Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

DOĞMAK

Bir bebek doğdu uzaklarda. Zalimini arayan bir çabayla, gözünü açtığı anda yakalandığı ağlamayla, adalet terazisinin bir türlü dengelenmediği bir dünyayla tanışmak üzere süzülüp geldi yanımıza. Küçüklüğüne rağmen, kocaman bir dünya olmakla övündüğünü gizlemeden, bilinçsizliğin sisli bulutlarının ardına saklanmakta sakınca görmeden, sarıldı yarınlarına.

Yarınlara sarılmak isterken zamansızlığa yakalanmak üzere, zamansızlığını tarif ederken acılarına sarılmak üzere, görmekten ziyade kör olmak ,duymaktan ziyade sağır olmak üzere dünyaya geldiğini bilmeden dayandı vicdanımızın kapılarına.
Kapalı gözlerinin ardına saklanan aydınlığıyla, aydınlığının içinde yeşeren çiçekleriyle, rengarenk çiçeklerin içine gizlenmiş olan ezeli günahlarıyla , yaratılışının anlamını ararcasına bizi buyur etti yalnızlığına….

Ne tuhaf bir tanıklık, ne tuhaf bir yanılgıydı bu! Doğduğumuz andan itibaren ölüme hazırlanmak, ne olursa olsun hiçbir şeyden vazgeçmemek, masumiyetten günahkarlığa adım adım yürümek, ne pahasına olursan olsun ayakta kalabilmek için ölesiye koşmak, koşmak, koşmak…….
Böyle kurulurdu yaşamlar. Böyle filizlenirdi umutlar. Böyle şekillenirdi yarınlar! Başka bir şekilde biçimlenmezdi kader dediğimiz o ilahi kurgular. Doğmakla başlar doğmakla biterdi yazgılar.
Doğmak, büyümekten de öte, ruhsal bir alemin kapsına dayanmaktan da öte, etimizle kemiğimizle var olmaktan da öte, sevebilmek için, severken yanıp tutuşabilmek için inandığımız her şeyden vazgeçebilmekti.

Çabaladığımız hiçbir şeyi unutmamak, gerçekleri anlamak, yüreklice karşınıza dikilip “haydi başla yeniden” diyebilenlere sarılabilmek ,gölgesinden korkan topluluklara dahil olmadan kendimizce akıp gidebilmekti.

Büyümek için küçülmeyi, küçülmek için büyümeyi seçebilmek, farkındalığın ancak feleğin ateşli çemberlerine dalmakla artabileceğini kabullenmek, yanarak tutuşarak merhamet edebileceğimizi anlayabilmekti.

Ne olursa olsun, ne kendimizden ne de başkalarından uzaklaşmamaktı, bakabilmekti gözlere, dokunabilmekti buz tutmuş yüreklere, içtenlikle veda edebilmekti çekip giden sevgilere.

Bir gece yarısı kıvrıldığımız yatağımızda gördüğümüz düşlere bir yenisini katabilmekti, acısına tatlısına bakmadan düşlerimize sahip çıkabilmek, kim ne derse desin inandıklarımızdan vazgeçmemekti.
Bağırmaktı doyasıya, boş bir kuyu başında oyalanmadan, ıssızlıklara sığınmadan, yağmur kar kış demeden , sırlarımızla hesaplaşmaktı.

Uzaklarda doğan bir bebekle birlikte karanlık gecelerde, aydınlık yarınları beklemek, kırılgan ağlamalarda geçmişimizi görebilmekti.

Günün Sözü: Hayatı yaşamanın iki yolu vardır; biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri her şeyin bir mucize olduğunu düşünmek.
Albert Einstein

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz