Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

BERZAH ÂLEMİ

Dünya hayatının sonu ve kabir hayatının başlangıcı olan âleme “Berzah âlemi” denir. Kabir hayatı mü’minler için ne kadar müjdeli ise, inkâr ehli için de o kadar ürkütücüdür. Peygamberimiz, “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdur!.”.(Tirmizî, Kıyamet,26) buyurmuştur Keza, insanların en akıllısı ve en keremlisi kimdir diye sorulduğunda Efendimiz: “Ölümü en çok zikreden ve ona en iyi şekilde hazırlanandır. İşte akıllılar onlardır ki, dünyanın şerefini ve ahretin ikrâmını onlar götürürler!”(Taberanî,Mu’cem’ul-Evsat) buyurmuştur.

“Dini kaynaklarımızda ölüm meleğinin korkunç görünüşlü, heybetli bir melek olduğu belirtilmiştir. Ancak o, inanan iyi insanların canlarını alırken son derecede yumuşak ve şefkâtli davranırken, inançsız ve kötü kimselerin canını alırken şiddetli ve acımasız davranacaktır.”(Tevfik Yücedağ, a.g.e.s.266)

Ölüm meleği, emanetini almaya geldiği zaman, vadesi yetmiş olan kişinin amellerine göre, “ Ey allah’ın düşmanı senin için Cehennem vardır!” diye haber verir veya “ Ey Allah’ın dostu müjde, senin için Cennet vardır!” diye müjdeler, ancak bundan sonra ruh bedenden ayrılır.(İ. GAZELİ, a.g.e.s. 308). Netekim, yukarıda yazdığımız hadisi tekrar edersek, Hz. Peygamber Efendimiz de: “ Sizden hiç biriniz, gideceği yerin neresi olduğunu bilmeden ve hatta Cennet ve Cehennemdeki yerini görmeden dünyadan ayrılmaz.” Buyurmuştur.(İ. GAZELİ, a.g.e.s.308; İbn Ebid- Dünya)

Kıyamet gününün bütün aşamaları geride kaldıktan sonra haklarında hüküm verilenler şu sınıflara ayrılırlar (Ümit Şimşek, a.g.e.s.254):

1- Doğrudan cennete girecekler. Bunlar, iman edilmesi gereken konulara tam bir şekilde imân eden ve iyi-salih ameller yapan, tartıda da iyi işleri kötülüklerinden fazla gelmiş olanlardır. “Rablerinden korkup sakınanlar da bölük bölük cennete sokulacaktır…Sâlih âmel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir!.”(Zümer, 39/73)

2- Doğrudan Cehenneme girecekler. Bunlar iman edilmesi gereken konulara gerektiği gibi imân etmemiş, Allah’a ortak koşmuş, Allah’ı ve Peygamber’ini yalanlamış olan kimselerdir. “Allah’ı inkâr edenler bölük bölük cehenneme sevk edilecektir…Dünyada kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!”(Zümer,39/71-72)

3- Bir süre Cehennemde kalacak olanlar: Bunlar, iman etmiş, ancak işledikleri kötülükler, tartıda iyiliklerine ağır basmış olanlardır. Günahları miktarınca Cehennemde ceza gördükten sonra Cennete girerler.

MERHAMETLİ OLMAK

Allah Tealâ’nın dışındaki tüm canlılar başkalarına muhtaç durumdadırlar. Muhtaç olana, düşkün olana, hasta olana merhamet etmek ve yardımına koşmak toplumun evrensel bir denge içinde olmasının bir gereğidir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” ( Buhari, Tevhid, 2) sözü ile Hz.Peygamber (s.a.s.), insanlara, merhametli davranmalarını tavsiye etmiştir. Merhametli davranmak sadece insanlara karşı değil hayvanlara, bitkilere, çiçeklere, böceklere kısaca her canlıya karşı da zarar vermemeyi, yumuşak davranmayı, acımayı, onun sağlık ve güzellik içinde yaşamasına izin verilmesini de kapsar. Merhametli insan, doğaya zarar veremez; doğanın güzelliklerini kirletemez; onun güzel olmasına ve güzel kalmasına yardımcı olur.

Bir çiçeğin koparılmaması-üremesine doğal seyrini tamamlamasına izin verilmesi insanın tabiata duyduğu sevgi ve saygının gereğidir. Bir hayvana eziyet edilmemesi, acı çektirilmemesi, taşıyabileceğinden fazla yük yükletilmemesi, ihtiyacı olan gıdanın verilmesi ve bakımının yapılması vicdanî merhametle ilgili bir davranıştır…

Merhamet duygusu, insanın acıma duygularını harekete geçiren, vicdanî duygularını sızlatan, dolayısıyla insanı doğru yola sevk eden, düşkünlere yardıma koşması için tahrik eden; acımasız olmasını engelleyen insanî ve yararlı bir duygudur.

O’NU ANLATAMAM

Sahabeden Amr bin As diyor ki: “ Resulullah’ı sevdiğim kadar hiç kimseyi sevmedim. Gözümde O’ndan daha büyük bir kimse yoktu. O’na olan hürmetve saygımdan dolayı kendisine tam manasıyla başımı kaldırıp bakamadım. Eğer O’nu tarif etmemi isterseniz O’nu tam manasıyla tarif edemem. Çünkü ben O’na hiç doyasıya bakamadım!”

1.ÖMER’İN, SÜNNET HAKKINDA HUTBESİ

Hz. Ömer b. Hattab, Medine’ye geldiğinde kalktı, hutbe verdi. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle konuştu: “Ey insanlar ! Sizin için bazı sünnetler konulmuş, bazı esaslar da farz kılınmıştır. Apaçık bir hakikat üzere bırakıldınız. Ancak kendiniz sağa sola saparak insanlar vasıtasıyla sapıtırsanız durum değişir.”( Hayatü’s Sahabe, s.45)

Hz. İmrân, sünneti inkâr eden birine şöyle demiştir: “ Sen ahmak birisin. Allah’ın kitabında…namazın rekatlarını, zekatın miktarını ve benzeri şeyleri açıkça görebiliyor musun? Allah’ın Kitabı bu gibi hususları mübhem bırakmış, bu hususları sünnet tefsir etmiştir.”( Hayatü’s Sahabe, s.46)

SÜNNETE UYMAK

Übeyy b. Kab’dan rivayet edilen hadis: “Doğru yoldan ve sünnetten ayrılmayınız. Yeryüzünde hangi kul, doğru yola ve sünnete tâbi olsa, Rahman’ı zikretse ve Allah korkusundan dolayı gözyaşları yaşarsa Allah ona asla azap vermez. Yeryüzünde doğru yolda ve sünnet üzere olan, Allah’ı içinde zikredip Allah korkusundan dolayı kılları ürperen kişinin durumu yaprakları kurumuş ağaç gibidir. Böyle bir ağaca rüzgâr isabet edince yaprakları dökülür. İşte bu ağacın yaprakları gibi Allah onun günahlarını da dökecektir…” ( Hayatü’s Sahabe, s.45)

Hz. İmrân, sünneti inkâr eden birine şöyle demiştir: “ Sen ahmak birisin. Allah’ın kitabında…namazın rekatlarını, zekatın miktarını ve benzeri şeyleri açıkça görebiliyor musun? Allah’ın Kitabı bu gibi hususları mübhem bırakmış, bu hususları sünnet tefsir etmiştir.” ( Hayatü’s Sahabe, s.46)         

HOŞA GİDEN YORUM

Aziz Mahmud Hüdayi ile l Sultan Ahmed'in dostluklarının ilginç bir başlangıcı vardır Sultan Ahmed tahta çıktıktan bir süre sonra bir rüyasında, Macaristan kralı ile mücadele ederken sırtüstü yere düştüğünü, kralın da üstüne çıktığını gördü Padişahın bu rüyasını gerek sarayda gerekse saray dışında makul bir yoruma bağlayan çıkmadı Bunun üzerine padişaha bu rüyasını Üsküdar'da oturan, ünü yeni yeni yayılan Aziz Mahmud Hüdayi'ye yorumlatması teklif edildi Sultan Ahmed rüyasını bir kağıda yazıp cevaplandırması isteğiyle Aziz Mahmud Hüdayi'ye gönderdi Hüdayi hükümdarın adamını dergahının kapısında karşıladı, elindeki mektubu aldı daha okumadan "cevabı burada" deyip kendi mektubunu verdi ve geri çevirdi Aziz Mahmud Hüdayi padişahın rüyasını şöyle yorumlamıştı: İnsanın rüyasında rakip karşısında sırtüstü yere düşmesi, gerçek hayatta ona galip geleceğine işarettir Sırt insanın en kuvvetli yeridir Toprak da en kuvvetli dayanaktır Bu ikisi birleşince kuvvet üstüne doğar Kısaca bu rüya islam'ın kafirlere galebe edeceğini simgeler

Sultan Ahmed, bu mantıklı ve müjdeli yorumu yapan şeyhe karşı içinden bir sevgi ve yakınlık duydu, işte bu sevgi ve yakınlık büyük bir dostluğun başlangıcı oldu

YAVUZ SULTAN SELÎM VE DEDE MOLLA

Yavuz Sultan Selîm Han Mısır seferine giderken, yolu Dede Molla isimlizâtın bulunduğu köyden geçer. Sultan, atı üzerinde ordusunun önünde yol alırken, ihtiyar bir köylüyü tarlasını sürerken görür. Yaklaşıp selâm verir. Köylü gelenin kim olduğunu fark etmemiş gibi bir tavırla selâmını alır ve işiyle meşgul olur. Atı üzerinde onu seyreden Sultan; "Baba duydun mu? Pâdişâh sefere çıkmış. Mısır'a gidiyormuş" der. "Mevlâ yolunuaçık eylesin. İnşâallah hayırlı olur. Emeline nâil ve muzaffer olarak döner." dedikten sonraişine devam eder. Sultan onun bu olgun hâline ve teslimiyetine bakıp, dünyâya gönülbağlamayan, lâzım olduğu kadar çalışan ve tevekkül sâhibi bir zât olduğunu anlar. Sultannasıl karşılık vereceğini merak ederek tekrar; "Dede, uzak yerden geliyorum. Karnım aç,yiyeceğin var mı? der. Bunun üzerine biraz ilerde iki taşın üzerine yerleştirilmiş tenceredepişmekte olan aşı işâret ederek; "Pilav, pişmek üzere, işte orada, karnın doyuncaya kadar ye!"der. Pâdişâh; "İyi ama, ardımdaki ordu da aş ister." deyince; "İşte tencere orada, indir sen deye askerlerin de yesin. Hepinize yeter inşâallah!" diye söyler.

Sonra tarlasını sürmeye devâmeder. Biraz sonra, ordu yaklaşınca vezirlerine, mola vermelerini emreder. Mola veren askerlergrup grup aksakallı ihtiyar zâtın pilavından yemek için sofraya oturur. Başta sultan, vezirlerve bütün ordu bu pilavdan yer, fakat pilav hiç eksilmez. Bu ihtiyar zâtın erenlerden olduğunuanlayan Sultan, onun kerâmetiyle pilavın bitmediğini görerek, hürmetle elini öpüp, duâsınıalır ve ordusuna ilerle emrini verir.Osmanlı ordusu Mısır seferinde zafer kazanıp İstanbul'a dönerken Sultan yine bu zâta uğrar.Bir arzusu olup olmadığını sorar. Yavaş bir sesle; "Mendilimi isterim" der. Sultan önce birşey anlayamaz. Biraz sonra, savaş sırasında kolundan hafif yaralandığını ve o sırada yanındasavaşan ihtiyar bir askerin koynundan mendilini çıkararak yarasını sardığını hatırlar. İşte oasker, velîlerden olan bu zât imiş. Sultan bu kerâmetini de anlayınca, ona hürmet gösterip,bulunduğu bölgeye ihsânlarda bulundu.

AÇASIM GELİR 

Yârin gülzarında ol bülbül gibi,

Özgürce semada uçasım gelir!

Şah-ı Resul’ün sevdiği gül gibi,

Cennet bahçesinde açasım gelir!.

 

Bilim deryasına bir âlim gibi,

Dalarak sırları bulasım gelir!.

Hak rızasın ermiş bir salim gibi,

Dergâh semasında uçasım gelir!.

 

Allah’ı arayan ol Musa gibi,

Tur Dağında Rabbi göresim gelir!

Görünmez gücü olan âsa gibi,

Sihirbazı yere seresim gelir!

 

Nur dağına giden bir kervan gibi,

Kâbe yollarında durasım gelir!

Dizimdeki tükenmiş derman gibi,

Er geç ol menzile varasım gelir!

 

Ey OYTAN’ım, günah ağır dağ gibi,

Tövbe hırkasını giyesim gelir!

Mahşerde Mevlâ’ya yalvar sağ gibi,

Bünyemi bırakıp açasım gelir!.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz