Okan ÇELİK

Okan ÇELİK

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ

Yine bir 3 Kasım Dünya Engelliler Günü geldi çattı.

Sosyal medya başta olmak üzere, her tarafta engellilere yönelik paylaşımlar.

Hediyeler, yemekler, demeçler.

Yani tüm özel günlerde olduğu gibi, bugün de fırsatı kaçırmadık.

Cümbür cemaat şovumuzu yaptık.

24 saat sonunda yine aynı son.

Evli evine, köylü köyüne.

Yine o insanlar, kaderleri ile başbaşa kalacak.

Kimileri yine dört duvar arasında yaşamına devam edecek.

Dışarı çıkanlar ise inanılması güç bir savaş verecek.

Park yerini işgal etmiş sürücüler, yürüme bantlarına park etmiş sürücüler, duraklarda engelli diye durmayan toplu taşıma araçları, iş vermeyen patronlar, acıyarak bakan gözler.

Ne kadar acı değil mi?

Birkaç yıl önce başımdan geçen bir olayla süslemek istiyorum bu yazıyı.

“Yaya geçidinde karşıya geçmek için bekliyordum. O anda tekerlekli sandalyeli bir genç de yanımda duruyordu. O da karşıya geçecekti. Tam o sırada bir lüks araç yanaştı.

Cam açıldı ve ojeli, altın künyeli bir el uzandı.

Engelliye 10 lira uzattı. O anda şok olan engelli, ablacığım, ben dilenci değilim. Karşıya geçiyorum. Paranız kalsın dedi.

O kendini bilmez kadının cevabı daha acı idi.

Al, lazım olur. Hayrıma veriyorum. Bu halde nasıl çalışacaksın? Koy cebine harçlık olsun.

Hayrın batsın senin.

Bu kadar mı insanlıktan nasibini almaz birisin sen?

Aslında, genelde engellilere bakış açımız öyle.

Hiç bir işi yapamazlar, çalışamazlar diye acıyarak bakarız o insanlara.

Aslında o insanlar, bizim yapamadığımız o kadar işi başarıyor ki?

İşin özü, bir engelli, herkes gibi toplumun bir parçası olarak yaşamını sürdürebilir.

Ama engelli olmayan bir vatandaş, asla engelli gibi yaşayamaz.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz