Murat Dağ

Murat Dağ

FAHRİ CAN VE SAHİR UZEL MÜNAKAŞASI KONU: SELAHATTİN ADİL PAŞA

1917 yılı tıbbiye okulu mezunlarından olan Dr. Fahri Can, ikinci Düzce isyanını bastırdıktan sonra o zamanki sıhhiye vekili Dr. Adnan Adıvar’ın isteği üzerine, “Küçük Doktor” kod adıyla Antep’te vazifelendirilmiştir. Antep savunmasında aktif rol oynayan Dr. Fahri Can, Antep’te geçirdiği günlerle ilgili çok fazla yazı kaleme almamış olmasına rağmen, 1951 yılında yayınlanan “Tarih Dünyası” isimli derginin 24. Sayısında, “Gaziantep Müdafaası ve Selahattin Adil (Paşa)” başlıklı bir makale kaleme almıştır. Bu makale bir tartışma zinciri yaratmış, aynı derginin 28/29. Sayısında “Gaziantep Savaşının İçyüzü” kitabının yazarı Sahir Uzel’in cevap vermesi üzerine Dr. Fahri Can’da, 30/31. Sayısında Sahir Uzel’e konuyla ilgili cevap veriyor.

Dr. Fahri Can, tartışma yaratan 24. Sayıdaki başlangıç makalesinde, 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Paşa’nın Antep savunmasında yararlı olmadığını iddia ediyor. Özellikle Selahattin Adil Paşa’dan gelen mektuplarda, erzak ve mühimmat yardımı yapılacağına dair ifadelerin yer almasına rağmen bunların gerçekleşmediğini belirtiyor. Hatta bu mektupları; “Evet, rüya, hayal, serap… Hülasa Selahattin Adil Bey’in bütün bu teminatı, bu temennileri, bu emirleri bir nakşı ber ab’dan başka bir şey değilmiş…” sözleriyle değerlendiriyor.

Ayrıca Dr. Fahri Can, huruç harekâtında, Selahattin Adil Paşa’nın kendilerini yanılttığını belirterek makalede şu ifadeleri kullanıyor: “Antlaşma gereğince, 30-31 kanunisani gecesi, muayyen saatte karşılıklı taarruzla cephe yırtılacak ve cephane ile erzak içeri alınacaktı. Müdafiler muayyen saatte Allah Allah nidalarıyla düşman siperlerine, tel örgülerine saldırdılar. Boğaz boğaza bir savaştan sonra düşman cephesini eski bir paçavra gibi yırttılar ve dışarı çıktılar. Heyhat ki kolordu değil, uçan bir kuş bile yok. En güzide kahramanlar bu harekâtta yaralı ve şehit oldu…” ifadelerini kullandıktan sonra, şehrin kolordu kumandanı Kenan Bey’in, Selahattin Adil Paşa’ya yazdığı bir mektupla ağzının payını verdiğini belirtiyor. Genel anlamda Selahattin Adil Paşa’nın eleştirildiği mektupta; “…. Hangi vadiniz kuvveden fiile çıkmıştı ki bu da çıksın. İşte aç ve sefil kalmış şu on sekiz bin şehir halkı mazlumun ahü eninini ve size karşı beslemiş oldukları nefreti tarif mümkün değil! Binaenaleyh zatı kumandanilerini, Büyük Millet Meclisi Riyasetine şikâyet etmeye ve daha icap ederse bütün âlemi insaniyet ve İslamiyete bu halimizi icap ettiren sebepleri ilan ve ifadeye şitaban olacağız.” İfadelerinin yer aldığı bir mektubun gönderildiğini belirtiyor.

Dr. Fahri Can’ın, Selahattin Adil Paşa’yı eleştirdiği bu makalesine, 28/29. Sayıda, Sahir Uzel cevap veriyor. Sahir Uzel, Aziz kardeşim Fahri Can diye başladığı makaleye neden kendisinin cevap verdiğini ise, geniş arşiv ve birçok kaynaklardan yararlanarak “Gaziantep Savaşının İçyüzü” kitabını yazdığını, bu yüzden cevap verme gereği duyduğunu belirtirken, Fahri Can gibi dönemi yaşayan birçok kişinin Selahattin Adil Paşa’ya karşı benzer eleştirilerde bulunduklarını da hatırlatıyor. Ancak bunun, savaşın sıcaklığı içerisinde duyulan, detaylara çok vâkıf olunmadan ortaya çıkmış bir düşünce olduğunu belirtiyor ve ardından 2. Kolordu’nun kuruluş süreci ve kolorduya bağlı birliklerin durumu hakkında bilgi veriyor. Kolordunun birçok yokluk ve imkânsızlık içinde teşkil edildiğini ve derme çatma birliklerle faaliyet yürütmek zorunda kaldığını anlatan Uzel, kolordunun o şartlarda herhangi bir savaşa iştirak etmesinin dahi mümkün olamayacağını ifade ediyor. Batı cephesinden de bir birliğin Antep’e yönlendirilmesi mümkün olmadığından da bahseden Sahir Uzel, Fahri Can’ın bir sonraki makalede çok tepki göstereceği; “Bereket ki, kolordu zayıftı. Yoksa böyle mahşeri hadiseye, kuvvetli bir kolordu müdahalesi savaşın bu gururlu ve şerefli tarafını silecek, iki ordunun savaşı gibi klasik bir şekil ve renk alacaktı. Hâlbuki böyle askeri zaferlere ihtiyacımız yoktu, tarihimiz onlarla dolu idi.” Şeklinde bir ifadeye de yer veriyor.

Dr. Fahri Can ise, bu makaleye verdiği cevapta, Selahattin Adil Paşa’nın kahraman müdafilere reva gördüğü ve hiçbir suretle tevil ve tefsiri mümkün olmayan vicdan yakıcı hareketini vesikaları konuşturmak suretiyle yazdığını, yazısında hiçbir zan ve istidlâle dayanan şahsi bir takdir mevcut olmadığını belirtiyor.

Dr. Fahri Can: “Ben yazımda Kolordu Kumandanının askerlik ruh ve zihniyetine uymayan ve infaz edilmeyen emirlerinden başka bilhassa şu nokta üzerinde durdum. Kumandan bize, yani Gaziantep müdafilerine, en son olarak şunu bildirmiştir: - Ben teşkilâtımı yapmak üzere Maraş’a çekileceğim. Hali hazır kuvvetim Muhasarayı kaldırmaya kâfi ve müsait değildir. Sizin ihtiyacınız cephane ve erzaktır. Kahramanlığınız müdafaayı idameye kâfidir. Ben şu akşam, şu saatte, şu noktadan taarruz edeceğim. Siz de içeriden size has olan kahramanlıkla taarruz ediniz. Hattı yaralım. Size lazım olan erzak ve cephaneyi sokalım. Ondan sonra ben kuvvetimi toplayıncaya kadar siz müdafaaya devam edersiniz.” İfadelerini içeren mektubuna yer verdikten sonra; “Bizim de başka bir dileğimiz yoktu. Sahir beyin dediği gibi biz Kolordunun gelip bizimle omuz omuza dövüşmesini asla beklemedik. Biz vazifemizi yaptık. Mevcudumuzun dörtte biriyle taarruz ederek düşman hatlarını eski bir paçavra gibi yırttık. Çıktık, ilerledik. Fakat Kolordudan ne bir ses, ne bir nefes! Bu vakayı reddedebiliyorlar mı?” diye soran Dr. Fahri Can, verdiği örneklerle makalesini tamamlıyor. Derginin daha sonraki sayılarında, herhangi bir cevap içeren makaleye rastlanmazken, “Tarih Dünyası” dergisinin Selahattin Adil Paşa’ya, iddialara cevap verebileceği, sayfalarının herkese açık olduğu çağrıları yaptığı da gözlenmektedir.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz