Murat Dağ

Murat Dağ

EĞİTİME ADANMIŞ BİR ÖMÜR: DAYI AHMET AĞA

Kurban bayramından önceki köşe yazımda, Mehmet Nuri Pazarbaşı’nın yaşantısını etraflıca ele almıştım. Pazarbaşı’nın şehre olan katkıları ve örnek kişiliğini, meclis hal tercümelerini de kaynak göstermek suretiyle yazmıştım. Bu tür yazılar ile gayem, abide kişilerin anılması ve gerekli çalışmalar ile rol model oluşturulmasıdır. Çünkü "Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Bu minvalde, yazılarımın okunup okunmadığı, ya da yararlı olup olmadığı hakkında da bazı tereddütlerim olsa da, elbet birilerinin okuduğuna emindim. Bu konuda yanılmadığımı, bayram ziyareti için, şehrin hafızası olan Foto Mercek Halit Ziya Biçer amcanın evinegittiğimde anladım. Eşi Nezahat Teyze, daha oturur oturmaz, tekrar ayağa kalktı ve “Seni tebrik ediyorum Murat Bey evladım. Nuri Pazarbaşı yazısı ne güzel olmuş, ailecek okudukadam neler yapmış ben bilmiyordum. Her yere, her okula bu örnek kişiler asılmalı, bu kişiler tespit edilmeli.” deyip beni tebrik etti. Nezahat Teyze’nin bu tavrı ve yazıdan çıkarımları beni ziyadesiyle mutlu etti ve bu tür yazıların neşredilmesi gerektiği fikri bende ziyadesiyle hâsıl oldu. Ben de bu yazımda; Nezahat Biçer ve Halit Ziya Biçer’in mezun olduğuilkokula ismi verilen abide şahsiyet “Dayı Ahmet Ağa”yı ele almak istedim.

Dayı Ahmet Ağa, Gaziantep’in yetiştirdiği mümtazAntep eşrafından birisidir. Dayı Ahmet Ağa’nın doğum tarihi net olarak bilinmemekle birlikte, Savcılı oymağının başı olan Hacı Halil Ağa’nın oğludur. Dayı Ahmet Ağa okur-yazardır. Buna rağmen kitap okumayı sever, özellikle tarih kitaplarına ayrı bir ilgisi olan Ağa, bazı alanlarda uzmanlarıyla temas ede ede o işi de öğrenir, başta köy halkı olmak üzere ihtiyacı olan herkese yardımda bulunmuştur. Mesela o dönemde Antep’in en meşhur operatörü olan Amerikan Hastanesi Doktoru Shepard’ın yaptığı birçok ameliyatta yer almış ve Shepard’ıntekniğini öğrenerek köyü Yona’da (yeni adı Çaybeli), kurşun yarası ameliyatları gibi birçok yarayı ve hastalığı tedavi etmiştir. Bununla da yetinmeyen Dayı Ahmet Ağa, Yona’yabir de eczane açmıştır. Ayrıca köydeki çiftliğine; kütüphane, ekmek fırını, hamam, tam teçhizatlı bir tamirhane, kuş damı, harem dairesi, selamlık ve kahve ocağı gibi bölümler oluşturmuştur. Çok yönlü bir kişiliği olan Ağa, o zamanda şık giyinen ve kravat takan ender kişilerdendir. Birçok sanatla da uğraşan Ağa, iyi bir şekilde piyano, kanun ve org çalarmış.

Çevresinde çok sevilen Dayı Ahmet Ağa, tatlı dili, güler yüzü ve iyi bir hitabet gücüne sahip olması sebebiyle, Yona’daki çiftliği ve şehirdeki konağında, devlet adamlarından halka, sayısız misafir ağırlar, selamlık bölümü her zaman kalabalık sohbetlere sahne olurmuş. Halep’te İl Encümen üyesi olarak Antep’i temsil eden Ağa, 1912 yılındayaşadığı bir olay üzerine Yona’ya bir okul yaptırmaya karar vermiş ve okulu 1913 yılında Şakir Sabri Yener’i öğretmen olarak atayarak eğitime açmıştır.

Dayı Ahmet Ağa’yı okul yaptırmaya iten sebep oldukça ilginçtir; Almanlar tarafından yapılmakta olan Berlin-Bağdat demiryolu hattı Akçakoyunlu’ya ulaştığı zaman, Alman Mühendisler Akçakoyunlu’da konaklamaya başlar. Bu günlerden birinde Dayı Ahmet Ağa mühendisleri Yona köyüne öğle yemeğine davet eder. Yemekler yenir, muhabbet başlar. Bu sırada köydeki çiftçiler küme küme gölge yerlerde oturmaktadır. Alman başmühendis çiftçileri işaret ederek Ağa’ya sorar:

- “Ağa bunlar kim?

Ağa’nın bizim çiftçiler demesi üzerine başmühendis devam eder:

- “Peki, şimdi iş zamanı ve çalışma saatidir. Bunlar ne diye tembel tembel oturuyorlar? Biz Fransızlara harpte fena mağlup olduk ve bütün imkânlarımızı kaybettik. Bunun üzerine Alman büyükler kongre düzenledi. Neler yapalım dediler. Herkes bir fikir beyan etti. En son kabul görünen fikir ise ayakta alkışlandı. Almanya’yı yeniden kalkındırmak için yeni fikirler yetiştirelim, eğitime destek verelim. En ücra yere, köylere okul açalım fikridir bu! Evet, öyle de yapıldı. İlk önce eğitimden başlandı. Okullar açıldı, okullarla birlikte çalıştık çalıştık çalıştık! Bu günlere geldik, sizin içinde kurtuluş budur.”

Alman başmühendisinin bu sözleri Dayı Ahmet Ağa’nın içine iyice işler. Aynı zamanda köylülerin gölgede oturması ve mühendisin sözleri, Ağa’nın oldukça gücüne gider. Hemen ertesi gün Halep’e gider, Halep Valisine fikrini açar ve kabul ettirir. O sırada Halep Meclis-i Umumîsi de açıktır. Vali, meseleyi meclise sevkettirir. Yona’da bir ilk mektep açılması için karar alınır. Mektep,  1913 yılında “Hurşit-i İdare Leyli Yona Mektebi” adıyla hizmete açılır. Halk, yatılı ve elli kişilik mevcudu olan “Hurşit-i İdare Leyli Yona Mektebi”ne çocuklarını göndermeye pek yanaşmaz. Dayı Ahmet Ağa’da, bu durum karşısında kara kırbacı ile çocuğunu okula göndermeyen babaları bulup kırbaçlar. Ağa’nın bu yöntemi işe yarar, böylelikle yirmi çocuk okula kazandırılır.

Ağa’nın bu teşebbüsleri İstanbul’da da duyulmuş, Padişah bir Hattı Hümayunla “Üçüncü Rütbe Mecidi Nişan-ı Zişanı” vermek suretiyle onu manen mükâfatlandırmıştır. Ağa, bu nişanı ölene kadar göğsünde taşımıştır. Yine o günlerde, Akçakoyunlu’ya tren istasyonunu görmeye gelen Antep Amerikan Koleji ve Antep Ermeni Okulları öğretim üyeleri, Ağa’nın ısrarıyla okulu gezmiş ve Ağa’nın misafiri olmuştur. Ağa, okulun yapılış hikâyesini onlara da anlatarak duvarında asılı olan kara kırbacı göstermiş, okula ne güçlükle öğrenci topladıklarından bahsetmiştir. Okulun bu hikâyesi, öğretmenlerin fazlasıyla ilgisini çekmiş, Antep’te, kolej öğretmenlerinin haftalık olarak dört sayfa yayınladıkları ve iki sayfası Ermenice, iki sayfası da Türkçe olan “Rühnemâ” gazetesinde okuldan bahsedilmiş ve Ağa’nın kara kırbacına geniş yer verilmiştir. Gazete, okulu Sof Dında suyuyla meşhur olan “Gerdek Pınarı”na benzetmiş ve öğrencilerin başarısını övmüştür.

Antep harbinde de ilerleyen yaşına ve şeker hastalığına rağmen büyük hizmetlerde bulunan Dayı Ahmet Ağa, Antep Cemiyet-i İslamiye ve Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti üyeleri arasında yer almıştır. Çete kıyafeti giyinip atına atlayan Ağa, çetesiyle birlikte dağ dağ dolaşıp düşman kovalamış, şahsi servetiyle de harpte büyük yararlılık göstermiştir. Dayı Ahmet Ağa ayrıca, beslediği posta güvercinlerini Antep savunmasında kullanarak haberleşmeye katkı sağlamıştır. Ayrıca, Şakir Sabri Yener, bu ihtiyar delikanlının Antep savunmasında canhıraş çalışmasını tanık olduğu şu anekdotlaanlatır:

“…Çetelere Maraşlı muhacir hanımların hazırladıkları yol azıkları, kumanyalar dağıtılıyor, öpüşülüyor, helalleşiliyordu. Ağlaşanların, sızılaşanların yanık sesleri içimizi parçalıyordu. Şimdi her şey tamam ama Napolyonun dediği gibi harbin üç şartı var: Para… Para… Para… Ya bu iş için gereken para nerede? Garp cephesinde bütün şiddetiyle harp devam ediyor. O zamanın harp gücü ancak oranın idaresine yetiyordu. Türk milleti yaratıcı ve fedakârdır. Bu ana baba gününde hemen paranın kolayını buldu. Dağların aslanı Dayı Ahmet Ağa, çete kıyafetiyle kalabalığın arasından ortaya atıldı, yerden yapma kudduk (küçük, kısa) katırına bindi. 99’lu gümüş tespihini cebinden çıkarttı, kırbacını ucuna astı ve bağırmaya başladı. “Haraç, Mezad (açık arttırma ile yapılan satış, müzayede), Dayı Ahmet Ağanın tespihi” Dayı Ahmet Ağa üstünde 5000 kuruş! Haraç Mezad Dayı’nın tespihi falanca bey üzerinde 10001 kuruuuş! Dayı, kalabalık ortasında katır üstünde bir gidiyor, bir geliyor ve haykırıyor. Haraç, mezad tespihim, hamiyet meydanındaki bu mübarek ianeye (yardım, bağış) beş çift altın bileziği ile katılmak fedakârlığını gösteren ve adının söylenmesini istemeyen bir hanımda! Haraç, mezat bu tespih, ianemize bir çift küpe, bir altın gerdanlık vs. bir altın yüzükle bir hanımın peyinde (iz)! Dikkat ettim: O sıra, törene katılan hanımlar mezarlığın içine dalıyorlar. Arkalarını kalabalığa dönüyorlar, yüzlerindeki peçeleri açıyorlar, kulaklarındaki küpeleri, boyunlarındaki gerdanlıkları, kollarındaki bilezikleri ve parmaklarındaki yüzükleri, hâsılı bütün avadanlıkların, çıkarıp kocalarıyla oradaki iane komisyonuna yolluyorlardı. Ben ömrümde böyle bir hamiyet yarışma, böyle örnek bir davranışa rastlamadım. O gün, hiç unutamayacağım şöyle bir olay oldu: Dayı tespihini satmak için kalabalık ortasında gidip gelirken ben de talebemin başında duruyor ve bu hamiyet yarışını hayranlıkla seyrediyordum. Bir aralık dayının gözleri bana ilişti, bir kaç saniye bakıştık, sonra bana seslenerek bağırdı: “VATAN BİZİ DELLAL (satıcı) ETTİ HOCAAAM. O ağladı ben ağladım.

Meziyetleri ve fedakârlıkları saymakla bitmeyen mümtaz şahsiyet Dayı Ahmet Ağa, 1926 yılında Gaziantep’te vefat etmiştir. Çocuğu olmayan Dayı Ahmet Ağa, “Bütün milletin evladı benim evladımdır” düşüncesiyle, Mıktıfı ve Karaburun isimli köylerini Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışlamıştır. Ağa’nın vefatından on yıl sonra 1936 yılında, adına Düğmeci Mahallesinde bir okul açılmış, bu okul, 2006 yılında yıkılarak Karataş Mahallesine taşınmıştır.

Günümüzde pek tanınmayan Dayı Ahmet Ağa’nın, ayrıca şehir merkezinde atıl vaziyette bir konağı bulunmaktadır. Yona (yeni adı Çaybeli) Köyünde 1913 yılında yaptırdığı okul ise şahıs evi olarak kullanılmaktadır. Oğuzeli’ne bağlı Yona Köyü’nü ziyaret ettiğimde, bu okulun ana kütlesinin sağlam olduğunu fakat oturan mülkiyet sakinlerince yeni eklemeler yapıldığını gördüm. Sayın yetkililere naçizane tavsiyem, bu okulun kamulaştırılması, restore edilerek ister Barak Kültürünün yaşatıldığı bir mekân haline getirilmesi, isterlersebu mümtaz şahsiyetin ismiyle tekrar bir eğitim yuvası haline dönüştürülmesi yönünde çalışmaların yapılmasıdır.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz