Avukat Gülsen Tutoğlu

Avukat Gülsen Tutoğlu

CEZA YARGILAMASINDA KOVUŞTURMA EVRESİ NE DEMEKTİR?

Ceza yargılaması soruşturma ve kovuşturma adı verilen iki evreden oluşmakta olup soruşturma evresi, kovuşturma evresinden bir önceki aşamayı ifade etmektedir. Soruşturma denilen evre , yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianame denilen yazılı belgenin  mahkemece kabulüne kadar olan süreç olup bu yapılan soruşturma neticesinde şüpheli olan kişi  hakkında iddianame denilen yazılı belgenin  mahkeme tarafından kabul edilerek ceza davası açılmasıyla başlayan yargılama süreci ise ‘’kovuşturma’’ evresidir. Soruşturma evresinde amaç suça ilişkin delillerin toplanması, koruma altına alınması ve yeterli delil bulunursa da olayın mahkeme önüne getirilmesi olurken;  kovuşturma evresinde amaç mahkeme önünde bütün delillerin değerlendirilerek maddi gerçekliğe ulaşılmaya çalışılmasıdır. Ayrıca ; soruşturma evresinde  Cumhuriyet Savcısı, bizzat veya emrindeki polis ve jandarma görevlileri aracılığıyla soruşturmayı yürüterek tüm delillerin toplanmasını sağlarken ; kovuşturma evresi, ceza mahkemesi tarafından yürütülmektedir. İddianamenin kabulüyle birlikte, soruşturma aşamasında “şüpheli” olarak adlandırılan  kişi kovuşturma aşamasında  “sanık” sıfatıyla adlandırılacaktır.  

Peki, ceza yargılamasında kovuşturma evresi ne zaman başlar derseniz; Cumhuriyet Savcısının hazırladığı iddianame denilen yazılı belgenin ceza mahkemesi tarafından “iddianamenin kabulü kararı” verilmesiyle kovuşturma evresi başlamaktadır. Mahkeme, iddianamenin kabulü kararından sonra duruşma gününü belirleyerek  ve duruşmada hazır bulunması gereken kişilerin duruşma gününden haberdar olmalarını sağlayacaktır. Kovuşturma aşaması mahkeme önünde duruşmalı olarak yapıldığı için suçlu olarak nitelendirilen kişinin üzerine atılı suçu işleyip işlemediği hususu da mahkeme önünde deliller doğrultusunda tartışılmaktadır. Belirtmek gerekir ki; kovuşturma evresinde duruşmalar, herkese açık olarak yapılmaktadır. Ancak bazı durumlarda, mahkeme tarafından duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilebilmektedir.  Duruşmada; sanık olan kişiye iddianame yer alan yani kendisine yöneltilmiş olan suçlamanın ne olduğu bizzat anlatılmakta olup  buna dayanak olan delillerde aynı şekilde ortaya konmaktadır. Zaten; duruşmanın en önemli amacı söz konusu olayla ilgili  maddi gerçeğin ortaya çıkartılması olduğu için  duruşmada sanık , tanık ve avukatları da dinlenmektedir. Mahkemeye sunulan delillerin usulüne uygun olup olmadığı da yine bu süreçte takdir edilmektedir. Deliller hukuka aykırı olarak elde edilmişse ya da davayı uzatma maksadıyla ortaya konmuşsa veyahut delillerin söz konusu olayla bir ilgisi yoksa söz konusu delil reddedilebilmektedir. Hakim, karar sürecinde  yargılama boyunca ileri sürülen ve tartışılan delilleri değerlendirerek, iddianamede sanığa atfedilen suçun oluşup oluşmadığını değerlendirmek üzere, söz konusu suçla ilgili olarak sanık hakkında kararını açıklamaktadır. Burada belirtmek gerekir ki; hüküm açıklanmadan önce sanığa son sözü sorulmaktadır. Sanığın suçu işlediği sabit ise yani  gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde toplanan delillerle sanığın kendisine atılı suçu işlediğini gösteriyorsa sanık olan kişi hakkında mahkumiyet kararı verilecektir. Bu hususta  sanık olan kişinin  bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı olarak söz konusu suçu işlemiş olduğunun kesin bir şekilde ispat edilmiş olması aranmakta olup ; suçluluğu sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerekmektedir. Yani henüz açıklığa kavuşmamış olaylar ve iddialar sanık olan kişinin  aleyhine yorumlanarak kişi hakkında mahkûmiyet hükmü verilmemelidir. Mahkeme; söz konusu suçu sanığın işlemiş olduğunu mevcut delillere dayanarak kesin olarak söyleyemiyorsa, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği sanığın o fiili gerçekleştirmediği kabul edilmelidir. Ayrıca ; yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmı değil de ; hepsi bir bütün olarak açık bir ispata dayanılarak değerlendirilmelidir.  Bu ispat, hiçbir şüpheye imkân vermeyecek şekilde açık ve net olmalıdır. Diğer bir değişle;  sanığın ifadelerinden ve tanık beyanlarından hareketle , söz konusu suçu işlediği noktasında ceza alabilmesi için  kesin olarak inandırıcı deliller olması gerekmekte olup; söz konusu  suçu işlediği yönünde hakimde  tam bir vicdani kanaat oluşması gerekmektedir. Aksi bir durumda sanık olan kişinin söz konusu suçu aslında işlemediğinden ötürü ceza almaması gerekirken ; mahkumiyetine karar verilmesi telafisi olmayan hak kayıplarına neden olacaktır.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz