Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

FATİHA SÛRESİNİN FAZİLETİ

Yüce Kitabımız Kur’an’ı Kerim’de bir sure vardır ki onun adı Ümmül Kitap’tır yani Kitabın anası’dır. Peygamber Efendimiz(s.a.s), bütün namazlara onunla başlamamızı istemiştir. İşte bu sûre hepimizin bildiği Fâtiha’dır. Allah Resûlü, Fâtiha’nın, Rabbimiz ile aramızdaki bir konuşma, bir diyalog olduğunu haber vermiştir. Bizlere sayısız nimetler bahşettiği ve bizleri muhatap kabul ettiği için Fâtiha’nın hemen başında Rabbimize hamd ettiğimizde; O’nun Rahmân ve Rahîm olduğunu; O’nun hesap gününün, âhiret gününün sahibi olduğunu beyan ettiğimizde Âlemlerin Rabbi, “Kulum bana hamd etti; kulum bana sena etti, övdü;kulum beni yüceltti buyurur ve hoşnutluğunu ifade eder. Fâtiha’nın ikinci bölümünde ise halimizi ve isteklerimizi Rabbimize arz ederiz: “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil!” dediğimizde Yüce Rabbimiz, “Bu kulum ile benim aramdadır, kulumun isteğine icabet edeceğim. İşte kulumun bu talebi karşılıksız kalmayacaktır, kulum ne istiyorsa onundur!” buyurur.

Fâtiha, Kerim Kitabımızın muhteviyatının, insanlığa gönderiliş amacının özü ve özetidir. Yaratılışımızdaki gaye ve hikmegtin bir beyanıdır. Her gün beş vakit namazda Rabbimizin huzuruna Fâtihayla çıkarız.Kelime-i şahadetle Allah’a verdiğimiz kulluk misakımızı, her gün onunla tazeleriz. Allah’ın yüceliğini, adaletini, engin merhametini ve sonsuz kudretini tekrar tekrar onunla idrak ve ikrar ederiz. Rabbimize şükrümüzü, hamdimizi, övgümüzü, minnetimizi, her gün onunla dile getiririz.Bir beşer olarak kusurlarımızı, niyazımızı, mağfiret talebimizi her gün Rabbimize onunla arz ederiz. Biliriz ki, sığınağımız, dayanağımız, tükenmeyen ümidimiz yalnızca O’dur. Kendisine kullukta bulunulacak, el açılıp medet umulacak yegâne güç ve kudret O’dur. Bizi sırât-ı müstakiminde yani Kur’an’ın, peygamberlerin, şehitlerin, Salihlerin, iyilerin dosdoğru yolunda sabit kılacak O’dur.

Yüce Rabbimiz, bizleri, Fâtiha’nın bereketinden mahrum bırakmasın; bizleri Fâtiha’yı çokca okuyan, anlayan ve hayatına yansıtanlardan kılsın inşallah ! ( D.İ.B.nın hazırladığı 18.11.2016 T. Cuma Hutbesinden..)

BİR HADİS.

Ey insanlar! Selâmı aranızda yayın, birbirinize yemek ikram edin, insanlar uykuda iken namaz kılın ki, selâmetle cennete giresiniz!”

DERVİŞ KAŞIKLARI HİKAYESİ

Dervişe bir gün sormuşlar:

– Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?

Size farkı gösteriyim deyip, önce sevgiyi dilden kalbine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi sofrada yerlerini almışlar. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Derviş şöyle bir şart koymuş:

– Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.

Peki deyip çorbalarını içmeyi denemişler.

 Fakat kaşıklar uzun geldiğinden sıcak çorbayı döküp saçmaktan hem kendilerini yakmışlar hem de ağızlarına bir damla bile götürememişler. En sonunda bakmışlar olacak gibi değil sofradan aç kalkmışlar.

Daha sonra derviş, bu defa sevgiyi gerçekten bilenleri yemeğe çağırmış. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen insanlar gelmiş, sofraya oturmuş. Onlara da aynı şartı dile getirmiş.

Her biri uzun kaşığını çorbaya daldırmış, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak çorbalarını içmişler Böylece her biri diğerini doyurmuş ve sofradan afiyetle şükrederek kalkmışlar.

Derviş sevgiyi gerçekten yaşayanların farkını soranlara;

– İşte! Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında her zaman alan değil veren kazançlıdır.

KUR’AN’A GÖRE ALLAH TEALA’NIN ASLA BAĞIŞLAMAYACAĞI ŞİRK GÜNAHI. 

Tevhid ilkesinin ve tek Allah’a inanmanın tersi-zıddı da Allah’a şirk koşmaktır.

Şirk, Allah’ın yanında, O’na denk olan başka ilâhlar olduğuna inanmaktır. Bu inanış İslâm dinine tamamen aykırıdır, dinden çıkmaktır; Cenab-ı Allah’ın asla affetmeyeceği, belki de tek affetmeyeceği en büyük günahı işlemektir! “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın… !”( Nisa,4/36). Allah’a başkasını ortak koşmak(Şirk), birisi inançta, diğeri amelde ve davranışta olmak üzere iki çeşittir. İnançta şirk, Allah’tan başka bir varkığın tanrı olduğuna veya Allah’a mahsus sıfatlardan bir kısmını taşıdığına inanmakla olur. Amelde şirk ise, ibadeti ve kulluğu Allah’a tahsis edip yalnız O’nun için yapacak yerde başka varlıkları da O’na ortak kılmakla gerçekleşir. Kur’an’ı Kerimin bir çok ayetinde kibir, cimrilik, gösteriş yapma duygu ve eylemleri kınanmaktadır. Bunun sebeplerinden birisi de bu duygu ve eylemlerde iki çeşit şirkin izlerinin bulunmasıdır. Kibirlenen kimse, Allah karşısında bağımsızlığını ilân ediyor ve nefsine tapıyor demektir. Cimrilik eden kimsede ise Allah’ın lütfuna karşı nankörlük ve güvensizlik vardır. İyiliği insanlar görsünler ve kendisini övsünler diye yapanlar ibadet ve kulluğa Allah rızasından başka unsurlar katmaktadırlar; müşriklere ait bazı duygu, düşünce ve davranışların içine sokmaktadırlar.(Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, D.İ.B.Y. Ankara 2006, Cilt:II, s.64)

  “ Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz ! Bunun dışında dilediğini mağfiret buyurur. Kim Allah’a ortak koşarsa pek büyük bir günah işlemiş olur ve iftira etmiş olduğunda şüphe yoktur!”( Nisa,4/48.). Bu Ayette Allah Tealâ’nın şirk dışındaki bütün günahları dilerse affedeceğini bildirmesi üzerine, bazı tefsirciler buradaki mağfiret (bağışlama) kavramının ne mânaya geldiği sorusuna cevap aramışlardır. Bu konu üzerinde en ayrıntılı şekilde duran İbn Âşûr’un yaptığı açıklamaya göre bağışlanma şansı bakımından insanları dört gruba ayırmak gerekir:

ZİNA :  Hz. Peygamber’in Zina Yapmak İsteyen Bir Genci Güzel bir Dille İkna Etmesi.

Ahmed bin Taberânî Ebu Ümâmeden şöyle nakletmektedire:

“ Kureyşten bir genç, Hz. Peygamber’e geldi ve “ Ya Resulşullah izin ver de zina yapayım” dedi.Bir grup insan, gencin üzerine yürüdü ve onu azarlayarak sus sus! Dediler. Hz. peygamber, “Yaklaştırın onu” dedi. Hz. Peygamber, gence, “Sen, Annene, kızına, kız kardesine,halana, teyzene  zina yapılmasını ister misin ?” dedi.Genç, “Canım sana feda olsun, vallahi hayır, istemiyorum !” dedi.Hz. Peygamber, “ Diğer insanlar da, halk da annelerine, kızlarına, kız kardeşlerine, halalarına ve teyzelerine zina yapılmasını istemezler.” Dedi. Ve elini Gencin omzuna koyarak “Ey Allah’ım,O’nu bağışla, O’nu zinadan koru” dedi. Bu olaydan sonra Genç kadınlara hiç iltifat etmez oldu.””(M.Yusuh Kandehlevî,Hayatü’s Sahabe,C.4,s.5)

SÜNNETE UYMA:

  • Übeyy b. Kab’dan rivayet edilen hadis: “Doğru yoldan ve sünnetten ayrılmayınız. Yeryüzünde hangi kul, doğru yola ve sünnete tâbi olsa, Rahman’ı zikretse ve Allah korkusundan dolayı gözyaşları yaşarsa Allah ona asla azap vermez. Yeryüzünde doğru yolda ve sünnet üzere olan, Allah’ı içinde zikredip Allah korkusundan dolayı kılları ürperen kişinin durumu yaprakları kurumuş ağaç gibidir. Böyle bir ağaca rüzgâr isabet edince yaprakları dökülür.İşte bu ağacın yaprakları gibi Allah onun günahlarını da dökecektir…”( Hayatü’s Sahabe, s.45)
  1. ÖMER’İN SÜNNETLE İLGİLİ SÖZÜ:

          Hz. Ömer b. Hattab, Medine’ye geldiğinde kalktı, hutbe verdi. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle konuştu: “Ey insanlar ! Sizin için bazı sünnetler konulmuş, bazı esaslar da farz kılınmıştır.Apaçık bir hakikat üzere bırakıldınız.Ancak kendiniz sağa sola saparak, insanlar vasıtasıyla sapıtırsanız durum değişir.”( Hayatü’s Sahabe, s.45)

       ABDULLAH B. MES’UD’UN SÜNNETLE İLGİLİ SÖZÜ.

  • Abdullah b.Mes’ûd, Perşembe günleri kalkar şöyle derdi: “İslâmın esası ikidir; sünnet ve kelam. En faziletli ve doğru söz Allah’ın kelamıdır. En güzel sünnet ise Hz. peygamber’in sünnetidir. İşlerin en şerlisi ise sonradan uydurulandır. Sonradan uydurulan her şey bidaddır…”.”( Hayatü’s Sahabe, s.46) 
  1. İMRAN’IN SÜNNETLE İLGİLİ SÖZÜ.

Hz. İmrân, sünneti inkâr eden birine şöyle demiştir: “ Sen ahmak birisin. Allah’ın kitabında…namazın rekatlarını, zekatın miktarını ve benzeri şeyleri açıkça görebiliyor musun? Allah’ın Kitabı bu gibi hususları mübhem bırakmış, bu hususları sünnet tefsir etmiştir.”( Hayatü’s Sahabe, s.46)

HİDAYET

Hidayet, kalbe konan nurdur. Hidayetin nuru olmazsa iman teşekkül etmez. Allah, dünyayı ve dünyadaki her şeyi insan için yarattı, insanın hizmetine verdi. İnsan bunu bilecek. Bir insan bütün ilimleri bilse ama Allah’ı bilmese, hiçbir şeyi bilmemiş olur. Allah’ı bilirse her şeyi bilmiş olur.

Allah’ı bilmenin alameti nedir? Allah’ı sevmektir. Allah’ı seviyorsan ibadetten, zikirden lezzet alır, haramlardan nefret edersin, İnsanlara muhabbet duyar, evine çoluk çocuğuna sevgi beslersin. Allah’ı bilmez ve sevmezsen dünya boş olur. Kin ve intikam duyguları alır, yürür.

HANDA TEFEKKÜR!

Bu dünya fani bir handır!

Kervan konup göçmüş gibi!

Yaşam kısacık bir andır,

Bir yudum su içmiş gibi!

 

Burdan her can gelip geçer,

Kısmeti kadar yer içer,

Başarsa, ölümden kaçar!

Kuş, sır olup uçmuş gibi!

 

İnsanoğlu sefa sürer,

Ol, başına çorap örer,

Acımaz, defterin dürer,

Müşriklere eşmiş gibi!

 

Has mümin, tek Rabbe tapar,

Dünyayı bir pula satar,

Muhtaçlara cennet yapar,

Bin bir çiçek açmış gibi!

 

Güneş de, Ay da tutulur,

Yusuf, köle mi, satılır?

Kötü kişi unutulur,

İzi kalmaz “hiçmiş” gibi!

 

Has Müslüman adil gider,

Kör nefsini köle eder,

Fakir mutlu: Baca tüter,

Şah-ı Resûl geçmiş gibi!

 

İyilik yapan mutlu olur,

Dünya ona kutlu olur,

Ahreti de tatlı olur,

Nur hasatı biçmiş gibi!

 

Kötülükten buzlar erir,

Gayriye içirir zehir,

Yapana da acı verir,

Böbrekteki taşmış gibi!

 

OYTAN’ım, nerede sabır?

Felakettir nefret-kibir,

Kalbindeki küçük bir kir,

Yakar, ateş düşmüş gibi!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz