Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

AÇLIK "OYUNLARI"

Suzanne Collins’in aynı adlı eserinden aktarılan, günümüzün iktidar savaşlarının gelecekteki şeklini gözler önüne seren, şu an gösterimde olan “açlık oyunları” adlı film, son zamanlarda izlediklerim arasında (kurgudaki kopuklukları göz önüne almazsak) en iyisiydi.
Film, bir zamanlar Kuzey Amerika olan bölgede Panem devletinin kurulduğu dönemde geçmektedir. Geçmişte yaşanan ayaklanmaların bastırıldığı günün yıl dönümü, her yıl Açlık Oyunları adlı bir şovla anılır. Devlet için kutlama anlamına gelen bu gün fakir halk için adeta bir kâbustur. Çünkü fakirlerin yaşadığı on iki mıntıkadan seçilecek on iki, on sekiz yaşları arasındaki bir kız ve bir erkek çocuk televizyonda canlı olarak yayınlana Açlık Oyunlarına katılmak zorundadır. Ölümüne dövüşlerin yapıldığı oyunun sonunda yalnızca bir kişi hayatta kalacaktır.
“Haraç” olarak adlandırılan bu gençlerin ölüm-kalım savaşı, devleti yönetenler tarafından takip edilmekte, şans ya da tesadüf olarak nitelendirilecek bir çok olay, aslında oyunun akışını kontrol altına almak isteyen otoriter idare tarafından profesyonelce planlanmaktadır.

Yunan mitolojisinden başlayarak, Roma İmparatorluğu, Ortaçağ, Rönesans ve günümüze uzanacak geniş bir yelpazeye dair unsurları harmanlayarak kurduğu sisteme yönelik, çok ciddi eleştirileri bünyesinde barındırması, “umut ölçülü bir şekilde kullanıldığı takdirde korkudan daha etkili bir silahtır.” Felsefesine olan inancın sarsılacağından çekinen ülke başkanının insani duygulardan çekinmesi, günümüzdeki iktidar savaşlarının temelini de gözler önüne sermesi, filmi izlemeye değer kılıyor.

Şu an ülkemizde de olduğu gibi, dozunda verilen umut duygusuyla kitleleri avucunda tutmayı başaran yönetimlerin, zehirli bir gaz gibi içimize yerleştirdikleri, bencillik ve acımasızlık duygularının ne kadar tehlikeli olabileceğini her gün tecrübe edindiğimiz bir dönemdeyiz. Geçmişte arenalarda yaşanan hayatta kalma savaşının zengin ile fakir arasında geçen sonu gelmeyen kıyımların bugünde tüm hızıyla devam etmesi, av ve avcının sürekli olarak yer değiştirmesi, vahşetin renkli vaatlerle kapatılmaya çalışılması artık o kadar olağan ki!

Her gün arenaya çıkan yüzlerce insan, her gün yaşam kavgasının içerisinde insani duyguları usul usul elinden alınan halklar, derin bir mutsuzluğa mahkûm ediliyor. Menfaatlerinin peşinde olan kapitalist gücün, sadece umutlarımızın sıcaklığını elimizden almanın peşinde değil, aynı zamanda gittikçe robotlaşan duygularımızın da sahibi olma yolunda koşar adım gittiğini kim inkâr edebilir ki?

Ziyafet sofralarında, masalarının önünde sürünen aç kitleleri, ellerindeki aynalardan keyifle izleyen bu gücün ölümcül oyununu, aleni bir şekilde meydanlarda sergilenen bu şovu, nasıl oluyor da hala çılgınlar gibi ayakta alkışlayabiliyoruz anlamak gerçekten çok güç.

Minotaur ile savaşması için her dokuz yılda bir kızlardan ve erkeklerden oluşan genç bir topluluğu gönderen Antik Yunan mitolojisi efsanesinde adı geçen Kral Theseus gibiyiz. Ölümler aleni, insanlar saydam bir cam gibi kimliksiz. Adları sanları olmayan bizlerin, birer piyon gibi kullanılmamamıza, gözümüzün içine baka baka işlenen bunca insanlık suçuna, her gün gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yer alan mahkûmiyetlere neden bu kadar sessiz kaldığımızı anlamak için, daha ne kadar kurban vereceğiz dersiniz.

“Açlık Oyunları”, geçmişten bize miras kalan adaletsizlikleri, güçlüler için bir toz tanesi bile olmayan güçsüzlerin zayıflığını bir tokat gibi yüzümüze vuruyor. İzleyin ve karar verin. Acaba bizler bu oyunun neresindeyiz?

Sağlıcakla kalın.

Günün Sözü: Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zaruri oldu mu insan artık ne kadar büyükse o kadar çok eğilir. Victor Hugo

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz