Nesrin GÖZÜKIZIL

Nesrin GÖZÜKIZIL

Bir Merhaba Yazısı

“En zor şey; karanlık bir odada kara bir kediyi aramaktır.
Özellikle, odada kedi yoksa.”
KONFÜÇYUS


Bundan böyle, her Pazartesi bu sütunlar benim. Köşemin adının da söylediği gibi, kurumsal iletişim konusunda sohbet edeceğiz. Sohbet tek tarafı olmaz biliyorum ama, tek taraflı kalmayacağını; sizlerin yorumları ile zenginleşeceğini umarak bir ön adlandırma yapıyorum.

İletişim, toplumsal yaşantımızın en temel unsurlarından biri. Kendimizle yaptığımız iç konuşmalarımızdan dünyaya ve evrene söyleyecek sözümüze; sunacak mesajımıza kadar genişleyen bir yelpaze bu. İletişimci ise, kitlesel özelliği olan bilgiyi mesaja çeviren; iletişim araçları aracılığı ile hedef kitlesine ulaşmasını sağlayan kişiler. Bizim konumuz bu kadar geniş değil elbette. Tüm medya mensubu meslekdaşlarımıza sonsuz saygılar sunarak; sınırlarımızı belirlemek istiyorum: Biz bu köşede Kurumsal İletişim alanında uzmanlaşmış; kişi ve kurumların, iletmek istedikleri mesajı, en doğru ve en etkili biçimde hedef kitlesine ulaştırmakla görevli kişilerden ve bu kişilerin verdiği hizmet alanlarından sözedeceğiz.

Bu kişiler, Türkiye’deki 57 adet iletişim fakültesinde, 4 yıl bilimsel lisans eğitimi alıyor; bu işin disiplin ve teknikleri ile donatılıyorlar. Tıpkı, mühendisler, hukukçular, pratisyen tıp doktorları, hemşireler, sosyologlar, öğretmenler gibi... Toplumsal işbölümünde kurumsal iletişimciler de kendi görevlerini üstlenmek için hayata hazırlanıyorlar.

Hazırlanıyorlar hazırlanmasına da, iş hayatında ne kadar yer buluyorlar; işte orası çok net değil. Örneğin; acaba Gaziantep’te İletişim mezunu kaç arkadaşımız, kentimizin devleşen firmalarında ve kurumlarında Kurumsal İletişim sorumlusu olarak görev alıyorlar? Ya da kaç firmamız bu konuda yetkin, eğitimli uzmanlardan danışmanlık hizmeti alıyor? Sayılarını gerçekten merak ediyorum. Beynimin bir yanı, bizim mesleğimizi broşür-katalog bastırmak ve bunun için matbaadan teklif almak ile sınırlayan (ve dolayısıyla bizleri ve eğitimimizi, mesleğimizi hor gören) anlayıştan artık eser kalmadığına inanmak istiyor; diğer yanı ise ısrarla “acaba acaba?” deyip duruyor.

Gönül istiyor işte, neylersin... Sanayi, şehirleşme ve daha bir çok alanda evrensel ve bilimsel yolları kendine kılavuz edinmiş bir kenti, hizmet sektörünün bu can alıcı noktasında da hak ettiği konumda görmeliydik. (Bu işe son derece profesyonel ve bilimsel bakan ciddi firmalar ve kurumlar olduğunu biliyorum. Sözüm o meclisten dışarı... Ayrıca broşür bastırmayı ve matbaacılık mesleğini iletişimcinin kıymetli bir paydaşı olduğu için, çok ama çok önemsiyorum. )

Tek sorunumuz anlaşılamamak, hak ettiğimiz değeri görememek değil kuşkusuz. Mesleğimizin tanımlarında bizim için de net olmayan alanlar yok değil. “Reklam ve Tanıtım Müdürü”, “Halkla İlişkiler Sorumlusu”, “Pazarlama İletişimi Direktörü”, “Marka İletişimi Yöneticisi”, “Kurumsal Yayın Editörü”, “Stratejik İletişim Danışmanı”, “Medya İlişkileri Yöneticisi”, “Medya Planlamacı / Satın Almacı”, “Etkinlik Yöneticisi” vs... Liste son zamanlarda epeyce uzuyor. Nasıl adlandırılırsak adlandırılalım; bunların hepsi biziz. Yani Kurumsal İletişim Uzmanları. Peki, ne yapıyoruz, ne yapmak üzere alıyoruz bu ülkenin iletişim fakültelerinde bu eğitimleri? Onu da en yalın haliyle tekrar şöyle özetleyeyim: “Kurum, kişi, ürün ve markaların kendi hedef kitlelerine söylemek istediği sözünü, en doğru biçimiyle üretmek ve en doğru iletişim kanallarına aktamak...” Kurumsal iletişimci, sizin sözünüz ve lisanınız oluyor özetle...
Bu konuları enine boyuna, köşemizin olanakları çerçevesinde her hafta masaya yatıracağız, ayrıntılandıracağız.

Unutmayın.
Ürün, hizmet, siyaset, sanat... Ne üretirseniz üretin...
Siz;
Ürettiğinizi tükecetecek olanların ALGILADIĞI kadarsınız... ve
Kurumsal İletişim Uzmanınız;
ALGIYI YÖNETMEK için eğitim almış; kendi hayatına ve geleceğine bu doğrultuda yatırım yapmış kişidir...

Haftaya dek, sağlıkla kalın.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz