Avukat Gülsen Tutoğlu

Avukat Gülsen Tutoğlu

CEZA YARGILAMASINDA ‘’ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR ‘’İLKESİ NEDİR

‘’Şüpheden sanık yararlanır’’ ilkesi , ceza yargılamasında ispat hususunun kesin olarak aydınlatılamaması durumunda , sanık olan kişinin söz konusu olayda lehine sonuç çıkarılarak karar verilmesi demektir. Bu ilke uyarınca, sanık olan kişinin  bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı olarak söz konusu suçu işlemiş olduğunun kesin bir şekilde ispat edilmiş olması aranmakta olup ; suçluluğu sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerekmektedir .Yani henüz açıklığa kavuşmamış olaylar ve iddialar sanık olan kişinin  aleyhine yorumlanarak kişi hakkında mahkûmiyet hükmü verilmemelidir. Bu süreçte ; Savcılık makamı, suçlu olduğu iddiası ve cezalandırılması talebiyle şüpheli olan kişi hakkında iddialar ileri sürerek iddianame düzenlemekte ve dava açmaktadır. Mahkeme de böyle bir olayın yani  maddi gerçeğin var olup olmadığını resen araştırarak, sanığın suçlu olup olmadığını söz konusu hukuka uygun delillerle takdir etmektedir.

“Şüphe” üzerine başlayan bu soruşturmanın amacı bu şüpheyi aydınlatarak, kamu davasının açılmasına gerek olup olmadığını saptamaktır. Ancak ; kişi hakkında  kamu davasının açılması, kendisinin mutlaka suçu işlediği anlamına gelmemektedir. Dava açılan bu  süreçte de yine; şüphe aydınlatılmaya çalışılmakta olup, kişinin suçluluğunu gösteren bütün suç unsurlarının ispat edilmesi gerekmektedir. Şayet ; şüphe yenilirse ve hukuka uygun delillerle sanığın söz konusu fiili işlediği ortaya konursa, mahkeme sanığın suçlu olduğuna karar vererek kanunda yazan hükümleri uygulayacaktır. Lakin ; şüphe açıkça aydınlatılamazsa “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince yargılanan kişi hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyecektir. Bu süreçte, hukuka uygun delillerle sanık üzerine atılan suçun bütün unsurlarının ispat edilmesi önem arz etmektedir. Mahkeme; söz konusu suçu  sanığın işlemiş olduğunu delillere dayanarak kesin olarak söyleyemiyorsa, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği sanığın o fiili gerçekleştirmediği kabul edilmelidir. Ayrıca ; yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmı değil de ; hepsi bir bütün olarak açık bir ispata dayanılarak değerlendirilmelidir.  Bu ispat, hiçbir şüpheye imkan vermeyecek şekilde açık ve net olmalıdır. Sanığın ifadelerinden ve tanık beyanlarından hareketle , söz konusu suçu işlediği noktasında ceza alabilmesi için  kesin olarak inandırıcı deliller olmalıdır. Diğer bir değişle ; bir kişinin kendisine isnat edilen suç açısından cezalandırılabilmesi için söz konusu  suçu işlediği yönünde hakimde  tam bir vicdani kanaat oluşmalı, ceza alması noktasında her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmalıdır. Ceza yargılamasında sanık, suçluluğu ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılacaksa da, bu kendisi  hakkında mahkûmiyet kararı verilinceye  kadar hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Sanık, henüz suçlu değilse de şüpheli olduğu için tam anlamıyla aslında masum da değildir. Bu nedenle, sanık hakkında bir takım yargılama önlemleri alınabilir. Örnek vermek gerekirse; sanık olan kişi hakkında tutuklama kararı verilebilir.

‘’Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi; dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanık hakkında bir suçu işlediğinden ötürü cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmiş olması gerektiğidir. Tam olarak netliğe kavuşmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine olacak şekilde yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulmamalıdır. Ceza mahkûmiyeti, ihtimallere değil ;  kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüpheye imkan vermemeli olup; toplanan delillerin hepsi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bilindiği üzere ; ceza yargılamasının en önemli amacı gerçeğe ulaşarak sanık olan kişi hakkında hüküm vermektir. Aksi bir durumda sanık olan kişinin söz konusu suçu aslında işlemediğinden ötürü ceza almaması gerekirken ; mahkumiyetine karar verilmesi telafisi olmayan hak kayıplarına neden olacaktır. Bu durum ; kamu düzeninin bozulmasına da sebebiyet verecek olup;  bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek daha da güçleşecektir. 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz