İhale kanunu 12 yılda 162 kez değişti

Necmettin Külahcı müteahhitlik mesleğinin zorluklarını Gaziantep İnşaat Müteahhitlere Dergisine anlattı.

İhale kanunu 12 yılda 162 kez değişti
Hüseyin Küpeli
12 Temmuz 2018 / 09:08

Mesleğinde 51 yılı geride bırakan İnşaat Mühendisi ve Müteahhit Necmettin Külahcı, Gaziantep’te Organize Sanayi Bölgesi’nin ilk kuruluş sürecinde temellerin atılmasına da katkı sağlamış bir isim… Çevresinde antika eşyalara olan ilgisiyle bilinen Külahcı, meslek hayatının zorluklarını ve geçmişten günümüze yaşanan değişimi kendi bakış açısıyla anlattı. Külahcı meslekte yaşadıkları zorlukları “Sadece 2002 ile 2014 yılları arasında tam 162 kez Kamu İhale Kanunu değişikliğe uğradı. Böyle bir ortamda müteahhitlik yapmak kolay değil. Mesleği bıraktıktan sonra da, değişiklikleri takip edemedim” diye anlattı.

Mesleğinde yarım asrı geride bırakan tecrübeli bir isim olarak, kendinizi bize nasıl tanıtırsınız?

Meslekte 51. yılımı geride bıraktım. 1942 yılı Kasım ayında Gaziantep’te doğdum ama o yıllarda çok rastlanan bir durum, nüfusa 1945 doğumlu olarak kayıt ettirilmişim. Gaye askerliğe biraz daha geç gitmem içinmiş!.. Bu sebeple de hayata 3 yıl geç başlamışım... 1951 yılında başladığım ilkokulu 4 yıl Bostancı İlkokulu’nda, 1 yıl da Şehit Şahin Bey ilkokulunda okudum. O dönem Milli Koruma Kanunu diye bir kanun vardı. Tüm esnaf işletme defteri tutmaya mecbur edilmişti. Bizimkilerde “defterimizi tutsun” düşüncesiyle beni Ticaret Lisesi’ne kaydettirdiler. Lisede kura ile tespit edilen yabancı dil seçimin de Fransızca kurası çekince işler değişti tabi!.. Fransızca okumak istemediğim için Ticaret Lisesi’nden kaydımı aldım, Gaziantep Lisesi’ne hatır gönülle İngilizce sınıfına kaydımı yaptırdım. 1962’de liseden mezun oldum.

DOKTOR OLAMADIĞIM İÇİN ÜZÜLDÜM!..

İnşaat Mühendisi olmaya nasıl karar verdiniz?

Üniversite sınavında İTÜ İnşaat Fakültesi’ni kazandım. O günlerde her üniversite kendi imtihanını kendisi yapıyordu. Sadece Ankara merkezi sistemdi. İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon dolaşarak imtihanlara giriliyordunuz. İTÜ imtihan sonuçları açıklandığında inşaat mühendisliğini kazandığımı öğrenince diğerlerini unuttum. Oysaki Ankara doktorluğu kazandığımı sonra öğrendim. Şöyle ki sabah yedek liste asılıyor haberi olup da kayıt yaptırdıysan tamam haberin olmayıp kaydı kaçırdıysan hakkın yanıyordu. İşte benimde öyle oldu doktorluğu kaçırdığıma üzülmüştüm. 1966 yılında üniversiteyi bitirdim. Askerliğimi yaptım ve 1968’de şehrime döndüm. 1969 yılında evlendim. Biri Mimar, biri Peyzaj Mimarı, üçüncüsü Meslektaşım İnşaat Mühendisi olmak üzere 3 erkek evladım var. Hemen belirteyim, dünyalar tatlısı iki de kız kız torun sahibiyim.

Mesleğe başlamanız nasıl oldu?

Askerlik dönüşü “Ofis mi açayım, bir yerde mi çalışayım” arayışında iken Gaziantep’te Yapı İşleri 9. Bölge Müdürlüğü kurulduğu nu duydum. Oraya müracaat ettiğimde Bölge Müdür Muavini Asım Ahi “Ehlen ve sehlen hoş geldin ağam aha masan, aha sandalyen geç otur. Ankara’ya yazar tayin emrini getirtirim “dedi. O gün hiç unutmam 51 lira günlük ücretle işe başladım. O zamanlar teknik personel 10195 sayılı bir kararnameye göre istihdam edilirdi ki bu kararname diğer devlet memurlarına göre gerek ücret gerekse diğer özlük haklarında büyük bir ayrıcalık tanırdı. 1972 yılına kadar Yapı İşleri 9. Bölge Müdürlüğü’nde çalıştım. Burası benim için adeta bir ikinci bir fakülte gibiydi. Taahhüt işlerini, metraj çıkarmayı, imalat analizleri yapmayı, Kesin hesap yapmayı burada öğrendim.

GAZİANTEP OSB’NİN KURULUŞ SÜRECİNDE GÖREV ALDI

Memuriyet yaparken, özel sektöre adım atmaya nasıl karar verdiniz?

Kesin hesap şefi olarak çalışmaktayken, 1971 yılında mühendisler de 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamına alınınca işin tadı kaçtı. Tam ayrılmayı düşünürken yeni kurulmakta olan 1. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünden bir teklif aldım. Çok iyi de bir maaş önermişlerdi. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünde işe başladığımda 1.OSB’ye bir tek çivi bile çakılmamıştı henüz. Tüm ihaleleri yaptık. Çok emek verdik. 1974 yılına kadar çalıştığım 1. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünden kendi isteğimle ayrıldım. Serbest çalışmaya başladım. 1974 krizinde büyük bir darbe yedik. Taahhütlerim vardı ve onları yerine getirmem gerekiyordu. Bu taahhütlerimi yerine getirdim ama hakikaten çok zorlandım. Proje yaptığım bölgeler arasında Mağanoğlu, Şehreküstü, Kolejtepe gibi semtler vardı. Kunduracılar Çarşısı, Yeni Hal projelerine imza attım. 1987 yılına kadar proje bürosu ve yap satçı olarak çalıştım. 1987 yılında meslektaşlarım Muharrem Balat ve Uğur Tezel ile Baltaş İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd.Ştini,1993 yılında da Balbet Hazır Beton Tesisini Kahramanmaraş’ta kurduk. 2014 yılına kadar 27 yıl boyunca Baltaş bünyesinde birçok taahhüt işlerine imza attık.

Yarım asrı geride bırakan bir isim olarak, edindiğiniz en önemli tecrübeler neler oldu?

Elbette çok şey öğretti. En önemlisi planlı çalışmayı öğretti. Prensip olarak bir işe başlamadan önce planlama yapar, ona göre hareket ederim. Her sabah kalktığımda dahi, gün içerisinde ne yapacağımı planlar, evden öyle çıkarım. En büyük kazancım bu oldu.

Sizin döneminizin müteahhitleri kimlerdi?

Tekin Dai, Şahap Güneyligil, Mehmet Camcıoğlu, Beşir Bayram vardı. Ben OSB’de Kontrol Müdürü iken bu isimlerde mühendislerimizdi. Birlikte çalışma şansım oldu.

Rekabet var mıydı o dönem kendi aranızda?

Elbette rekabet her dönem olmuştu ama aramızda ağabey-kardeş ilişkileri vardı. Büyüklerimize saygıyla yaklaşırdık. Onlarda bize meslekte tüm bildiklerini anlatmaktan, öğretmekten çekinmezdi. Ağabeylerimizden böyle gördüğümüz için, bizde aynısını bizden sonra gelen meslektaşlarımıza yaptık. Hiç unutmam bir gün bir mühendis kardeşimiz geldi “Ağabey ben okulu bitirdim ama proje nasıl yapılır pratikte çok bilmiyorum” dedi. “Memnuniyetle” diyerek, temelden çatıya kadar her şeyi öğretmeye özen gösterdim. O kardeşimiz halen nerede görse, bize aynı saygısını devam ettirir. Üzülerek belirteyim ki, şimdi bunlar yok. Rekabetin yerini kıskançlık almış durumda.

“ÇOK ZORLUKLAR YAŞADIK”

Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız zorluklar nelerdi, bu zorlukları aşmak adına neler yapardınız?

O dönem gerek malzeme, gerek kalifiye eleman temininde güçlükler vardı. Yetişmiş eleman yoktu. 1974’lerde akaryakıt sıkıntısı yaşadık. Araçları akşamdan sıraya koyardık, 3-4 aracı bir nöbetçi bekler, sıramız geldiğinde bizi arar, gider yakıtımızı alırdık. Yakıt aldığımızda çok mutlu olurduk. İskenderun Demir Çelik’ten demir almaya çalışırdık ve haberleşme imkanı çok zordu. Bazen olurdu ki, telefon bekleme yerine arabamıza biner oraya giderdik. Şimdi böyle değil, malzeme sıkıntısı kalmadı. Usta sıkıntısı kalmadı, sertifikalı hale geldi. Ama gelinen noktada hala müteahhitlerimiz sertifikalı değiller. Bizim mesleğin en büyük eksikliği, müteahhit olmanın çok kolay olduğudur. Müteahhitlik yapmak için herhangi bir belge ve kriter aranmıyor. Yasalarla çizilmiş bir tanım yok, bu çok acı bir şey. Bu konu yıllardan beri gündemde ama hala müteahhitliğin tanımını bulamazsınız.

İHALE KANUNU 12 YILDA 162 KEZ DEĞİŞTİ!

Taahhüt işleri yapan bir müteahhit olarak, taahhüt işi yapmanın zorluklarını ve geçmişten günümüze gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde taahhüt işlerinin yasal durumunu biraz açayım dilerseniz. İlk ihale yasası 1925 yılında 661 sayılı Müzayede, Münakasa ve İhalat( Artırma, Eksiltme, İhale) kanunu diye çıkartılmış. 9 sene yürürlükte kalmıştır. 1934 yılında 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunu olarak değiştirilmiştir. 50 sene uygulamada kalan bu yasa da, hizmet alanlarının çoğalması, uluslararası ilişkilerin gelişmesi, ülkedeki sosyal ve ekonomik gelişmeler nedeniyle gereksinmeleri karşılayamaz hale geldiğinden 8.09.1983 tarihinde 2886 Devlet İhale Kanunu, 4.01.2002 tarihinde de 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile değiştirilmiştir. Son çıkan 4734 sayılı Kamu ihale Kanunu 2014 yılına kadar 12 yılda tam 162 kez değişikliğe uğramıştır. 2014 yılında müteahhitliği bıraktıktan sonra ki değişiklikleri artık takıp etmiyorum.

Meslek hayatınızda çok önemli olaylar yaşadınız ama sizi en çok etkileyen olaylar neler oldu?

Meslek hayatımda beni en çok üzen tarım arazileri ile yeşil alanların rant uğruna yerleşime açılması oldu maalesef. İnşaat her çeşit arazide dağda taşta, bataklıkta dahi yapılabilir. Ancak yok edilen tarım arazilerinin yerine yenisi konulamaz. Organize Sanayi Sam ve Sam Mezrası ile Beylerbeyi köylerini yok etmiştir. Beylerbeyi diğer taraftan apartman inşaatlarıyla adeta talana uğramaktadır.

50 yılı aşkın bir meslek tecrübesine sahip bir mühendis ve müteahhit olarak Gaziantep’in mevcut yapılaşmasını nasıl görüyorsunuz?

Bütün şehirlerde olduğu gibi bizim şehrimizde de çarpık yapılaşmanın olduğu görülüyor. Öyle çarpıcı örnekler var ki, kabullenilecek gibi değil. Bu tür uygulamalar şehri yaşanmaz hale getiriyor, hayatı daha da zorlaştırıyor. Ayrıca Gaziantep’te trafik sorununa hala ciddi bir çözüm bulunamadığını da belirtmeliyim.

“PROJE, PROJE, PROJE DİYORUM”

Peki çözüm önerileriniz nelerdir?

Bir Master Planı yapıldığı söyleniyor ama acaba ehil kişiler mi yaptı, onu bilemiyorum. Öncelikle projeler oluşturulması lazım. Mühendislik hizmeti yapılacaksa mutlaka projesi olmalı. Elbette proje masa başında olmaz. Çıkacaksınız, bütün yollarda ölçümler yapacaksınız. Doneler alacaksınız. O doneleri aldıktan sonra da Master Planı yapmanız gerekiyor. Biz şehrin yerlisi olmuşken bazen çıkmaz yollara girebiliyoruz. Bu bakımdan her zaman proje, proje, proje diyorum. Bu arada, metro projesinin de bir an önce hayata geçirilmesinde yarar görüyorum. Keşke 100 kilometre raylı sistem yapacağımıza, 10 kilometre metro yapsaydık diye düşünüyorum.

Mesleki anlamda gördüğünüz eksiklikler neler?

Mühendislik tahsilini yeterli bulmuyorum. Dört yıl temel mühendislik eğitimi alanlar intörn mühendis ve ya pratisyen mühendis olarak görev yapmalı. Dört yıllık temel mühendislik eğitiminden sonra en az iki sene de mütehassıslık eğitimi olmalı. Bu arada yeterli akademisyen kadrosu oluşturamayan üniversitelerin mühendislik bölüm veya fakülte açmalarıma kesinlikle müsaade edilmemeli.

“STK’LARDA GÖREV ALMAYI ÇOK İSTERDİM, KISMET OLMADI”

GAİMDER’in faaliyetlerini takip ediyormusunuz?

Gaziantep İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Sayın İbrahim Apa ve yönetimlerini takip ediyor ve takdirle karşılıyorum. Bunu belirteyim. Benim, mesleğe bu kadar hizmet etmiş birisi olarak, yapmak isteyip de yapamadığım şey: Sivil toplum kuruluşlarında çalışmayı çok isterdim ama bir türlü bunu gerçekleştiremedim. Bu arada, sektörümüze hizmet veren Gaziantep İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Sayın Gökhan Çeliktürk’ü ve yönetimini de takdir ediyorum. STK’larla ilgili genel anlamda şunu söylemek istiyorum. Meslek odalarının, mesleki derneklerin yöneticileri kesinlikle bulundukları makamı kullanarak siyaset yapmamalı, siyasi demeç vermemelidir. Çünkü bu kuruluşların başkanları, mensubu olduğu bir camiayı temsil etmektedirler. Bu camianın içinde her türlü siyasi düşüncede insan olabilir. Bu sebeplede dernek ve odaların gayeleri deuğraşları da üyelerinin her türlü mesleki haklarını korumak olmalı Eğer siyaset yapmak istiyorlarsa bir partiye girer orada istediği gibi siyaset yapabilirler. Benim düşüncem budur.

Necmettin bey, mesleği aktif olarak ne zaman bıraktınız, şu anda neler yapıyorsunuz?

2014 yılına geldiğimizde, mesleği bıraktım. 2009’da büyük oğlum Rıfat ile perlitli levha üretimi işine girmiştik. 2014 yılından bu yana bu sektörde devam ediyoruz. Perlit dünya Rezervinin büyük bir kısmı ülkemizde olan doğal bit malzemedir. Ürettiğimiz levhalar isi ve ses yalıtımı ile yangına karşı yanmayan yangın bariyeri yapımında kullanılmaktadır. Bunu da ilave edeyim. Ben kendimi yarım emekli olarak görüyorum. Antika eşya koleksiyonum var. Radyo, Taş Plak, Long Playerler, 45’lik küçük plaklar, çok büyük bir gaz lambası koleksiyonum var. Bunların yanında pikaplarım, elektrikli gramafonlarım, 50’ye yakın kol saatim mevcut. 2 torunum olduğunu söylemiştim. Allah herkese nasip etsin, onlarla vakit geçirdiğimde de çok mutlu oluyorum.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz