komşuluk bağı...

 

Komşuluk kavramının bizde önemli olduğunu vurguladıktan sonra, konuyu tekrar dil öğrenme konusuna getirmek istiyorum. Dilbilgisi kurallarını, formüllere dökülmüş halleriyle ezberleyerek öğrendiğimiz İngilizceyi, neden hayata geçiremediğimizi burada sadece altı ay yaşayarak anladım: Derslerde pratiğe yönelik öğretimin yetersizliği ve bilgi hamallığı… Bu konuda böylesine doğrudan konuşmam, yurtdışına çıkınca çektiğim sıkıntılardan ileri geliyor. Dil eğitimiyle ilgili küçük bir öneri sunmak gerekirse, İngilizce derslerinin soyut dilbilgisi ağırlıklı değil de basit ve akıcı konuşma şeklinde, iletişim odaklı işlenmesi belki daha işlevli olacaktır. Ayrıca öğrenci değişim programlarına (Erasmus+ ve Mevlana programları gibi), ilköğretim ve lise düzeyinde de yeterli imkan sağlanması ve öğrencilerin teşvik edilmesi, dil ve kültür öğrenme sürecine katkı sağlayacaktır. Öz olarak, yabancı dil bilmemek, iletişime, farklı kültürleri tanımaya ve şüphesiz kendimizi gerçekleştirmeye bir engeldir… Şimdi de bu cümleyi olumlu yapalım: İletişim kurmak, farklı kültürleri tanımak ve kendimizi gerçekleştirmek için kapılar açan bir anahtardır, yabancı dil bilmek...

 

 

 

Şeyda Uysal

28.02.2016, Gainesville

Yorumlar (6)

+ Yorum Yaz