Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

EFKARLIYIM BU AKŞAM

Kim ne derse desin, efkârsız olmuyor hayat! Şöyle esaslı bir derdin tasanın içine düşmeden, yanıp kavrulmadan düze çıkamıyor insanoğlu. Köşe bucak kaçtığımız acı ve keder olmadan, bir şeye benzemiyor hayatımız. Tıpkı, suyla bereketlenen toprak gibi büyüyüp olgunlaşamıyor, yaşamın içine hak ettiğimiz gibi yerleşemiyoruz.

Ama bu gerçeğin farkında mıyız dersiniz? Sadece rahatlığı, huzuru hedeflediğimiz bir yaşamda, ne kadar olgunlaşabilir, ne kadar empati kurabiliriz ki!

Yaşadığımız dünya düzeni, bize dertten tasadan uzak bir yaşam vaat ediyor. Teknolojinin patronları, ruhbilimin öncüleri, din tüccarları, bize bol kepçeden sunulan imkânlara ulaşmak için parmağımızı kıpırdatmamıza gerek olmadığını anlatıp duruyorlar. Gazete köşelerinde, dertten tasadan uzak kalmanın bin bir çaresi, aynı manaya gelen farklı ifadelerle bizlere aktarılıp duruyor.

Tüm bu fırsatlara rağmen, hedeflediğimiz mutluluğa kavuştuğumuzu söylemek ne yazık ki mümkün değil. Çünkü çabasız ve çilesiz bir yoldan ulaşmaya çalıştığımız mutluluk, mutluluk değildir. İçi hiçbir şey inşa edilemeyecek kadar boştur. Orada ne bir tuğla taşına, ne de usta bir işçiye rastlamanız mümkündür.

Merhamet ve alçak gönüllülükle kimsenin tanışmaya niyeti olmadığından, duygular donuktur, kalpler taşa dönmüştür. Orada kimsenin gözyaşı akmaz, özlem duygusu hakkıyla hissedilmez, sabrın o demirden yumruğu yürekleri durduracak kadar sıkmaz.

İzafi birçok kavramın ardına sığınmaktan başka bir şey yapmazlar. Kafalarını sadece meşgul etmeye yarayan hayali umutların peşinde koşmaktan başka bir amaçları yoktur. Hiçbir şeyle yetinmediklerinden sadece tüketir, sadece yok ederler. Ardından bıraktıkları mutsuzluk çukurlarının farkında bile değildirler. Ne yalvarmaları duyarlar ne de kendi içlerinde büyüyen o yalnızlığı hissederler.

Teknoloji çağımızın mutluluk anlayışı, bizlere sahte bir dünya sunuyor. Bilgisayar oyunlarının kahramanları gibi bizi birbirimize kırdıran bu düzen, sadece kendi kurallarının geçerli olduğu, kimliklerimizin kapıda bırakıldığı bir dünyada yalnız kalmamızı emrediyor. Ne olursa olsun, çadır tiyatrolarının neşeli sunucuları gibi mutluluk maskeleriyle, feryat figan söylediğimiz tangoların arasında raks etmemiz isteniyor.

Bu şekilde yakalamaya çalıştığımız mutluluk duygusu bencilliğe davetiye çıkarır, dünyayı sadece kendi algılarımıza göre değerlendirmemize neden olur, bizi empatiden uzak tutar. Acı çekmemeye odaklanmış birisi tehlikelidir, samimi değildir. O sadece ister, sadece seyreder, sadece tüketir.

Acı çekmemek için, acı çektiren bir insanın yaşama ödediği bedel ise çok ağırdır. İnsan olmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi, varoluş amacına ters düşmesinin beraberinde getirdiği huzursuzluk ve boşluk duygusu yaşadığı sürece peşini bırakmayacaktır.

Hayat çok kısa. Yaşadığımız her şeyin bedelini bir gün mutlaka ödeyeceğiz. Bu bedeli, hangi yolla ödeyeceğimizi ise hiç birimiz bilmiyoruz. Bu belirsizliği düşünmek yerine, sahte ve zahmetsiz mutlulukların peşinde koşturmak, en ağır yükümüz bu değil midir?

Günün Sözü:Eğer ruhun gözyaşları olmasaydı gökkuşağı da olmazdı.
Gabriel Garcia Marquez

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz