Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

EŞYANIN DENKLEMİ

100 yıldır matematikçilerin çözemediği “Poincare Conjecture” adı verilen matematik problemi 44 yaşındaki Rus bilim adamı Dr.Grigory Perelman tarafından çözüldü. Böylece Perelman bu matematik problemi çözerek dünyanın en zeki insanı olduğunu da kanıtlamış oldu. Ancak, Perelman’ın bu başarısından ziyade, daha sonradan sergilediği tavırlar, o kadar ilgi çekiciydi ki, bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

Şöyle ki; Rusya’da St.Petersburg’da böceklerle dolu bakımsız bir apartman dairesinde yaşamını sürdüren Perelman, ABD’deki “Clay Matematik Enstitüsü” tarafından kendisine verilen 1 milyon Dolarlık ödülü , her istediğine sahip olduğu gerekçesiyle reddetti. Perelman, ne kahraman olmak ne de yaşamından taviz vermek istemediğinden , bir masa, bir sandalye , bir yataktan ibaret olan düzenine aynen devam etmekteki ısrarı , tam bir balyoz etkisi yarattı.

Perelman’ın seçimine bir çok insan gibi ben de çok şaşırdım. Öyle ya ! daha çok sahip olmak için, banka kasalarımızı biraz daha doldurmak için, diğerlerinden çok daha fazla olabilmek için günlerimizi heba etmez miyiz.? Etrafımıza ne kadar zeki, ne kadar başarılı, ne kadar vazgeçilmez olduğumuzu kanıtlamak için çırpınıp durmaz mıyız?

Maddi değerlere tapınan bir çağın çocuklarıyız. Gittikçe doyumsuzlaşan, bir dünya da , ekonomik göstergelerin peşinde nefes nefese koşturan sahip olmak tutkusuyla öz benliğinden vazgeçen, beynindeki prangalara prangalar ekleyen, etrafındaki eşya çöplüğü büyüdükçe kendisi küçülen, şık bir hediye paketi içine kendisini hapseden çılgın bir dünyanın tutsaklarıyız.

Mobilya tarlalarının ortasında , lüks arabaların koltuklarında, zengin alış veriş merkezlerinde, arz-ı endam eylemekten etrafının farkında olmayan, rotası şaşmış bir gezegen gibi boşluğa savrulduğunu anlayamayan, sırtında kendi imalatı yumurta küfeleriyle düşmemeye çalışan kayıp bir kentin, kayıp bireyleriyiz.

Sahip olduklarının değil, olmadıklarının peşinde koşan, istemekten başını alamayan, şükretmeyi, ufak mutlulukları unutan bir zamanın çarkına takılmış gidiyoruz. Bu çarkın içinde acaba kaçımız bu çılgınlığa kafa yoruyor, bu gidişattan rahatsız oluyor dersiniz? Kaçımız bu beyhude çabaların, yaşam hırsızımız olduğunun farkında ?

Hepimiz aynı çamurdan yaratıldık, beklentilerimiz, hırslarımız, hissettiklerimiz aşağı yukarı aynı. Ancak bazılarımız, doğuştan varolan ilkel duygularını törpülemeye uğraşırken, kimimiz bu dürtülerin peşinde koşar adım gidiyor. Etrafına bakmadan, kimleri üzdüğünü göremeden, sahip olduklarıyla bir yerlere ulaştığını zannederek ömrünü harcıyor.

Her birey bir mucizedir. Biyolojik olarak, düşünce olarak evrenin en gelişmiş canlısıdır. Sahip olduğumuz bu yaratıcı güce rağmen, yaşamın hazların peşinde koşulacak bir yolculuk değil, Tanrıyla, evrenle, doğayla bütünleşme çabasından ibaret olduğunu anlamamakta ısrar ettikçe, bu inatçılığımıza ödeyeceğimiz bedellerin sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Ne dersiniz?

Günün Sözü: Her insan ölebilir ama herkes gerçekten yaşayamaz.
“Brave Heart” filminden

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz