Gaziantepli Hayri Dağlı’nın örnek başarı hikayesi

Gaziantepli Hayri Dağlı’nın örnek başarı hikayesi
Telgraf Haber Merkezi
21 Eylül 2021 / 07:17

Geliştirdiği Akıllı Köyler Projesi ile Birleşmiş Milletler’in seçtiği ‘Afrika’da En İnovatif 5 Proje’ arasına giren Hayri Dağlı, bu projenin en yoksul köylerdeki su, gıda, enerji ve gelir sorununu bütüncül ve inovatif şekilde çözen sürdürülebilir bir kalkınma modeli olduğundan söz etti.

Dünyada ilk kez bir sivil toplum kuruluşunundört temel sorunu entegre şekilde çözen, güneş enerjisini temele alan bir modeli geliştirdiğini ve uyguladığını belirten Dağlı, “Model, sondajların açılması, güneş enerjisini kullanarak her eve çeşmelerden Dünya Sağlık Örgütü standartlarında su sağlanması, köylere tarım bahçesi ve sulama sistemleri kurulması, biyolojik tohum destekleri, tohum bankacılığı ve sürdürülebilir tarım eğitimleri, her eve günde 15 saat güneş enerjisi sağlanması gibi süreçleri içeriyor. Bunları yaptığımızda köylerin kendi kendine yeter konuma geldiğini görüyoruz” dedi.

Afrika yolculuğunuz hayatınızı, hayata bakışınızı tümden değiştirmiş. Her şey nasıl başladı?

Yeryüzünde 1 milyar insan, Afrika’da ise nüfusun yüzde 52'si günde bir doların altında yaşıyor. Açlık ve kirli su dünyadaki tüm savaşlardan daha fazla can alıyor. Yedi yıl önce kent yaşamı ve konforunu bırakarak, bu insanların hikayesini anlamak adına bir empati yolculuğuna çıktım. Afrika’da bir köye yerleştim ve komşularım gibi günde 1 doların altında yaşamaya başladım. Gece yatağa aç girmemek için tarım yaptım. Suyu kuyudan içtim. 1 dolarım bittiğinde aynı komşumdan pirinç istedim. Sömürgeciliğin ve iç savaşların karanlık yüzünü gördüm. Rehin alınmaya çalışıldım. 30 kilo verdim ama çok şey kazandım. Tek yöne biletle başladığım bu sıra dışı Afrika yolculuğu, sonrasında bana unutulmuş binlerce insanın dönüşen hikayesine tanık olma fırsatı verecekti. Bir gerçeği duyarsınız ve derinden sarsılırsınız ya! İşte böyle bir duyguydu yaşadığım. Günde 1 doların altında yaşamak zorunda kalan 1 milyar insan. Bu insanlar nasıl yaşıyorlardı?En temel ve vazgeçilemez ihtiyaçları olan temiz suya, gıdaya, eğitime, enerjiye, barınmaya ve sağlık hizmetlerine nasıl erişebiliyorlardı? Parasal durumun ötesinde sosyolojik alana yansıması nasıldı? Aşırı yoksulluk özellikle yeterli gıdaya en çok ihtiyaç duyan bebekleri ve çocukları nasıl etkiliyordu? Bu döngüden çıkmak mümkün müydü?

Afrika’da ilk yolculuğunuz nereye oldu?

İlk yolculuğum Tanzanya’nın kuzeyindeki Masaikabilesi ve diğer eşitlikçi toplumların da yaşadığı Serengeti coğrafyasına oldu. Attığım ilk adımla kıta beni bağrına bastı. İnsanların güvenli değil uyarılarına aldırmadan sırt çantamla köylerde gezmeye başladım. Yemek istemek için durakladığım Mta Kbu Mwta adında bir Masai köyünün sakinleri beni tanrı misafiri olarak gördü ve evlerini açtı. Serengeti milli parkının eteklerindeki bu yoksul köyün benim yaşamımı kökten dönüştüreceği aklımdan dahi geçmemişti. Mta Kbu Mwta güneşin bereketini hiç eksiltmediği, insanların eşitlikçi yaşadığı, ruhani pratiklerin her gün yapıldığı, paylaşmanın ve bir olmanın gücüne inanan yokluk içinde bir köy. Köydeki yokluk öyle böyle bir yokluk değil. Köyün çıplak ayaklı çocukları ugali ismini verdikleri bir tas mısır lapasını bulduklarında kendilerini şanslı hissediyor. En yakın sağlık ocağı arabayla 5–6 saat. Doğumlar geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Müdahalenin gerekmesi durumunda köyde araba olmadığı için sağlık ocağına erişme şansı yok. Hem yetersiz beslendikleri hem de sağlık hizmetlerine erişemedikleri için çocuk ölümleri yüksek. Köyde gezinirken bir Afrika elması ağacı altına ilkel yöntemlerle yapılmış sınıf olduğunu farkettim. Sınıf derken öyle tahmin ettiğiniz gibi değil. Birkaç sıra ve bir kara tahtadan ibaret. Sınıfa yaklaştığımda öğretmenin olmadığını söyledi çocuklar. Hasta olan gönüllü yerel öğretmen bir aydır gelemiyormuş. Çocuklar da belki bir gün çıkar gelir diye her gün sınıfa gelmeye devam ediyormuş. Durumu fark edince çocuklara benimle etkinlik yapmak isteyip istemediklerini sordum. Hep bir ağızdan Swahili dilinde elbette anlamına gelen “kwakweli” dediler. 3 gün boyunca etraflarındaki vahşi hayvanların tanınmasından İngilizceye, hijyenden hastalıklardan korunmaya birçok etkinlik yaptık. Onlar bana Afrika masalları anlattı, bense onlara Anadolu masalları. Ancak üç günün sonunda kız çocuklarının büyük çoğunluğunun etkinliklere gelmediğini fark ettim. Nedenini sorduğumda ise kız çocuklarının su taşımaktan dolayı derse zamanlarının kalmadığını cevabını verdiler.

Bir röportajınızda Fatima adlı kızı çocuğunun hayatınızı dönüştürdüğünü söylüyorsunuz. Hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?

Bahsettiğim sınıfta Fatima adında 7 yaşında dünyalar tatlısı bir kız çocuğu ile tanıştım. 2 yıl önce köye bir gezici hemşire gelmiş. Onunla tanıştığı günden beri büyüyünce hemşire olma hayalleri kuruyormuş. Kendisine suyu nereden getirdiğini sordum. 2 saat uzaktaki su birikintisinden getirdiğini söyledi. Ertesi gün Fatima’nın her gün yaptığı bu yolculuğuna katıldım. Çıplak ayaklarla yaptığımız iki saatlik yürüyüşün ardından su kaynağına ulaştık. İçindeki kurtçukların ve parazitlerin gözle görülebildiği, çamur renginde bir su. Bölgede yaşayan yabani hayvanlar da buradan su içiyormuş. Öyle bir su ki içinde bulunduğumuz yüzyılda böyle bir suyun hala içilebiliyor olduğunu anlamak ve bunu kabul etmek mümkün değil. Yeryüzünün bir tarafında Mars’a gitmek tartışılırken diğer tarafında böyle bir suyun milyonlarca insan tarafından içiliyor olmasına inanmak güç. Fatima birkaç gün sonra bu sudan dolayı hasta oldu. Onun yüksek ateşten dolayı yüzünden akan boncuk boncuk terlerini gören, onun bu hikayesine tanık olan hiç kimse yaşamına eskisi gibi devam edemezdi. Geçen her gün, her dakika Fatima ve onun gibi milyonlarca çocuğun bu hikayesini duymayan bilmeyen insanlar adına bir utançtı. Çünkü Şehrazad’ın birinci masalının sırları bize insanlığın yaptığı her eylem kadar yapmadığından da sorumlu olduğunu fısıldıyordu.

Bölgede su sorununu çözmek için nasıl harekete geçtiniz?

Tabii tablo böyle olunca köyün su sorununa nasıl çözüm bulabileceğimizi araştırmaya koyuldum. Bölgedeki en büyük şehir olan Arusha’ya gittim, internetten sayfalarca yazı indirdim. Köylülerle saatlerce süren toplantılar yaptım. Herkesin hayallerini dinledim. Çözüm olarak karşıma köye yapılabilecek 100 metrenin üzerinde bir sondaj çıktı. Türkiye’de yaşayan arkadaşlarıma bu hikayeyianlattım. Verdikleri küçük destekler sayesinde başkent Daruselam’dan köye sondaj makinesi getirdik. 4 günün sonunda köylülerle birlikte ortaya koyduğumuz tüm çabalarımız sonuç verdi ve sondaj kuyusundan tertemiz su çıkmaya başladı. Sonrası mı? Yıllarca buluşamayan iki kardeşin buluşması gibi. Martının denizle ilk kez buluşması gibi. Yıllar süren kışın adından baharın gelişi gibi. Bu sadece Fatima’nın ve Mta Kbu Mwta köyünün temiz suya kavuşması demek değildi. Bu aynı zamanda her gün suya yapılan kilometrelerce yolculuğun sona ermesi demekti. Çocukların başlarının üzerindeki kendilerinden ağır su kovalarının yerini kitapların alması demekti. Annelerin çocuklara daha fazla dokunması, çocukların okula daha fazla zaman ayırması demekti. Daha iyi bir gelecek hayali demekti. Mta Kbu Mwta Köyü bir grup vicdanlı arkadaşımın küçük destekleri sayesinde o gün bu gündür tarım yapabiliyor, başlattığımız tohum bankacılığı ve eğitimler sayesinde köy, kendisine yetecek gıdayı üretebiliyor, köyün öğretmeni derslerine devam ediyor, kız çocukları eğitimlerine devam edebiliyor. 

Kurucusu olduğunuz IDEA Universal’dan bahsedelim. IDEA Universal dünyanın dört bir yanında, zorlu coğrafyalarda tek seferlik yardımlar değil, o insanları güçlendirici ve varlıklarını sürdürücü uzun vadeli işbirlikleri kuruyor. Ekip olarak bunu nasıl başarıyorsunuz?

IDEA Universal herkesin sürdürülebilir su, gıda, enerji ve eğitime erişebildiği bir yeryüzünü kurmak için inovatif, bütüncül ve etkili, sürdürülebilir kalkınma programları yürüten bir sivil toplum kuruluşu. Daha iyi, adil ve barışçıl bir yeryüzü hayalini gerçekleştirmenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Kimsenin yardıma ihtiyaç duymadığı bir yeryüzü düşlüyoruz ve bu düş için tutkuyla çalışıyoruz. Çok iyi biliyoruz ki aşırı yoksulluk, susuzluk ve açlık yardım kültürüyle değil ancak bütüncül bir yaklaşımla kalıcı olarak çözülebilir. Bu yüzden yardım etmek yerine yerelin potansiyelini ortaya çıkarıyoruz. Yerel liderlerin dönüştürücü güçlerini keşfetmelerine olanak sağlıyoruz. Bu yüzden projelerimizin her aşamasında yerel katılıma önem veriyoruz. İnsanların hayallerini dinliyoruz ve birlikte bu hayalleri gerçekleştiriyoruz. Şu ana kadar Afrika ve Güneydoğu Asya’da 200.000 kişinin yaşamını dönüştürdük. Bunun arkasında yereldeki dostlarımız, güvene dayalı ve uzun süreli işbirlikleri yatıyor. 

‘Akıllı Köyler’ projeniz, Birleşmiş Milletler’inseçtiği ‘Afrika’da En İnovatif 5 Proje’ arasına girdi. Modeli anlatır mısınız?

“Akıllı Köyler” en yoksul köylerdeki su, gıda, enerji ve gelir sorununu bütüncül ve inovatif şekilde çözen sürdürülebilir bir kalkınma modeli. Dünyada ilk kez bir sivil toplum kuruluşu dört temel sorunu entegre şekilde çözen, güneş enerjisini temele alan bir modeli geliştirdi ve uyguladı. Model, sondajların açılması, güneş enerjisini kullanarak her eve çeşmelerden Dünya Sağlık Örgütü standartlarında su sağlanması, köylere tarım bahçesi ve sulama sistemleri kurulması, biyolojik tohum destekleri, tohum bankacılığı ve sürdürülebilir tarım eğitimleri, her eve günde 15 saat güneş enerjisi sağlanması gibi süreçleri içeriyor. Bunları yaptığımızda köylerin kendi kendine yeter konuma geldiğini görüyoruz.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz