Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Psk. Dr. Kevser Korkmaz

Çocuklarımıza neler söylüyoruz?

Dün sabah genç bir insanla beraberdim. Daha yirmili yaşlarında ve yeni evli. Bana ne kadar sıkı bir disiplinle büyütüldüğünü, özellikle babasına bir şey sormaya dahi korktuğunu, eğer kazara kendisinden istediği bir işte hata yaparsa ne kadar azar ve hatta küfür işittiğini anlattı.

 

 

Dediğine göre eşi de tıpkı onun gibi yetiştirilmiş. Babalarıyla ilişkileri korkunç derecede kötüymüş. Eşi babasından o kadar çekinir ve korkarmış ki, hafta sonları babası ya kendisini yanına çağırır, bir şey rica eder ve o da küçük de olsa bir hata yaparsa diye bir köşeye saklanır, hiç ortalarda görünmemeye çalışırmış.  Çünkü böyle bir durumda kendisini küfürlerle aşağılar, ne kadar beceriksiz, işe yaramaz birisi olduğunu tekrar edermiş. Yazdığım bu son cümleler hep duyulan geçmiş zamanla yazıldığından okuyunca sanki bir masalın başlangıcına benzediğini düşündüm. Oysa bu öykü ve daha niceleri çok gerçek.

 

 

 

Bir başka öyküyü yıllar önce dinlemiştim, bir meslektaşımdı. Kendisi Karadenizli kırsal kesimden bir aileden geliyordu. Anlattığına göre kalabalık bir ailede, var olduğunu bile pek hissetmeden büyümüştü. “Hiç kimse yaptığım, başardığım hiçbir şeyle ilgili değildi” demişti. “Sevindiğim, üzüldüğüm hiçbir şeyi ailemde paylaşacak bir ortamım yoktu, ta ki eşimle tanışana kadar. Onunla tanıştıktan sonradır ki, geçtiğim bir sınavdan sonra sevincimi, ev sahibi bekar evinden atmak isteyince telaşımı, kaygımı ve yaşadığım hayattaki her duyguyu paylaşacak bir kimsem oldu.” Bu öykülerin kahramanları hep kendine güvensiz ve tedirgin bir çocukluk yaşadılar ve sıcak, güvenli, rahatlıkla kendilerini ifade edebilecekleri bir aile ortamının hasretini çektiler.

 

 

 

 

Bizler, hepimiz, kendimizle ilgili düşüncelerimizin önemli bir bölümünü çevreden bizimle ilgili kulağımıza erişen yargılarla oluştururuz. Daha net konuşacak olursak, eğer çevrenizdekiler size belli bir konuda “ne kadar akıllı ve beceriklisiniz!” derlerse, siz de “ben akıllı ve becerikliyim, ne istersem yapabilirim” diye düşünürsünüz;  tersi durumda ise “bu güne kadar yaptığım hiçbir şey beğeni toplamadı, belli ki ben beceriksizin biriyim!” dersiniz. Eğer ilgi ve anlayış görürseniz bu ilgiye layık, önemli bir insan olduğunuzu düşünürsünüz, çevrenizdekiler sizinle ilgili değişikliklere kayıtsız kalırlarsa da kendinizi önemsiz ve değersiz hissedersiniz.

 

 

 

 

Kendimizle ilgili oluşturduğumuz yargılarda çoğunluğun düşüncesi tabii ki çok belirleyicidir. Eğer birçok kişi kötü bir aşçı olduğunuzu söylerse, “ben ne yaparsam yapayım iyi yemek pişiremem” düşüncesi iyice yerleşir. Ancak hayatımızdaki bazı kişilerin düşünceleri diğerlerinden daha önemlidir ve kişiliğimizin şekillenmesinde önemli rol oynarlar. Tabii ki anne ve babalardan bahsediyorum. Anne babalarımız bizim için hayatta en önemli insanlar olmanın ötesinde bütün çocukluk yılları boyunca, yani tam kişiliğimiz şekillendiği yıllarda en çok zaman geçirdiğimiz kişilerdir. Dolayısıyla onların düşünceleri kulağımıza en çok erişir ve kişiliğimizin oluşumunda rol oynarlar.

 

 


Bu yazıda anlattığım yaşanmış öyküler size biraz abartılı gelebilir ve “Canım böyleleri azdır, biz asla böyle anne-babalar değiliz veya olmayacağız!” diyebilirsiniz. Ancak çocuklarınız üzerinde olumsuz bir etki oluşması için bu kadar abartılı tabloların bulunmasına gerek yok.  Onlara gönderdiğiniz olumsuz mesajların hepsi az ya da çok etki eder.  Tıpkı patronunuzdan işittiğiniz bir olumsuz yargının veya sabah eşinizden işittiğiniz eleştirilerin bütün bir gününüzü mahvetmesi ve devamlı olduklarında yaşamınızdaki etkilerinin katlanarak artması gibi.

 

 

 

Çocuklarınızı çok sevdiğinizden ve elinizden geleni yaptığınızdan kimsenin şüphesi yok. Ancak günlük yaşamda çocuklarınıza ne kadar çok “yaramaz, söz dinlemez, tembel, haşarı” gibi sözlerle kızdığınızı bir gözden geçirin. Onlara kendileri ile ilgili neler söylüyorsunuz? Oğlunuz veya kızınız da acaba “ben tembelim, haşarıyım, galiba işe yaramaz biri olacağım” diye düşünüyor olabilir mi? Peki çocuklarınızın başarılarını, gayretlerini, sevinç ve üzüntülerini aynı duyarlılıkla fark ediyor musunuz? Onlara “senin sevinçlerin, üzüntülerin, yaşamındaki küçük de olsa değişiklikler benim için önemli”, dahası “sen benim için önemlisin” mesajı gönderiyor musunuz? Eğer cevabınız evetse, sizce yeterli sıklıkta mı yapıyorsunuz? Gönderdiğiniz hangi tür mesajlar daha ağırlıkta? Eğer kızınız veya oğlunuz kendisini sizden aldığı mesajlara göre değerlendirse hangi sonuca ulaşırdı?

 

 

 

Bu sorulara yanıt verirken kalbinizi yoklayıp sevginizin, zihninizi yoklayıp onlarla ilgili olumlu düşüncelerin varlığına bakarak değerlendirme yapmayın. Ne düşündüğünüz ve hissettiğiniz değil, ne söyleyip ne yaptığınız önemlidir. Çünkü biz insanlar düşünce ve kalp okuyamayız. Unutmayın, bu yazının başında sizlere öykülerini aktardığım kişilerin anne ve babaları da, eğer konuşabilseydik büyük ihtimalle onları sevdiklerini ve belki de onların yeteneklerine güvendiklerini söyleyeceklerdi.
Sevgilerinizi ifade ettiğiniz, mutlu bir hafta diliyorum.

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz