Ömer Özgür

Ömer Özgür

Ağarmayan günler

Bir edebiyatçı gibi şiirler yazmayı, gezginler gibi köy ve kasaba fotoğrafları eşliğinde “gezelim, görelim” yazıları yazmayı isterdim. Gel görelim ki içinde bulunduğumuz coğrafyada şimdilik buna izin yok.

 

Güneyimizde 5 yıldır yanan bir ateş var, alevleri gökyüzüne, dumanı göklerin ötesine kadar uzayıp giden. Ateşin içinde yanan kardeşim, akrabam, dindaşım ve soydaşım. Ateş topuna dönen, yürek yangınlarına bir damla su taşımak isteyen kırlangıçlar da terk etti bu toprakları. Kertenkeleler bayram yapıyor. Yanan ateşin içine bir odun daha taşımak için didinip duruyorlar. İnsanlar kurbanlık koyun gibi, kanları sokakları suluyor. Sadece insan mı geçmiş medeniyetlerin izini taşıyan her şey yakılıp, yıkılıyor. Ve insanlık beyaz perdede heyecanlı bir film izliyorcasına izleme modundan çıkmıyor, çıkamıyor.

 

5 yıl geride kaldı, milyonlarca insan bilmedikleri topraklarda yaşam sürüyor. Ümitle eski günleri bekliyor. Binlerce çocuk vatanlarından uzakta doğdu, binlercesi de büyüyor. Kadınlar kocasız, çocuklar yetim kaldı kan kokulu ülkede. Geride geçmişin hülyaları var sadece.

 

Bırakın bülbülü, her sabah müezzinden önce ötüşen horozlar bile ötmüyor bu ülkede.
Bir zamanlar Selçuklu ve Osmanlı gibi medeniyetleri de bağrına basan kan kokulu ülke, şimdi terörle, savaşla ve katliamlarla anılıyor. İnsanlar bir umutla terk ediyor ana yurtlarını ve bilinmez bir meçhule doğru koyuluyorlar yola.

 

Bu yolculuk bazen günlerce sürüyor, bazen de araya giren bir bomba ve silahla akim kalıyor. Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu'nun sayılı ülkelerine sığınan insanlar, umutla sabahlıyor geceleri.  Geceler uzuyor uzadıkça. Sabahlar olmuyor, ağarmıyor yeryüzü. Belki Suriye’de savaşın bitmesini bekliyor ağarmak için günler.
 

 

YİĞİTLER SESSİZCE ÖLÜYOR

 

Uzaklarda, hain sinsi tuzaklarda can veriyor, şehit oluyor yiğitler bir bir.  Bazen polis olup ölüyoruz, bazen asker… Dağların başını kar, şehitleri de bayrak örtüyor.

 

Geçen yıl haziranda başlayan ve artarak devam eden hain saldırılar, ülkemin huzurunu hedef almaya devam ediyor. Bir gün Gaziantep, bir gün Adana, bir gün Osmaniye, bir gün Yozgat… Ağlayan analar, eşler ve olup bitenden habersiz bebekler kalıyor geride. Yetim büyüyor bebeler, genç yaşta şehit eşi oluyor Anadolu’nun yiğit kadınları.  Hele bir ciğer ateşi var ki yakar yürekleri hem de cayır cayır. “Vatan sağ olsun” diyerek vakur duruşundan taviz vermez yiğit babaları. Acısını yüreğine gömer, gözyaşı içini sular ama belli etmez acısını, bir damla dışarı yansısa da merhametin tecellisidir o da.

 

Hz. Hamza’ya komşudur artık evlatları, yüreklerini serinleten bu gerçekle yaşarlar günlerini, oğullarını unutmadan, unutamadan. Bazen konuşurlar saatlerce fotoğraflarla, dertleşirler… 

 

40 yıla yaklaşan hain saldırılarda hayatını ülkesine feda edenler görevlerini ifa etmenin huzuruyla ayrıldılar aramızdan. Ya yaşayan bizler, ne yaptık ülkemiz, milletimiz ve dinimiz için. Hangi hayra vesile olduk, hangi yoksulun elinden tuttuk, hangi yetimin başını okşadık. Soruları artırmak mümkün ama bir, iki soruyla noktalıyorum yazıyı.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz