Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

BESMELENİN FAZİLETLERİ VE “İNŞALLAH!!” DEMENİN ÖNEMİ

(Allah’ın izniyle” demiyor, bir istisna da yapmıyorlardı” (Kalem, 68/ 18)

Besmelenin Faziletleri: “Euzu billâhi mineşşeytani’r Racîm Bismillâhi’r Rahmani’r-Rahîm !” = Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.Rahmân ve Râhîm olan Allah’ın adıyla!” şeklindeki Euzu besmelenin faziletleri saymakla bitmez. Bu sebeple insanoğlunun, yeme, içme, giyinme, okuma, yazma ve konuşma öncesinde, ev ve iş yerine girip çıkarken; bir iş ve görev yapmaya başlarken v.b. her ne yaparsa, her neye başlarsa, her neye el atarsa, her ne tutum, davranış ve eylemde bulunursa mutlaka Euzu besmele okuması şarttır(Doç.Dr.İsmail Karagöz,Kur’ân’da Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir,Diyanet İşleri Bşk.Yay.Ankara 2007,s.57).Bir adım atmaktan Kur’ân okumaya kadar her harekette dilimizden besmele eksik olmamalıdır.

- Peygamberimiz(s.a.s.), “ Bir insan evine girdiğinde ve yemek yediğinde Allah’ın adını zikrederse, şeytan, avanelerine ‘burada size gecelemek ve yemek yoktur ‘ der.Şayet Eve girerken insan, Allah’ın adını anmazsa, şeytan, avanelerine ‘ Bu evde geceleyebilirsiniz’ der. Yemekte, kişi, Allah’ın adını zikretmezse, Şeytan, ‘ Bu evde size gecelemek ve yemek vardır’” der.(Müslim, Eşribe, 103,II, 1598).

-Euzu besmele hayır getirir, huzur getirir, iyilik-güzellik getirir! Bu sebeple bazı alimler “dünyadaki bütün zehirlerin panzehiri besmeledir” derler. Allah’ın adıyla bir işe başladığımızda, oluşacak bütün şer etkileri, menfi enerjiyi, kötülükleri etkisiz hale getirmiş oluruz.!

- Euzu besmele okunduğunda şeytan uzak durur; kalbe vesvese veren şeytan uzak olur!

- Besmele çeken mü’min kendisini Allah’a emanet etmiş olur; Allah’ın emanetine terk etmiş olur! Dolayısıyla, besmele çekerek bir işe, bir davranışa başlayanın; bir karar verenin işi rast gider; olumlu ve bereketli sonuca kavuşur.İnançsız, besmelesiz başlanan her işin sonu yarımdır!

- Cenab-ı Allah, bütün korkularımızı, her türlü endişelerimizi euzu besmele ile aşmamızı nasip ihsân eylesin inşallah!

“İnşallah!” demenin önemi:

İnsanın geleceğe dair düşüncelerini, tasavvurlarını, niyetlerini anlatırken daima İnşallah! demesi gerekir: Cenab-ı Allah, bu konuda son derecede çarpıcı ve etkili bir şekilde ikazını ve  tenbihatını şu ayetlerde yapmaktadır:“Hiçbir şey hakkında da sakın Ben bunu yarın muhakkak yaparım !’ deme.!”(Kehf, 18/23). “Ancak ‘Allah dilerse yapacağım de’. Unuttuğun zaman Rabbini an ve ‘ Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır’ de ! ”(Kehf, 16/24)

 “Allah’ın izniyle” demiyor, bir istisna da yapmıyorlardı”(Kalem, 68/ 18)

Yukarıdaki ayetlerde Hak Tealâ’nın da ikaz ettiği; bu ikaza kulak asmayanları eleştirdiği gibi, insanoğlunun, Ben gelecekte şunu yapacağım, bunu yapacağım, oraya gideceğim, satın alacağım, işimi büyüteceğim,  evleneceğim, çocuk sahibi olacağım v.s.! gibi tasavvurlarını, düşüncelerini, niyetlerini, söylerken mutlaka “İnşallah!” veya “Allah’ın izniyle” demesi gerekir; aksi halde işi rast gitmez !.. Tıbbın ve tekniğin bütün gelişmişliğine rağmen, tüm evreni yoktan var eden Allah Tealâ’nın gücü yanında insanın gururlanacağı, kibirleneceği, kendini Kâf Dağı’nda görmesini gerektirecek bir durumu söz konusu değil ! İnsan, Cenab-ı Allah neye izin verirse, ne kadarına izin verirse ancak onu yapabilir. Şu halde mü’minin bu bilinç içinde olması ve davranması zorunludur. Aksi halde, “şunu yapacağım, bunu alacağım, ona karar vereceğim, şuraya gideceğim v.b.” sözler sarf etmesi kendisinde bir güç görmesinin, kendisinin Cenab-ı Allah’tan ayrı ve müstakil olarak davranabileceği anlamı taşır. Kendisinin Allah’ın iznine, yardımına ihtiyaç duymadığı anlamına gelir ! Bu da, Allah Tealâ’nın çok içerlediği, hiç sevmediği kibirdir! Kibirlenmektir!

“…Dünyada kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!”(Zümer,39/71-72)

Böyle bir davranışta bulunan kişinin işi rast gitmez; teşebbüsünde, eyleminde, kararında olumlu, başarılı ve bereketli bir sonuç alamaz.

O halde her adımda, her kararda, her teşebbüste, her tutum ve davranışta mutlaka “İnşallah!” veya “Allah’ın izniyle” demek gereklidir, yararlıdır. Her şey bir tarafa, bu tek kelime, insana moral verir, işinin rast gideceğine, olumlu ve bereketli bir sonuca kavuşacağına inanç verir. “İnşallâh!” sözcüğü, yukarıda euzu besmele için söylediğimiz tüm olumlu moral güçlere kavuşulmasını sağlar! Moralı yüksek olan; Allah Tealâ’nın sayesinde başaracağına inanan; bu yüksek moral ve inançla işe sarılan kişi de zaten başarılı olur!

 HACI BAYRAM-I VELİ

  • Yıl: 1433, Yer: Edirne. İhtiyar subaşı nefes nefese huzura çıkar, Padişahı selâmlar. “Engürü’deki şeyhi getirdik efendim!” der, “Ama ...” 
    -Aması ne? 
    -Bu zat söylendiği gibi etrafına çapulcu toplayan bir fitneci değil. Aksine büyük bir âlim ve gönül ehli. 
    -Nereden biliyorsun peki? 
    İhtiyar subaşı bunları değirmende ağartmadık gibilerden sakalını sıvazlar. “Şu kadarını söyliyeyim” der, “kendisi Şeyh Hamideddin-i Veli Hazretleri’nin halifesi!” 
    -Sen ne diyorsun! 
    -Geleceğimizi biliyordu. Bizi yolda karşıladı. Boynunu büküp bileklerini uzattı, “Haydi evladım” dedi, “zincirleyin beni!” 
    -N’aptık biz. Bir Allah dostunu zincire vurduk desene. 
    -Vurmadık Efendim. Aksine yol boyu hizmet ettik. 
    -Gönlünü hoşça tutaydınız. 
    -Tutmaz mıyız.
  • Padişah II. Murat ile Hacı Bayram Velî Hazretleri arasında bu şekilde bir buruk tanışma yaşanır.
  • Murat ilim meclislerinin yabancısı değildir. Molla Yegân, Molla Gürâni, Molla Hüsrev gibi büyüklerden çok şey kapar. Hani altının değerini sarraf bilir derler ya, Hacı Bayram Veli hazretlerinin kırata vurulamayacak elmas olduğunu konuşmanın başında anlar. Hele tasavvufa dair sorduğu suallere aldığı şaşırtıcı cevaplar onu bu veliye daha çok bağlar. Evet hadise tatsız başlar, ama tatlı biter. 
    İşte sohbetin şekerleştiği demlerden birinde “Ah Efendim!” der, “Şu İstanbul’u fethetmeyi çok isterdim lâkin... Bilmem nasip olur mu bize?” 
    Hacı Bayram Hazretleri bir müddet sessiz kalır, tefekküre dalar. “Hayır sultanım!” der, “Bunu ne sen görürsün, ne de ben!” Sonra ayağa kalkar, bir köşede mışıl mışıl uyuyan şehzadeyi (Fatih’i) işaret eder. “Ama!” buyururlar, “Şu beşikte yatan yiğit ile bizim köse (Akşemseddin’e öyle derler) görse gerek!”
  • Hacı Bayram Veli padişahın bir süre daha kalması ısrarına rağmen dergâhına döner. Sultan ilk günün ezikliği ile bir ferman çıkarır. Onu ve onun talebelerini askerlik ve vergiden muaf tutar. Ancak bir zaman sonra Ankara’nın mali dengesi bozulur. Zira tahsildar hangi kapıyı çalsa, muhatapları “Biz Hacı Bayram Hazretlerine intisaplıyız, askerlik ve vergiden muafız” derler. 
    Bu sahte müridlerden Hacı Bayram Hazretleri de bizârdır. Nitekim Kanlı göl mevkiine büyücek bir çadır kurar ve ahaliyi toplar. Mübârek o gün celalli ve heybetli görünür. Elinde koca bir bıçak vardır. “Ey benim sadık dervişlerim!” diye haykırır, “Şimdi sizleri kurban etsem gerek. Haydi sıraya dizilin, girin çadıra!” Ortalık bir anda boşalır. Sadece biri kadın, iki âşık gelir, takdire şâyan bir teslimiyetle boyunlarını uzatırlar. Hacı Bayram hazretleri memurlara döner “bu ikisini yazın” der, “başka talebem yok!” 
    Gerisi vergilerini de öderler, askere de giderler.

KELİME-İ ŞAHADET VE ANLAMI.

İslâmın şartlarından ilki olan kelime-i şahadetin aslı, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh.” dur. Türkçe anlamı: “Kesinlikle tanıklık ederim ki, Allah’tan başka Tanrı yoktur. Ve yine kesinlikle tanıklık ederim ki Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve peygamberidir.”

Bu şahadet kelimesine kesin inanıp onu gönülden söyleyen bir kimse, Müslüman olarak kabul edilir. O halde şahadet kelimesi, Müslümanlığın ilk şartıdır ve İslâmı, diğer dinlerden ayıran ilk Müslümanlık belgesidir. Çünkü bir Müslüman bu kelimeye inanmak ve söylemekle İslâmın iki esasını kabullenmiş olur:

a-Allah’ın birliğine, O’nun bir ve tek olduğuna; eşi, benzeri, ortağı olmadığına; O’nun ibadete lâyık tek bir Allah olduğuna inanmak ve buna tanıklık etmek.

Peygamber’in, Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna inanmak ve buna da tanıklık etmek.

Bu iki esastan birine inanıp diğerine inanmayan kimse Müslüman sayılmaz.

Bir kimsenin peygamber olduğuna inanmak, O’nun Allah katından getirip haber verdiği her şeyin hak ve gerçek olduğunu kabul ve tasdik etmeyi gerektirir. Bu sebeple şahadet kelimesi, bütün iman esaslarını ve İslâm dininin bütün hükümlerini de kapsamaktadır.(Ahmet Okutan, Gençlerle Sohbetler,s.130)

TEVAZU (ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK)

Tevazu, rütbe bakımından alt seviyede olan kimselere karşı böbürlenmemek, kendini öz değerinden yukarı göstermemek anlamlarına gelir. Zıddı kibir ve gururdur.

Tevazu, Allah katında ne kadar yüksek bir haslet ise, gurur ve kibir de o kadar düşük bir duygudur. Peygamberimiz: “ Allah tutumlu olanı zengin eder; savurganlık edeni ise fakir düşürür. Tevazu göstereni yükseltir; kibirlenip böbürleneni de alçaltır, aşağıların aşağısına indirir!”  buyurmuştur.

Örnek olaylar:

1-Mevlâna, halkın yanı sıra Konya’daki papazlarsa da görüşmekte ve onlarla da sohbet etmektedir. Bir gün Konya çarşısından geçerken bir papazla karşılaşır. Papaz, Mevlâna’ya saygıyla başını eğerek selam verir. Mevlâna, papazın bu davranışına biraz daha fazla eğilerek karşılık verir. Papaz başını kaldırdığında bu davranışı görür. Mevlâna ile konuşur ve ayrılırlar. Bu sırada Mevlâna, “ Hazret, acaba papazı neden daha fazla eğilerek selamladı” şeklindeki şaşkınlık içinde olan çevresindekilere şöyle seslenir: “ Allah’a şükürler olsun, alçak gönüllülükte papazı geçtik.!”

2-Mevlâna hazretlerinin huzuruna iki adam gelir. Bunlar birbirleriyle kavga etmişlerdir ve dargındırlar. Mevlâna onlara barışmalarını söyler ve Nurettin adındaki adama şöyle söyler: “ Ey Nurettin, arkadaşın toprak hükmünde görünüyor. Sen su gibi yumuşak ve alçak gönüllü ol. O’na git ve anlaş. Hem herkes de bilir ki, iki dargın insandan hangisi barışmak için daha önce davranırsa, cennete de önce girecektir; daha çok sevap alacaktır!”

NESİLLER DEĞİŞİR.

Zaman geçer, devran döner,

Nice nesiller değişir!

Bu dünya insan pazarı,

Vekil-asıllar değişir!

 

Ana sütü gibi duru,

Gözyaşları yürek yakar!

Yaprağı titreten rüzgâr,

Rabbanî sırla akar!

 

İçimi acıtan hüzün,

Birden çıra gibi yanar!

Susuz kurumuş yüreğim,

Sıkça zemzem içip kanar!

 

Yargıç girift ihtilafı,

Çözerek sevaba girer!

Yaşadığı gönül huzuru,

İçinden çıkmaz, hep sürer!

 

Oytan, vicdanla baş başa,

Mümtaz hizmetleri seçtin!

Kalbine mutluluk veren,

Huzuru tadarak geçtin!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz