İyimserlik oyunu oynamayı seviyorum

Büyükbeşe İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Yüksek Mühendis Mehmet Metin Büyükbeşe girişimcilik öyküsünü, Gaziantep’in şehir mimarisini, müteahhitlerin yaşadığı sorunları, sektörde yaşanan gelişmeleri, proje ve hedeflerini BOSS Dergisi okurları için anlattı.

İyimserlik oyunu oynamayı seviyorum
Hasan Akpınar
9 Temmuz 2018 / 09:14

Büyükbeşe İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Yüksek Mühendis Mehmet Metin Büyükbeşe girişimcilik öyküsünü, Gaziantep’in şehir mimarisini, müteahhitlerin yaşadığı sorunları, sektörde yaşanan gelişmeleri, proje ve hedeflerini BOSS Dergisi okurları için anlattı. 

Nasıl bir ailede yetiştiniz?

Babamın makine yüksek mühendisi olması sebebiyle çocukluğumda mesleğe karşı özel bir ilgim vardı. Ben de babamdan dolayı makine mühendisi olmak istiyordum. Babam ise inşaat mühendisi olmamı istiyordu. Üç kardeşim tıp doktoru. Zannediyorum doktorluk ve inşaat mühendisliği babamın içinde ukde kalmış ki bizleri bu bölümlere yönlendirdi. Babam liseyi bitirdiğinde tıp fakültesini kazanmış ama doktor olan amcası bu mesleğin pek de revaçta olmadığını söyleyerek vazgeçirmiş. Babam daha sonra tekrar sınava girip İstanbul Teknik Üniversitesi’ni bitirip mühendis olmuş. Dediğim gibi zannediyorum bu sebeple dört kardeşin üçü doktor ben de mühendis olmuşum. Zaten Büyükbeşe ailesinin neredeyse yarısı tıp doktorudur.

Nasıl bir öğrencilik hayatınız oldu?

Orta ve lise döneminde çok başarılı bir öğrenciydim. Hatta o dönem bir haberde “Gaziantep Lisesi’nin Altın Çocukları” diye bir haber yapılmıştı ve o listede ben de vardım.

Girişimcilik öykünüz nasıl başladı?

Stajımı Kalyon İnşaat’ta yaparken şirketin Genel Müdürü’ne biraz sıkılarak da olsa şirkette çalışmak istediğimi anlattım. Kendisi de “okulu bir bitir o zaman görüş” dedi. Bu cümle bana manevi bir destek oldu. Okulu bitirdikten sonra üç arkadaş Konya’da kısa sürelide olsa bir ofis kurduk. Yaklaşık iki ay kadar devam ettikten sonra babamın Gaziantep’e dönmemi istemesi üzerine kendi şehrime döndüm. Kalyon İnşaat’a başvurumu yaptım ama o dönem Kalyon İnşaat’ta baya bir mühendis var. Müdür bey ile görüşmeye gittim ve görüşmemizde ayrılacak ilk mühendisin yerine beni alacaklarını ifade etti. Yaklaşık bir ay kadar bekledim, cevap gelmeyince yine Gaziantep’in tanınmış bir mimarlık bürosunda, hem mimari proje hem statik proje mühendisi olarak iki ay kadar çalıştım. Orada çalışmamın çok büyük faydasını da gördüm.

O dönem şirketimizin sahibi 500 Evler’in projesini yapıyordu ve 500 Evler’in mimari ve statik projesinin tamamı elimden geçmiş oldu. Burada ilk işe başlamamda ilginçtir. İlk işe başladığımda telefonlara bakıyordum. Bir gün mimarlık ofisinin sahibi, “Metin sen galiba sıkıldın, artık seninle proje çizmeye başlayalım istersen. Çekinme birlikte yapacağız” dedi. Tabi efendim dedim ve benden bir projeyle ilgili bizim en basit proje planımız olan kolon aplikasyon planını istedi. Tabii o zaman bilgisayarlar bu kadar aktif değil, projeyi elle çiziyoruz.

Sadece hesaplar bilgisayarda yapılıyor. Onlar da zaten hazır. “Sen aydıngeri yapıştır. Ben gelirim, birlikte çizeriz” dedi. Zaman kaybetmemek için neredeyse nefes almadan kolon aplikasyon planını çizdim. Hala kendime de inanamıyorum. İlk defa olmasına rağmen çok kısa sürede bitirdim. Ofisin sahibi mimar büyüğüm geldi ve aydıngeri yapıştırıp yapıştıramadığımı sordu. Bitirdiğimi söyledim. Çok şaşırdı, inanmadı, kabul etmedi. Aydıngeri söküp çıkarmamı istedi. Ben de çıkarttım. O mimari projenin kolon aplikasyon planımı diye teyit etmeye çalışıyor. Yaklaşık 3-4 dakika sonra gerçekten de o projenin kolon aplikasyon planı olduğunu anladı. Beni tekrar tekrar tebrik etti. Bu olaydan sonra ciddi bir güven hasıl oldu.

O günden sonra 500 Evler’in bütün mimari ve statik projelerinin tamamı elimden geçti. Bu projeden sonra ben yeni bir proje beklerken Kalyon İnşaat’tan telefon geldi. O gece sabaha kadar uyuyamamıştım. Babam da Kalyon İnşaat’ta çalışmamı çok istiyordu. Kalyon İnşaat şimdi olduğu gibi o dönemde de çok başarılı üst düzey bir firmaydı. Sabah oldu. Kahvaltı yaparken babam, “Bak oğlum Kalyon İnşaat gibi bir yerde çalışacaksın, kesinlikle para istemeyeceksin” dedi. Tabii ben itiraz ettim. Nasıl para istemem, diplomam var, evleneceğim, para almadan çalışılır mı dedim. Yok dedi, sen kesinlikle para istemeyeceksin, senin paranı mı yiyecekler dedi ve beni baya bir tersledi. Bende zaten bana ücreti soracaklardır dedim ve görüşmeye gittim. Genel müdür bey ile ilk görüşmemizde Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin rektörlük binası, konservatuar binası, kütüphane binasının projelerini önüme koydu ve sen bu binaların şantiye şefi olacaksın dedi. Tabii afalladım birden. İşe yeni başlayacağım ve hiç inşaat görmemişim. Ama Allah’ın bir lütfu ki ilk mimarlık ofisinde işe başlamış olmam bende bir ön hazırlık da oluşturdu. Direk Kalyoncu’da başlamış olsam çok zorlanacaktım. Biraz daha rahattım ama yine de hiç inşaat görmediğim için biraz tedirgin oldum. İşe başladım, baya da bir ilerledik. Aradan aylar geçti ama bana maaş soran olmadı. İstediğim zaman para alabiliyordum, ama aylığım belli değildi. 9 ay geçmişti ki bir bahane ile patronumuzun odasına gittim. Paraya ihtiyacım olduğunu söyledim. Ne kadar lazım diye sordular. Bende daha öncesinden ortalama bir hesapla 9 ay karşılığı 28 bin lira çıkarmıştım ve bu rakamı söyledim. Çok şaşırdı, hatta afalladı. Hesap makinesini aldı hızlı bir hesap yaptıktan sonra müdür beyi çağırdı. Akşamüzeri müdür bey ile görüştükten sonra muhasebeye gitmemi söyledi. Gittiğimde masanın üzerinde ciddi miktarda bir para vardı. Çok şaşırdım. Ben aylığımı 350’den hesaplamıştım, kendisi 550’den hesaplamış. O zaman direk aklıma babam geldi. Babamın bir bildiği varmış. Hatta ben 350 rakamını da biraz abartarak yazmıştım…

Üniversiteyi bitirmişiz ve diploma töreni olacak. Tabii ben çok hevesliyim. Samimi olduğum iki arkadaşımla birlikte diplomamızı almaya gittik. Güzel bir tören oldu, diplomamızı hocalarımızın elinden aldık ve tören bitti. Törenin yapıldığı binadan dışarıya çıktık ki yağmur yağıyor. Aman dedim, diplomam ıslanıp zarar görmesin diye hemen ceketimin arasına soktum. Otobüse binip şehir merkezine gideceğiz, yolun karşısına geçtik. Otobüs beklerken arkadaşlarımdan birisi, ben ıslanmasın diye gözbebeği gibi diplomamı muhafaza etmeye çalışırken o tuttu kendi diplomasını dörde katladı. Hayretler içinde kalmıştım ve çok da canım sıkılmıştı. Aynen şu ifadeleri kullandı: “Arkadaşlar şu an itibarı ile bunun işi bitti. Şimdi biz önümüze bakacağız, ne yapacağımıza karar vereceğiz”. Aslında hayatın gerçeği buydu ve bu gerçekliği ilk o an yaşadım diyebilirim.

Kalyoncu İnşaat’ta çalışırken Hasan Kalyoncu Bey’i uzaktan çok dikkatli takip ederdim. Biz daha çok Hasan Bey’in kardeşi Orhan bey ile iletişim halindeydik. Hasan Bey’den çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. İyi ki öyle bir firmada çalıştım. Halen de oradaki eski mühendis ağabeylerimle irtibatımı kesmiş değilim. Halen onların fikrini almadan karar vermem diyebilirim. Onlarla sürekli istişare ederim.  

Kendi ofisinizi ne zaman kurdunuz? 

Kalyoncu İnşaat’ta 12 yıl çalıştıktan sonra statik proje ofisi kurduk. Hatta bu dönemde statik projelerle vergi rekortmenleri arasına girdik. 1997 yılında Kalyoncu İnşaat’tan ayrılmadan 3 yıl önce kurduğumuz bu ofiste belli bir süre projecilik üzerine çalıştık. Daha sonra hem projecilik hem yap-sat yapmaya başladık. Bunun yanında Organize Sanayi Bölgesi’nde prefabrik fabrika projelerimiz oldu. Daha sonra fabrika projelerini bıraktık ve statik proje ile yap-sat’a devam ettik. İlk zamanlarda yılda iki tane inşaatımız olurdu, son 5-6 yıldan beri çok yoğun bir şekilde özellikle İbrahimli bölgesi ve Metro AVM civarı başta olmak üzere Gaziantep’in çeşitli bölgelerinde inşaatlarımız devam ediyor.

İbrahimli bölgesine odaklanmanızdaki temel etkenler nelerdir?

Önceleri Karataş, Gazikent, Pancarlı ve İbrahimli bölgesinde Yap-Sat projelerimiz oldu. Belirttiğiniz gibi daha sonra bir karar aldık ve İbrahimli bölgesine odaklandık. Bu çerçevede bizim hedefimiz İbrahimli bölgesi olmuştur. Hem arsalarımızın olduğu yerler en güzel noktada olsun, hem de yaptığımız binalar çok kaliteli olsun istedik ve başarılı da olduk. Her projede de en iyi markaların ürünlerini kullanıyoruz. Bulunduğu bölgenin özelliklerine uygun nitelikli binalar inşa ediyoruz. Şu anda Towers ve Kule nitelikli projelere yöneldik. Projelerimize çok değerli olmalarından ve kulağa hoş geldiği için mücevherat isimleri veriyoruz. Beyaz İnci Life, Zümrüt Life, Pırlanta Towers, Yasemen Tower, Beyaz İnci Simetri Kuleler projelerimizden bazıları.  

Doktor hasta iyileştirir Mühendis şehri güzelleştirir 

Üniversitedeyken de idealimiz şuydu: Doktor olur hastaları iyileştiririm, mühendis olur şehri güzelleştiririm. Biz de son 5 yılda çok daha modern binalar inşa etmeye karar verdik. Şehre değer katacak güzel cepheler, konforlu binalar oluşturmaya çalıştık. Mühendislerimiz ve mimarlarımız çok özel tasarımlar yapıyor ve en güzel binaları inşa etmeye çalışıyoruz. Son zamanlarda hayata geçirdiğimiz projelerin hem şehre değer kattığını hem de şehrin siluetini değiştirmeye yönelik pozitif katkılarının olduğunu düşünüyorum.  

Karataş’ın zeminine dikkat! 

Karataş’ta arazi homojen değil heterojen. Bazı yerlerde taşlar birbirinden bağımsız olarak üst üste duruyor. Dolayısıyla biz onun üstüne temel yapıyoruz. Allah korusun yaşanacak bir depremde tabiri caizse bilyelerin üzerine bina yapmışsınız gibi depremin şiddeti iki üç kata kadar çıkabiliyor. Aslında bu manada daha öncelerden Karataş’a imar verilmesini de sanırım biraz sorgulamak gerekiyor.

Bugün için konut projelerine ilgi nasıl?

Aslında konut ihtiyacı halen devam ediyor ama yatırımcı şu sıralar alışverişini beklemeye aldı. Tabii biraz sıkıntılı bir süreç var aslında, fakat ben bunun uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Birkaç aya kadar satışların eski haline döneceğine inanıyorum. Hatta ve hatta çok daha güzel olacağına inanıyorum. Sektörün çok daha verimli olacağına inancım tam ama sektör olarak bu dönemi sabırla geçirmemiz gerekiyor. Yoksa konut ihtiyacı devam ediyor.

2017 sektör ve sizin açınızdan nasıl geçti, 2018 beklentileriniz nelerdir?

2017 Büyükbeşe İnşaat açısından çok güzel geçti. Bu yılın ilk 3-4 ayından çok beklentili değilim. Dördüncü aydan sonra 2017’den daha güzel olacağına ve sektörün önünün açılacağına inanıyorum. Bizimde zaten bu mahalde çok güzel projelerimiz var. Çok güzel hedeflerimiz var. İnşallah o hedefleri tutturacağımıza inanıyorum.

Böyle düşünmenizin temelinde ne var? 

Afrin operasyonun piyasalara olumsuz yansıdığı ile ilgili genel bir algı söz konusu. Açıkçası bunun çok kısa süreceğini ve tam tersine bu operasyonun ülke olarak kendimize olan güvenimizi artırdığına inanıyorum. Bu sayede global ölçekte tüm dünya gücümüzü de görmüş oldu. Afrin operasyonu tümüyle bittikten sonra bu süreçte işlerin çok daha açılacağına, hatta yatırımcıların Türkiye’ye ciddi yatırımlar için geleceğini düşünüyorum. Bu operasyonlarla birlikte hem Türkiye’nin özgüveninin artacağını, hem de dünyanın Türkiye’ye olan güvenin artacağını düşünüyorum. Bu da beraberinde pozitif bir etkiye neden olacak ve piyasalarda ciddi bir canlanma yaşanacağı kanaatindeyim.

Konut fiyatlarındaki seyri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Fiyatlar birden bire arttığı bir dönem yaşamıştık. Hatta o dönemde sattığım bir dairenin fiyatı bir ay sonra tam iki katına çıkmıştı. Tabii bunda Suriyelilerin de önemli etkisi olmuştu. Fakat şu an konut fiyatları yüksek değil. Çünkü inşaat girdilerine çok ciddi zamlar geldi. Bundan bir buçuk yıl önce demirin fiyatı 1600 TL idi, şimdi 2800’ler seviyesinde. Demir ön planda gidiyor ama bu sadece demirle sınırlı değil. Betondan, kapı pencereye kadar tüm kalemlere zam geldi. Bu zamları üst üste koyduğumuzda aslında konut fiyatlarının artış hızı çok ağır ve yavaş. Müteahhitler karlarından fedakarlık yaparak konut satışı yapıyorlar.

Sektör açısından durum nasıl?

Kar marjları çok düştü. Girdi maliyetlerindeki artışı satış fiyatlarına yansıtsalar çok farklı dönüşler olacağından maliyetleri fiyatlara yansıtmadılar. Maliyetler arttı, dolayısıyla müteahhidin kar oranları ciddi miktarda düştü.

Stokta çok konut olduğu söyleniyor…

Aslında çok konut olmasından dolayı değil, global piyasalardaki durağanlığın insanlar üzerindeki etkisinden dolayı bir bekleme hali söz konusu. Şu an için çok sayıda alıcı beklemeye geçmiş durumda. Ama yine dediğim gibi birkaç ay sonrasında ciddi bir talep patlaması olacağı kanaatindeyim.

Gaziantep’in büyüme yönünü nasıl karşılıyorsunuz? Malum kuzey yönünde bir büyüme söz konusu… 

Şehirler genelde batıya doğru büyür. Tabii bir yöne değil şehirler tüm yönlere doğru orantılı şekilde büyümeli. İbrahimli bölgesi şu anda çok revaşta bir bölge, şu anda erken belki ama ileride çok kıymetli olacak. Ama halihazırda altyapı süreci tamamlanmadığı için o kadar kıymete haiz değil. Ben aslında İbrahimli-2 bölgesine bu kadar yoğun şekilde proje başlamasını da doğru bulmuyorum. Çünkü yarın öbür gün esas konut stoğu orada oluşacak. Çünkü İbrahimli-2’ye geçmek için erken olduğu kanaatindeyim. Bana göre 5 senesi daha var. Zaten şu anda bina bitse bile altyapı hazır değil. 

Bütün müteahhitler elektrik konusunda şikayetçiler. Trafoyu kendi paramızla almamıza rağmen prosedürler sebebiyle uzun süre elektrik alamadık. Benim almamam gereken trafoyu hızlı olsun diye kendim almama rağmen şantiye elektriği almakta bile zorlanıyorum. Bu bürokrasi ivedilikle ortadan kaldırılmalı.

Başka illerde proje yapmayı düşünüyor musunuz?

İstanbul aklımızdan geçiyor. İlerleyen süreçte İstanbul’a yönelik hedeflerimiz var. Bize bazı arkadaşlarımız “Siz İstanbul’da bir proje yapsanız bir daha burada yapmazsınız” diyorlar. Oradaki rakamlar, kar marjları çok daha farklı.

Maratonda gibiyiz depara kalktık 

Büyükbeşe İnşaat olarak sektörde bulunduğunuz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektörün zirvesi bizim için tabii ki bir hedeftir. Yaptığımız projeler emin olun parmakla gösteriliyor. Sadece yaptığımız binalar değil projelerin yer aldığı arsalarımızda yer olarak parmakla gösteriliyor. Biz yer konusuna, arsa konusuna çok büyük önem veriyoruz. Kıymetli arsalara proje yapıyoruz. Bizim arsalarımızın birim fiyatları çok daha yüksek. Şirket olarak da son iki buçuk yılda çok ciddi bir atak yaptık. Adeta maraton koşularındaki gibi depara kalktık. Örneğin şu anda İbrahimli bölgesinde en güzel noktalarda bizim projelerimiz yükseliyor. Tabii bunda azim, kararlılık ve şehri güzelleştirme hedefimiz en büyük etkenler oldu. Allah’ın da yardımıyla bugünlere ulaştık çok şükür. Müşterilerimizi şaşırtmak hoşumuza gidiyor ve şaşırtacak projeler inşa etmeye devam ediyoruz. 

Fiyatlarımızı çok düşük de tutmuyoruz, çok yüksek de tutmuyoruz. Ben nihayetinde yüksek mühendisim. Biz şehri güzelleştirmek için yola çıktık. İnsanlara abartı gibi gelebilir belki ama gerçek bu. Mimar olan çocuklarıma da manevi bir miras bırakmak en büyük hedefim. Kesinlikle tüccar değilim ki, yüksek mühendisim ve bu işi yapacak biri varsa, en başta bu iş benim alanım. 

Projelerinizde daha çok nelere dikkat ediyorsunuz? 

Genelde inşaatlarımız 4+1 şeklinde ama biz 4 buçuk+1 diyoruz. Çünkü normal 4+1’lere göre dairelerimiz çok daha geniş. Tabii 5+1 ve 6+1 projelerimizde var. Projelerimiz çok özel ve normalde oturma odası ve mutfak öndeyken eski projelerde; biz şimdilerde oturma odası, mutfak ve salonu öne alıyoruz. Gece holünü arka tarafa alıyoruz, bütün yatak odalarında lavabo, tuvalet ve banyo yer alıyor. Ebeveyn yatak odasında da çok daha büyük bir banyo ve giyinme odası yapıyoruz. Son yaptığımız binalarda genelde genel banyo yok. Çünkü bütün odalarda banyo ve tuvalet olduğu için genel banyoyu kullanmıyoruz. Projelerimizde yerden ısıtma, VRF klima sistemi, parmak okutmalı kapı gibi akıllı ev sistemlerine yönelik tüm uygulamalar yer alıyor. Ayrıca mutfak vestiyeri, duvar kağıdı ve gizli ışıklandırmaya kadar tüm beklenti ve detayları düşünerek projelerimizde yer veriyoruz. Dış cepheye de çok önem veriyoruz ve en güzel görünüm için çalışıyoruz. Hangi bölgede bina yaparsak da o bölgede hemen kendini belli ediyor. 

Bizim hocalarımız, ”Doktor hata yaparsa bir kişi ölür. Mühendis hata yaparsa çok kişi ölür” derdi. Maalesef başka sektörlerden geçici bir hevesle, kar elde etmek için bu işe girenlerde oluyor. Müteahhitlik çok zor ve çok titizlik isteyen özel bir meslektir. Bu nedenle sadece kar elde etmek için yapılacak bir meslek değildir.

Gaziantep kent mimarisinin gelişimini nasıl buluyorsunuz?

Müteahhitler dış cephe noktasında adeta yarış halindeler. Hatta kat planlarında da yarış halindeler. Bu nedenle her geçen yıl daha hoşa giden mimariler çıkıyor. Her firma en güzelini yapmaya çalışıyor. Ancak yollarımız çok dar ve maalesef düz değil. Giderken önünüze bir anda bir bina çıkabiliyor. Örneğin yakın tarihte Konya’ya gitmiştim, orada da hafif raylı sistem var ama yolun genişliğinde kaybolmuş ve hatta şehre bir görsellik kazandırmış. İllaki lazımdı, illaki ihtiyacı karşılıyor ama maalesef bizdeki durum aynı değil. Çünkü yollarımız belirttiğim gibi çok dar.

“Ben nihayetinde yüksek mühendisim. Biz şehri güzelleştirmek için yola çıktık. İnsanlara abartı gibi gelebilir belki ama gerçekten böyle. Mimar olan çocuklarıma da manevi bir miras bırakmak en büyük hedefim. Kesinlikle tüccar değilim ki, yüksek mühendisim ve bu işi yapacak biri varsa, en başta bu iş benim alanım.”

Gaziantep’in bundan sonrası için şehir mimarisinde daha ileriye gidebilmesi için sizce neler yapılabilir?

Aslında benim çok istediğim; şehir planları yapılırken şehir plancısının yanında bir harita mühendisi ve bir mimarın olması gerektiğidir. Çünkü bizim parsellerimiz, adalarımız genelde mimarın çalışmasına uygun olacak şekilde yapılmıyor. Örneğin Gaziantep’te de çok çeşitli kültürlere sahip insanlar var. Her bölgenin kültürü farklı. Mesela İbrahimli bölgesinde siz 4+1 daire yapacaksanız, 260 dairenin altında yapmamanız gerekiyor. Parsellerinde buna uygun planlanması gerekiyor. Bunun için de şehir plancısına destek verecek bir mimarın, bir de harita mühendisinin olması gerekiyor. Bununda kesinlikle yapılması gerektiği kanaatindeyim. Bu sayede şehirde çalışan mimarlarımıza daha serbest, daha iyi imkanlar sağlanacak ve daha güzel projeler ortaya çıkacaktır.  

Yüksek mühendis olarak bina dayanıklılığı konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Yaşanan depremlerin ardından bilindiği üzere yapı denetim firmaları kuruldu. Daha öncesinde teknik uygulama sorumlusu vardı. Teknik uygulama sorumlusu genelde inşaat mühendisi ya da mimar olurdu. Fakat teknik uygulama sorumlusu görevini istenilen seviyede yapamadı. Depremlerde yaşanan yıkımlarda zaten proje hatasından değil, teknik uygulama sorumluluğundan, uygulamadan kaynaklı problemlerden dolayı oldu. Binalar kalitesiz malzeme kullanımından, demirin doğru atılmamasından, betonun doğru kullanılmamasından bu hale geldi.

Hocamız Prof. Dr. Uğur Ersoy, bir toplantıda, “Yıkılan bütün binaların projelerini inceledik, bu projelere göre bu binaların yıkılmaması gerektiği kanaatine vardık. Fakat uygulamaların projeye uygun olmadığını gördük” demişti.

Durum böyle olunca madem teknik uygulama sorumlusunun görevini yapamadığı/yapamadığı görülünce bu işe el atma ihtiyacı duyuldu. Bunun üzerine yapı denetim firmaları kuruldu. Yapı denetim firmaları kurulurken binaların yıkılma nedeni inşaat mühendisini ilgilendiren nedenlerden olmasına rağmen, yapı denetim firmalarının bünyesinde çok sayıda mimar, çok sayıda elektrik mühendisi gibi çok fazla mühendis çalışır oldu. Halbuki binalar deprem sonucu yıkılmıştı ve bu konu da sadece inşaat mühendisini ilgilendirirdi. Binalarımızın yıkılma nedeni ne elektrik trafosunun patlamasından, ne de tesisat kalorifer kazanının patlamasından dolayı değildi. Buna rağmen yapı denetim firmaları bünyesinde makina mühendislerini, elektrik mühendislerini bulundurdu. Halbuki sadece birkaç tane inşaat mühendisi bulundursa hem onlara daha iyi şartlar sunacak hem de mühendis daha iyi şartlarda çalışarak işini daha iyi yapabilecek. Bu çok önemli ve işin temelinde bu var. Anı zamanda bu nedenlerden dolayı yapı denetim firmalarına da çok fazla yük yüklendiği kanaatindeyim.    

Ülkemizin ekonomik anlamda nasıl bir süreçten geçtiğini düşünüyorsunuz?

Ülkemiz Afrin’e haklı bir operasyon gerçekleştirirken diğer taraftan hemen Yunanistan harekete geçiyor. Çocukluğumuzdan beri hep Türkiye’nin jeopolitik konumu anlatılır. Demek ki çok doğru. Allah korusun küçücük bir acziyetimiz olsa bütün düşmanlarımız ikinci yüzlerini gösterecekler. Bu manada stratejik bir noktadayız ve altını çizerek söylüyorum ki, Afrin operasyonu ülkemizin özgüvenini artırırken, bütün dünyanın da Türkiye’ye olan güvenini artıracağını düşünüyorum. Bu çok önemli ve bunun bizim ekonomimize de çok olumlu yansıyacağına inanıyorum.  

Tam bir aile şirketisiniz, bu bağlamda eşiniz ve çocuklarınızın şirketteki görev dağılımı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Eşim Rabia Nur Hanım’ın yanımda olması bana manen büyük katkı veriyor. Bunun dışında bütün muhasebe işlerimizin kontrolü ve işletmede çalışanlarımızın yönetim ve yönlendirmelerini kendisi yapıyor.

Kızım teknik anlamda çalışan arkadaşların verimliliğini kontrol ediyor.

Oğlum da üniversiteyi bitirip geldiğinde inşallah şantiyelerin verimliliği ve yönetiminde görev alacak.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Hocası Adil Teymur, eşim Rabia Nur Hanım’ın babasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız, daha önce bir konuşmasında Gaziantepli bir öğretmenin olduğunu söylemiş. Şahinbey Belediyemiz de sağolsunlar Kayınbabam adına bir okul yapılması talimatını vermişler. Akkent’teki Adil Teymur İmam Hatip Ortaokulu tamamlandı ve şu anda eğitim veriyor. Çok da başarılı, cıvıl cıvıl bir okul. Biz de elimizden geldiği kadarıyla ilgilenir, ziyaret eder ve sahip çıkarız. 

Bir kriter olmaksızın herkesin müteahhit olmasının sektöre olumsuz yansımalarının olduğu sürekli konuşuluyor. Sizin bu konuyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Bir dönem insanlar çok kazanç var düşüncesiyle kendi mesleklerini bıraktılar ve müteahhitlik yapmaya başladılar. Beyaz eşyacısından tıp doktorlarına kadar müteahhitlik yapmaya başlayanlar oldu. Bu tabi dönem dönem oldu. Önce sektöre girdiler baktılar ki eski rantlar olmuyor çıkanlar oldu. Bizim hocalarımız, ”Doktor hata yaparsa bir kişi ölür. Mühendis hata yaparsa çok kişi ölür” derdi. Maalesef başka sektörlerden geçici bir hevesle, kar elde etmek için bu işe girenler oluyor. Müteahhitlik çok zor ve çok titizlik isteyen özel bir meslektir. Bu nedenle sadece kar elde etmek için yapılacak bir meslek değildir. Maalesef Gaziantep de bunun ceremelerini gördü. Aslında bu konu ile ilgili kanun çıkması bekleniyordu ama bir türlü çıkmadı.

İş hayatınızda çalışmalarını beğendiğiniz, takdir ettiğiniz isimler oldu mu? 

Rahmetli Hasan Kalyoncu’nun iş anlayışını çok takdir etmiş ve örnek almışımdır. Babam da hep, “Kalyon İnşaat neden başarılı biliyor musun? Zararda etse aldığı işi bitirir” derdi.

Ayrıca Rahmetli Sakıp Sabancı’yı hep takdir etmişimdir. Rahmetli Sabancı hep doğru insanlarla çalışmış ve başarılı olmuştur. İş yaşamında doğru insanla çalışmak çok önemlidir.

İyimserlik oyunu oynamayı seviyorum

Genel yapı itibari ile nasıl bir insansınız? (Neşeli, Sinirli, Rahat vs…)

Başarının sırrının, en olumsuz anlarda bile olumlu bir tarafın olduğunu görüp yoluna devam etmekten geçtiğini düşünüyorum. Örneğin Poliyannacılık oynamayı çok severim. İyimserlik oyununu seviyorum. Bunu iş yaptığım insanlarda hissederler. O yüzden kendi çevrem ve yeni tanıştığım insanlar benimle sohbet etmeyi severler. Buraya gelen insanlar sıkıntılı olsalar bile adeta terapi görmüş gibi ayrılırlar. Tabii bunlar benim ifadelerim değil, buraya gelen dostlarımın, arkadaşlarımın ifadeleri. İyi olmanın, güzel düşünmenin her zaman kazandırdığını düşünüyorum. İş hayatında da iyi olursanız muhakkak kazanırsınız.

Ailecek aynı ofiste çalışmak zor olmuyor mu? Sürekli bir aradasınız…

Biz onu şöyle yeniyoruz. İş bölümü yaptık. Hepimiz kendi işimize odaklanmışız, bağımsız çalışıyoruz. Çok önemli konular olursa bir araya geliyoruz. Bunun dışında ayrı yerlerde gibiyiz, kendi işimizi yapıyoruz.

İlgilendiğiniz bir spor dalı veya hobileriniz var mı?

Yüzmeyi çok seviyorum. Yüzmenin en iyi spor dalı olduğuna inanıyorum.

Nasıl bir tatil anlayışına sahipsiniz. Tatillerde nerelere gidersiniz? 

Dünyayı gezmek istiyorum. Yakın tarihte Bosna Hersek bölgesine gittik. Önümüzdeki günlerde de İsviçre, İtalya, Fransa turu yapmayı planlıyoruz. Yine bir Japonya planımız var. Önceden gezilere giderken amacım şehirleri görmekti ama artık kültürleri tanımak için gidiyorum. O yörenin insanlarını tanımak, yaşam algılarını, bakış açılarını tanımak çok hoşuma gidiyor. Hindistan’a gittiğimde çok etkilenmiştim. Kast sisteminin olduğu bu ülke, çok ilgimi çekmişti ve dünya kültürlerini tanımam gerektiği fikrini uyandırmıştı.

İş yaşamında en çok neye kızarsınız?

Rantabl çalışmalar çok hoşuma gider. Yani çalışan arkadaşlarımın kendi kendilerine yeni iş geliştirmelerini, yeni alanlar bulmalarını çok seviyorum. Fakat o gün bitmesi gereken bir iş yapılmamışsa, ertesi gün tekrar hatırlatmak zorunda kalınmasına çok kızarım. O gün bitmeyen iş ertesi gün bitecektir. Bunu hatırlatmanın anlamı da yoktur.

Çocukken bir meslek hayaliniz var mıydı?

Yine makine mühendisliği.

Genç Girişimcilere, yatırımcılara hangi tavsiyelerde bulunursunuz? 

İlk etapta kesinlikle ne kadar kazanacaklarını düşünmesinler. Çünkü okul bittikten sonra çalıştığınız yerde ayrı bir mekteptir. Bu mektebi iyi değerlendirmek lazım. Paranın ikinci, üçüncü sırada olması gerekiyor bence. İşe hakim olduktan sonra zaten kazanırsınız.

Son olarak iyi bir müteahhidin tanımını yapabilir misiniz?

Müteahhit taahhüt eden demektir. Müteahhit işi zamanında bitirmeyi, işi teknik şartnamesine uygun yapmayı taahhüt eder. İyi bir müteahhit teknik şartnamesine uyan, hatta fazlasını bile yapan müteahhittir.

TEK KELİMEYLE 

Risk: Akıllı risk

Yatırım: İnşaat

Gaziantep: Memleket

Türkiye: Vatan

Strateji: Güven

Para: Kanaat

Hedef: İstanbul

Global: Dünya cebimizde

Marka: Büyükbeşe

Sektör: İnşaat

Sermaye: İstişare

Mutluluk: Aile

BEĞENİLERİM 

Hangi Tv programlarını izlerim: Haber, film

Otomobil tercihim: Mercedes

Mekan tercihim: Kebap Han, Halil Usta

Kitap tercihim: İlmi kitaplar

Tuttuğum takım: Galatasaray

En sevdiğim yemek: Patlıcan kebabı

Burcum: Terazi

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz