SOKRANTES...

SOKRANTES...

2 DINNAGLI 1 KÜBBAN

Bir pazar kahvaltısı gibi…
Yok yok Emre Aydın’a sokranmıyorum. Neden sokranayım adama.
Süper söylüyor.

 

Gaziantep’imizin kendine has gelenekleri var. Bu geleneklerden biri de pazar günü kahvaltısı.
Haftanın 6 günü işten güçten, okuldan, telaştan bir araya gelemeyen aileler, o sabah kahvaltısında hep beraber olurlar.

 

Ve envai çeşit donatırlar sofrayı.
Katmer, sahan kaymağı, ekmek kaymağı, su böreği, pastalar, poğaçalar, sucuklu yumurtalar, beyran say say bitmez.

 

 

Sabah kaymak ekmeği yaptıranlar, küncülü ekmek yaptıranlar…
Akşam evde kebap için, fırına tepsi yemeği getiren, lahmacun yaptıran açık ekmek alanlar, kübban ekmek yaptıranlar.

 

Pazar günü özel bir gün anlayacağınız bir Antepli için.
Bir yaşam tarzı.

 

Ama gel gör ki bu emeğe lezzet veren fırınlar nöbetçi sistemle çalışıyorlar pazar günü.
Durum böyle olunca da pide fırınlarının önünde uzun kuyruklar oluşuyor.
Yabancı biri görse savaş çıktı da kıtlık başladı zanneder.
Fırıncılar da kalabalık bitsin diye ver gitsin yapıyorlar.

 

 

Tabii hepsi değil.

 

Ne kadar yoğun olursa olsun işini düzgün yapan fırınlarımız da var.
Onlar kendilerini biliyorlar zaten.
Aslında konumuz pazar günleri nöbetçi olma değildi.
Amma bu konu hakkında da çok sokranılıyor.
Asıl konu gastronomiyi çözmüş belemiş şehrimizin işin en kolayında sınıfta kalması.

 

 

Evet acı bir gerçek var. Gaziantep en kalitesiz ekmeği yemek zorunda kalıyor.
Tüm yemeğe lezzet veren ekmektir.

Ekmeeen ye ekmeeenen Antep haneklerinden biridir.

 

Ama maalesef fırından aldıktan yarım saat sonra kayış gibi olan ekmeğimiz var.
Çiğne çiğne dur.

 

Somunlarımız da şişirilmiş fos balon gibi…
Pide fırını Gaziantepli için çok önemlidir.
Kasaplar bile sanatının ortaya çıkması için iyi fırınlarla çalışmaya çalışırlar.
Yaptıkları lahmacunu fırıncı iyi yapmazsa hiç biri işe yaramaz, kebabın tadını alamazsın.
Ama ekmeğimizin  tadı yok.
Düzgün yapılmıyor.

 

 

Artık unu mu kötü mayası mı kötü, fırıncı mı pişiremiyor.
Ya hamur, ya yanmış, ya yamuk, ya kayış gibi…
Dürümcü ekmeği denilen bir olay da var fırınlarda…
Bazen eve ekmek küçük geliyorsa ondandır.
Özellikle dürümcülere çalışan fırına yakın oturuyorsanız…


İlhan Selçuk ne demiş.”Ekmek mi, özgürlük mü? İkisini de isterim, hem gramajı düşük hem de hamuru bozuk olmasın.”           

Belediyeler fırının temizlik ve düzenine ve gramaj konusunda denetliyor.
Ya ekmeğin kalitesi.

 

Onu da  tarım müdürlüğü denetliyordur herhalde..
Memnunlar mı acaba Gaziantep’teki ekmeğin lezzetinden ve kalitesinden.
Bence hayır…

 

Gastronomi şehri işin en kolayından sınıfta kaldı maalesef.
Ekmek nimettir. İsraf etmeyelim.

 

 

SOKRANTES DER Kİ: Hayatın nimetlerinin değerini bize öğreten, ancak hayatın zahmetleridir.

 

 

“ŞİDDET”E “ŞİDDET”LE HAYIR…

 

Şiddete hayırrrrr…
Bir olay olduktan sonra hepimiz hep bir ağızdan bağırıp çağırıp duruyoruz.
Ama hep lafta kalıyor.
TV’lerde şiddete hayır kampanyaları alıp başını gidiyor.

 

Futbolda şiddete hayır diyoruz.
Spor programları başlı başına şiddet içeriyor.
Taraftar “vur kır parçala bu maçı kazan “diyor.
Kadına şiddete hayır diyoruz.

 

Bu tarz senindi benimdi programında en büyük hakareti ve sözlü şiddeti kadınlar biri birine uyguluyor.

 

Çocuklarımıza şiddete hayır diyoruz.
Çocuk programlarında çocuklar biri birine kendi çaplarında entrika ve şiddet uyguluyor.
Çizgi filmler hep şiddet içerikli.

 

 

Diziler de hep masum mafya ve tayfası sevimli şiddet uyguluyorlar.

Gülüyoruz. Hoşumuza gidiyor.
Mafya ama sevimli tatlı.
Vuran vurana.

 

Karadayı, Poyraz Karayel, Kara Para Aşk, Kara Kutu, Kara Ekmek içimiz karardı.
Aşk dizilerinde kadınlarımızın inanılmaz entrikaları dudak uçuklatan cinsten.
Boşa asbablı şeytan dememişler demek geçiyor içimden.
Met-cezir ettik gülleri bile savaştırıyoruz.
Yarışma programlarında bile şiddet var.

 


Diziler başlamadan önce konulan uyarılar boşa.
Düşük banket, levhasından ne farkı var.
Banketi düşük yapma levhayı da koyma.
Ama adamlarda haklı şiddet ve entrikanın olmadığı dizi de şiddetle reytinge yenik düşüyor.
Evet şiddete şiddetle hayır.


Ama bu kadar şiddetin arasında normal kalmak mümkün mü?

 

 

KALDIRIMLAR İŞGAL ALTINDA..

 

Bu sokranmamız da Mehmet Taş adlı okuyucumuzdan, Tüfekçi Yusuf Bulvarı üzerinde bulunan işyerleri yüzünden kaldırımlarda yürüyemediklerini söyledi.

 


Motorcular ve lastikçiler kaldırımları işgal etmiş durumdalarmış.
Yol boyunca hem kaldırımları, hem de yolun bir kısmını meşgul ediyorlarmış.
Yeni yapılan itfaiye kavşağı yüzünden de karşıdan karşıya geçmede zaten zorlandıklarını, birde bu kaldırım işgali yüzünden de rahatsız olduklarını dile getirdi.

 


Ayrıca sabah ve akşam çocuklarının okula gitmek için mutlaka karşıdan karşıya geçmeleri gerektiği için korkularından ailelerin çocuklarını kendileri okula götürdüklerini yazmış.


Okula gidiş ve çıkış saatlerinde bir trafik polisi olsa çocuklar karşıdan karşıya rahatça geçse de bizim de gözümüz arka da kalmasa.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz