Ahmet ASLAN

Ahmet ASLAN

AK URFALILAR DERNEĞİ

Hesabın basiti makbulümüzdür. Yüzyıllık hastalığımız var, anlamak için okumaya konuşmak için dinlemeye ihtiyaç duymayız. O yüzden her şeyin iyice karmaşıklaştığı bu günlerde sivil toplumu anlatmak için bu yolda epey kafa yormuş Hegel’e, Marx’a, Gramsici’ye ne hacet?

 

Siz Türkiye ile Avrupa arasındaki her ilişkiyi sadece ters orantılı olarak okuma zahmetine katlanın her konuda doğru cevaplar elinize geçer.

Örneğin, Avrupa’da matbaa bulunup kitaplar basılırken biz de matbaa yasaklanır. Avrupa’da Ortaçağ’da siyasal sistem feodal beyliklerden oluşurken Osmanlı’da mutlak monarşi, Avrupa mutlak monarşilerden kurtulurken Osmanlı mutlak monarşiyi güçlendirir.

Burjuvazi Avrupa’da kişisel ticari girişimle ulus-devletin kuruluşuna yol açarken bizde bizzat ulus-devlet burjuvaziyi yaratır. Biz teknik direktör Del Bosgue başarısız diye kovarken adam İspanya’yı dünya şampiyonu yapar.

 

Bizde iş bulamayan Dr. Ali Erdemir yurtdışında bilimsel çalışmalara yaptığı katkılardan 21. yüzyılın 100 bilim insanı arasına girer. 1.5 Milyon dolar veremeyiz dediğimiz Kaka birkaç yıl sonra Avrupa’nın en çok kazanan futbolcusu olur.

Tütün ekeceğiz diye yerlerinden söktüğümüz sakız ağaçları Yunan ekonomisinin can simidi olur. Uzatmayayım, Antep’te Urfalılar, İzmir’de Mardinliler, İstanbul’da Gaziantepliler Derneği kurulur. Amaç her yerde iyidir, güzeldir.

Herkesi kucaklayacak, herkese ulaşacak, kentle entegrasyonu sağlayacak, yaşanılan kentin, kültürüne, ekonomisine katkı sağlayacak hedefler yazılır. Hedefler yazılır ama olan nedir?

Olan Hegel’in, Marx’ın, Gramsici’nin, kemiklerinin sızlaması farklılığı özne kılan postmodern düşünceye binlerce defa tecavüzdür. Özetle, Avrupa’da ne oluyorsa bizde tersidir.

Yani sivil toplum kuruluşlarımız ne “paylaşılan sosyal ortam”  ne “topluluk üyelerini birbirine bağlayan ortak değerler ” ne de hükümetlerden, devletten, kamu otoriterlerinden ve siyasi partilerden bağımsız hareket alanına sahip olur.

Biz de sivil toplumun siyasal ve toplumsal alana yansıyan iki temsilcisi olan dernekler ve sendikalar siyasal sistemin zaman zaman meddahı ve zaman zaman da tellağı olur. Sendikaların durumunu biliyorsunuz. Hepsi bir ideoloji ya da siyasi partiye her daim kuyruk.

Dernekler, sendikaların etkinliğinin tersine daha çok yerel bürokrasi ve siyasal alanda varlığını hissettirmenin kısa yolu. Nasıl mı?

Kentin tutunamayanları, bürokrasiye ulaşamayanları bir dernekle bu sorunu çözer. Ehh, dernek olunca ve bu bir kentin, ilçenin adını da kullanınca, zamanda seçim zamanı oldu mu da gelsin bir başkan adayı gitsin bir başkan adayı. Takımlar giyilir,  masalar silinir gelen her adaya ” bak ben buradayım, biz buradayız,  bizi yok sayma” havası çekilir.

Uzatmayayım, Antep’te Urfalılar Derneği kurulmuş. Ezelden Urfalıyız ya, kuruluş yemeğine davetliyiz. Kimler yok ki? Milletvekilleri Derya Bakbak, Mehmet Sarı, Mehmet Erdoğan, Mehmet Şeker, Akif Ekici, Ali Serindağ. Başkanlar Asım Güzelbey, Osman Baydemir,  Mehmet Tahmazoğlu,  Rıdvan Fadıloğlu, Bekir Öztekin, Kaymakam Uğur Turan, Mehmet Aydın.

Geceni 5-6 sponsoru var. Plaketler veriliyor. Belediye Başkanlarından Osman Baydemir, Milletvekillerinden Akif Ekici,  Mehmet Şeker,  Ali Serindağ hariç tüm Ak Partili vekiller, başkanlar ve ilçe kaymakamları plaket vermeye davet ediliyor.

Bu arada dernek Başkanı’da konuşuyor: “Hiçbir siyasi partiye yakın değiliz.”  “Yaw he he“ diyorum, Urfalılar Derneği’nin önüne AK yazmayı unuttuysanız onu hatırlatalım da kimlere uzak olduğunuzu herkes bilsin bari.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz