Üye Girişi
 
Henüz üye değilseniz, "Yeni Üye" linkinden ücretsiz üye olabilirsiniz.

* Kullanıcı Adı » Üye Ol
* Şifre » Şifremi Unuttum
    » Aktivasyon Talebi


 
 
18 Mayıs 2012, Cuma
Son güncelleme 17.05.2012

05:54
itibariyle,
Cum
18.05.2012
En Yüksek En Düşük

Cuma Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 27°C 12°C

Cumartesi Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı 28°C 14°C

Pazar Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 24°C 12°C

Pazartesi Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 22°C 13°C

Salı Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 25°C 12°C

Anasayfam yap Sık Kullanılanlara Ekle RSS RSS FacebookTwitter
RSS Üye Girişi
 
 
   
   
   
   
Telgraf.net - "Gazetecilik teknolojiye yenik düştü"
   
  KATEGORİLER
   
   
 
Bu bölümün en çok okunan haberleri
 

Google'da Paylaş
"Gazetecilik teknolojiye yenik düştü"
 Telgraf Haber Merkezi   |  haber@telgraf.net 15.01.2012 11:24  

‘Kurşun harflerle’ başlayan sürecin teknolojiyle nasıl buluştuğunu anlatan Duayen Gazeteci Yusuf Ağar, “Teknoloji geliştikçe gazetecilikte kalite düştü” diyerek gazeteciliğin gelişimi ve değişimi hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Gaziantep’te ‘Gazetecilik’ mesleğinin gelişmesi için büyük mücadeleler veren Ağar’la gerçekleştirdiğimiz, günümüz gazetecilerine ‘nasihat’ niteliğindeki söyleşi…


Gazeteciliğe ne zaman başladınız?

Benim Gaziantep Lisesi’nde okuduğum yıllarda siyasi olaylar yoktu ama ‘tek dersten sınıf geçme’ ile ilgili ya da buna benzer küçük çapta denilebilecek öğrenci hareketleri olurdu. Aktivistlik yapıyorduk ve bazı gruplarda görev alırdık. O gruplarda görev alırken benim basınla olan diyalogu yönetmem istendi. Tabi daha önceden de fotoğrafa bir merakım vardı. Teklif de gelince bu görevi kabul ettim ve gazeteciliğe yakınlaştım. 1964 yılında işe başladığımda 150 lira para alıyordum. Gazeteciliği tercih etmeyip 16 kuruşa bir dilekçe yazsaydım başka bir sınava gerek kalmadan 280 lirayla memur olarak işe başlıyordum. Ama ben memurluğu bir kenara iterek bu mesleği seçtim. O dönem 2 yerel gazete vardı. Haber ve Sabah gazeteleriydi. Ondan önce bir enflasyon dönemi yaşanmış ve gazete çoğalmış, 1960 sonrası 7–8 gazete birleşip 2 gazete çıkarmışlardı.

Lise yıllarında gazeteciliğe aşina olmam sebebiyle Haber Gazetesi’nde ‘stajyer aranıyor’ başlıklı ilana başvuru yaptım. 1 ay deneme süresinden sonra kadrolu olarak devam ettim.
Gazetenin sahibi Faik Muhsinoğlu diye bir gazeteciydi. O dönem her gazetede üç muhabir, bir düzeltmen ve bir haber müdürü olurdu. Arkadaşlarla kendi aramızda iş bölümü yapar, idarenin de yönlendirmesiyle istihbarata çıkardık.

“Dizgi elle yapılırdı

Dizgi elle yapılırdı, kurşun harfler tek tek dizilirdi. Gazetelerde puntolar olurdu ve genel olarak 10 punto yapılırdı. Başlıklar ise en büyük punto 74 idi. Daha özel günlerde ise daha büyük harfler kullanılırdı. Klişeler yoktu ona göre başlık verirdiniz. O başlıkları verirken de çok dikkatli olmak gerekirdi, çünkü şimdiki gibi bilgisayarla yapılmıyordu. Eğer bir kelime veya bir harf verdiğiniz yer 3 sütunsa 36’dan başlık vermişsiniz, eğer o alana sığmazsa o başlığı yeniden sığabilecek şekilde düzeltmeniz gerekirdi.

Muhabirlerin işi kadar bu işin mutfağında çalışanlarının da işleri zordu yani?

Tabi onların da işi çok zordu. Mesela sayfa hazır, kurşunlar hazır, makineye atarlar, kenarlarını sıkıştırıp o tipo el sallama makineye verecekler. Sıkıştırırken eğer bir tarafını biraz fazla sıkıştırırsan ona hoplama derler harfler patlardı. O sayfa için mecburen sabaha kadar çalışırlardı, normalde akşam 7’de 8’de biten iş o hatayla sabaha kadar sürerdi.

Fotoğraf olayı nasıl oluyordu o dönemlerde?

Fotoğraf olayı yoktu. Hazır klişeler kullanılıyordu ama klişe de Gaziantep’te yoktu. En yakın klişe Adana’daydı. Sonra biz bir haftalık gazete çıkardık, Adana’dan klişe istiyorduk. Otobüse verirdik fotoğrafları, yine otobüsle alır ve o şekilde gazetemizi çıkarırdık. Ona göre yer ayırır ölçüleri verirdik. Klişelerimiz gelince onları kullanırdık. Bu bile Gaziantep’te bir haftalık gazetenin okunması, tanınması için yeterli oldu. Daha sonra bazı büyükelçilikler kendi ülkelerinde ki bazı olayları, bazı aktiviteleri diğer ülkelere duyurmak amacıyla İstanbul basını ve yerel basına klişeler göndermeye başladı. Ardından biz de çok sık kullandığımız vali, belediye başkanı, oda başkanlarının fotoğraflarını göndererek hazır klişeler yaptırdık ve onları kullandık.

“Resimli gazeteyle gazetelere ilgi arttı”

Fotoğraflı gazete ilgi görünce bu kez Ankara ve İstanbul basınından yardım istedik. Özellikle oralardaki basında çalışan Gaziantepli varsa onlarla temas kurduk. Bu arkadaşlarımız Ankara’da haberlere giren siyasilerin klişelerini ve konserve dediğimiz bayatlamayacak haberlerin bulunduğu klişeleri bize göndermeye başladılar. Bu sayede Gaziantep gazetelerine biraz daha renk geldi ve biraz daha okunurluk oranı da arttı. Gaziantep’te günlük gazeteler yaz aylarında saat 3 – 4 gibi okunurdu. Kış günleri İstanbul gazeteleri ancak 2–3 gün sonra gelirdi. Yazın da Sazgın havaalanının toprak şose bir pisti vardı, oraya haftada 2-3 gün seferler konulur, o güne denk gelen günler gazeteler günlük olarak okunurdu.

Hatta radyoda ajans saati vardı, yerel gazetelerin muhabirlerinden birisi o ajans saati için gazetede nöbet beklerdi. Ajans başlayınca radyoda spiker yavaş yavaş okur, muhabir de notlarını alır ve o notlar Ankara’dan alınan en güncel haber olurdu.

Gazetecilik o günden bugüne kadar ilerledi mi?

Teknolojiyle gazetecilikteki zorlukların çoğu kalktı. Yani düşünsenize bir film çektiniz cebinizde hazır bir zarf var, otogara gidiyorsunuz saat 4.00’de ki arabaya veriyorsunuz, kaçırırsanız saat 6.00’da ki arabaya vermek zorundasınız o da geç kalıyorsa hiç bir işe yaramayacak. Şimdi maçın oynandığı yerde fotoğraf çekiliyor, 100 fotoğrafın içinden seçme ihtimaliniz oluyor. Daha tribüne çıkmadan bir tuşa basarak gönderiyorsunuz. Teknoloji gelişti ama kaliteli çalışan gazeteci konusunda çok geriye düştük.

“İyi bir gazeteci ekonomik açıdan bağımsız olmalı”

İyi bir gazeteci öncelikle ekonomik açıdan bağımsız olmalı diye düşündük ve “Türkiye Gazeteciler Sendikası diye TÜRK-İŞ’e bağlı bir sendikanın şubesini Gaziantep’e açalım” dedik. Şube için yeterli sayıya ulaşamadık ve temsilcilik açtık. Ben temsilci olarak atandım. O zaman asgari ücret yalnızca belirli meslekler için vardı. Basın işçileri için de İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana illeri için uygulamalar belirlenmişti. Biz bu sendikayı kurunca gazeteci arkadaşların ekonomik durumlarını düzeltmek için bir çaba içersine girdik.

“Ücretleri iyileştirmek için siyasileri araya soktuk”

Şube olarak Adana’ya bağlıydık, Özen Özsert diye yıllarını gazeteciliğe bir arkadaşımız vardı ve Cumhuriyet’in de büro şefiydi. ‘Gaziantep’teki basın mensupları için ne yapabiliriz’ diye konuşuyorduk. Ve ‘Gaziantep’i de bu asgari ücret statüsüne sokalım’ dedik. Bunun için bakanlar kurulu kararı gerekiyordu. Her türlü müracaatımızı yaptık, bazı siyasileri devreye soktuk ve bunu kabul ettirdik. Burada yerel bir komitenin bu işi tespit etmesi için bakanlık temsilcilikleriyle birlikte bir kurul oluşturuldu. Bu kurula ben ve şube başkanı da katıldı.

“Bir gazeteci her gün aynı kravatı takmaz”

“150 lira alan bir muhabirin maaşı ne olmalı diye düşündük” ve maaşı nasıl arttırabiliriz dedik. Masrafları belirleyerek günün şartlarına göre bir hesap belirledik ama ortaya yine düşük bir rakam çıktı. Dedik ki, ‘bir gazeteci iki günde bir ayakkabısını boyatması, her gün tıraş olması gerekir. Üstelik her gün aynı kravatı da takamaz diye düşündük. Komisyonun kararı bakanlar kurulu tarafından onaylandı ve bir muhabirin maaşı 150 liradan 600 liraya çıktı. Yazı işleri müdürünün maaşı 900 liraya, düzeltmenin maaşı 600 liraya çıktı. İki gazete patronunun da bu karar çıkar çıkmaz tavrı değişti, “300, 500 verelim konuyu kapatın” gibi bir takım perde arkası şeyler yaşanmaya başladı. O zaman çalışan arkadaşlarla bir araya geldik, ‘Senin imzanın karşısına 600 yazacaklar 500 verecekler yapmayın’ dedikse de bazı arkadaşlarımız namus, şeref sözü vermelerine rağmen imzaları attılar.

“500 baskının 475’i satıyordu”

O zamanlar gazete yazmışsa eğer doğruydu, yazmamışsa da yalandı. Bir gazete örneğin 500 baskı yapıyorsa 475’i satılıyordu. Günümüzde tam tersi yaşanıyor, gazeteci iyi yazmışsa ‘ Ne almış ki bu adamı övüyor’ deniyor, belki de gazeteci görevini yaparak yazıyor. Kötü de yazmışsa herhalde ‘Bu bir şeyler istedi alamadı onun için kötü yazıyor’ deniliyor.

Şimdi ki gazetecilerde o eski şevki yaşıyorlar mı?

Muhabir sayısı giderek çoğaldı ama bazı genç arkadaşlarıma bakıyorum da bu mesleği bir basamak olarak kullanıyor. Bu mesleğe başlıyorlar başladıktan iki gün sonra bir bürokratla, bir iş adamıyla ya da bir tüccarla iletişim kuruyor, “Ya ağabey bana bir iş sizin yanınızda mı olur ya da tavsiye edeceğiniz bir yerde mi olur” diyerek sınıf atlıyor.

“Kalite düştü”

Gazete sayısının artması resmi ilan pastasının bölünmesine neden oldu. Pasta bölündükçe de patron muhabire az para vermek durumunda kaldı. Gaziantep’te ilk önce Anadolu Ajansı, arkasından İhlas Haber Ajansı diğer haber ajansları kuruldu. Bütün bunlar bir muhabirin aldığı paranın 4’te 1’i fiyatına fotoğraflı haber atmaya başladı. Dolayısıyla patron eleman çalıştıracağı yerde 30–40 haberi 150 TL’ye sağlayabiliyor ve gazeteci çalıştırma gereği duymuyor. Daha ucuz iş gücü için kalitesiz muhabir oluyor, ajans gidiyor diye muhabir habere gitmiyor ve o muhabirim diyen insan yetişmiş işi öğrenmiş olmuyor, kalite düşüyor.

“Okumadan yazamazsın”

Günümüzde gazeteci okumuyor. Okumadan yazamazsın ki. Gazeteci halktan kopuk olmamalı. Ben çalıştığım zaman öğlen yemeği yer, bir saat kendime zaman ayırır Kırkayak’taysam yürüyerek Elmacı Pazarı’ndan, Gaziler Caddesi’ne geçer, Hürriyet Caddesi’nden döner geri gelirdim. Gezdiğin yerde adam seni tanıyor. Esnaf seni çeviriyor, Ali bey Gaziler Caddesi’nde kaza olmuş duydun mu, kaç kişi ölmüş haberin var mı? Adam sana istihbarat da veriyordu. Şimdi gezmezsen, tanımazsan bir şey alamazsın ki. Artı meslek kuruluşları 5-6 tane. Hangisi eğitim, mesleği özendirmeyle ilgili bir çalışma yapıyor. Halbuki gerek patronlar, gerek meslek kuruluşları, gerek çalışan gazeteciler önce bir okumayı öğrensin. Güncel bir kitaptan haberi yok, güncel bir olaydan haberi yok, ajanslara bağlı kalıyorlar. Bu durumda Gaziantep’te ki 19 günlük gazetenin 19 da aynı çıkıyor. Bana göre böl, parçala, yönet, bu bazılarının da işine geliyor özellikle de siyasilerin. Şimdi Gaziantep’te ki 19 gazetenin yerine 4 gazete çıksa, her birinin alacağı para şimdi 9-10 bin lira ise aylık 40 -50 bin liraya çıkacak. Çalışanına daha iyi para verecek, daha iyi yatırımlar yapacak. Bunu biliyor ama iş birleşme noktasına gelince bazı şeyler çıkıyor ortaya.

“Resmi ilan kalkacak mı”?

Bana göre yazılı basını Anadolu’da daha farklı bir alana yönlendirmek istiyorlar. Sosyal medya dediğimiz ortama taşımak istiyorlar, çünkü Gaziantep’te ki 19 gazeteyi kontrol altına almak başka, ekranın karşısında otururken kontrol altına almak başka. Bir tuşa basınca kilitliyorsunuz sistemi ve o gün hiçbir gazeteyi göstermeyebilirisiniz. Bir de Basın İlan Kurumu’yla, bire bir ‘Galiba siz bu basını sanal aleme dökeceksiniz, peki ama yazılı ilanları ne yapacaksınız’ diye bir görüşme de yaptım. En üst düzeydeki bir yöneticiden aldığım cevap şuydu “Sonuçta ben komisyoncuyum onlara verdiğim ilanı bunlara da veririm”

“Gazeteciliğin temeli bilgilendirmektir”

Bir takım şeyler bilgi ve beceri ister. Şimdi gazetecinin çoğuna sorsak Gaziantep’in kurtuluş gününün 25 Aralık olduğunu ancak yüzde 50’si bilir. Bu şehirde gazetecilik yapıyorsak, bu şehrin sosyal, kültürel, ekonomik bir takım şeylerini bilmemiz gerekiyor. Yıllar önce gazetelerden bir cinayet haberi okudum. Adam Küçük Sanayi Sitesi’nde öldürülmüş ve takip eden günlerde hiçbir gazetede adamın ne için öldürüldüğünü öğrenemedim. Şimdi tamam ajans geçsin haberi, o bir istihbarattır, ön haberdir ama gazetecinin o haberdeki eksiklikleri bulmaya çalışması gerekir.

“Gazete açmak çok kolay”

Önceden yeni işe başlayan bir gazeteciyi, usta gazeteciler dizinin dibine oturturlar, nasıl yazıyor diye bakarlar, hata varsa söylerlerdi. Bir haberi 5-6 defa yazdırır öğretirlerdi ve yeni bir gazetecinin ismi künyeye bir iki yıl yazılmazdı ki havaya girmesin diye. Şimdi adam bugün gelip gazeteciliğe başlıyor, ertesi gün haber yapıyor patron da adamı ‘tavlayalım ismini verelim’ diyor. Yeni gazeteci de ‘Vay be ben neymişim’ deyip havaya giriyor. Adam çıraklığı bile yaşamadan usta olmuş oluyor.

“Gazete dağıtıcıları patron oldu”

Bugün gazete dağıtan adam 3 ay sonra ‘Ben de bir gazete açıp patron olayım’ diyor, onu küçümsediğimden değil ama bu kadar basit olmamalı. Hiçbir basın kuruluşuna üye olma zorunluluğu olmadan gazete çıkarabiliyorsun. Gazeteci donanımlı, bilgili, ideal birisi olmalı ama yok. Bana göre gazete patronlarının insana yatırım yapmaları gerek. Meslek kuruluşları özendirme yarışmaları, meslek içi eğitim kursları açmak zorundadır. İnsan faktörüne gelince gazeteci dediğiniz sabah en erken kalkan ve gece en geç yatan insandır, ne var ne yok gece yarısına kadar o havayı koklayacaksınız. Bir de meslektaşlarımız birbirini sevmiyorlar, illaki rekabet olacak haber atlatmaya çalışacaksın ama insanın ayağını kaydırmak için çalışmayacaksın. Mesleki rekabetin dışındaki bu küçük kısır çekişmeler bizi itibarsızlaştırdı.

“Kötü imaj silinmeli”

Önceleri Gaziantep’e tiyatro gelirdi, protokol sırasında önce Vali ve eşi, sonra belediye başkanı ve eşi sonra da iki koltuk boş bırakırlardı bir gazeteci ve eşi otursun diye. Şimdi ise ‘Gazeteci mi koyun şu kapının kenarına otursunlar, yiyip, içip kalksınlar bizden uğraşmasınlar’ diyorlar. Gazeteci o toplantıya yemek için gitmemeli, bu imaj da silinmeli. Gazeteci oraya haber yapmak için geliyor, onun oturduğu yer işini en iyi şekilde yapacağı, her ayrıntıyı görebileceği yer olmalı. Bizim şimdi bunu ne isteyecek yüzümüz kaldı, ne de o ortam var, neden çünkü oraya gelen arkadaşlar işini hakkıyla yapamamışlardır.


 

 
Haberin facebook yorumları
facebook.com/telgrafmedya »    

"Gazetecilik" ile ilgili tweetler:
 
Aramak istediğiniz kelimeyi girin
twitter.com/telgrafmedya »    
Facebook ve Twitter kutularında yer alan tüm içerik, ilgili sitelerde kayıtlı olup, bu siteler aracılığıyla otomatik olarak çekilip yayınlanmaktadır. Söz konusu içerikten Telgraf Medya sorumlu olmayıp, içerik nedeniyle Telgraf Medya'ya karşı herhangi bir iddia ve talepte bulunulamaz.




Yorumlar
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.


DİĞER MEDYA HABERLERİ  

 

Telgraf Web TV
Tramvay ile kamyon çarpıştı
İbrahimli-2'ye itiraz
Antep şivesi konuşan Tanzanyalı
ÖNCE BİRİ SONRA HEPSİ AYAĞA KALKTI
Mehmet Akif Ersoy'u anma konferansı
 

Yazarlar
GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR
Güven SERT
SEN SUÇLU DEĞİLSİN ANNE!
Tülay SÖZERİ
ŞAMPİYON TÜRKİYE
Hüseyin TOPRAK
14-20 MAYIS SOSYAL GÜVENLİK HAFTASI
Ahmet YETİM
Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

 
Facebook'ta bizi bulun
facebook.com/telgrafmedya »    


   
             
   
Haber Kategorileri
Site Haritası
   
   
• ANASAYFA
• SİYASET
• EKONOMİ
• YAZARLAR
• GAZİANTEP
• SPOR
• İLÇELER
• TÜRKİYE
• DÜNYA
• RÖPORTAJ
• YAŞAM
• TEKNOLOJİ
• MAGAZİN
• OTOMOBİL

• KADIN
• BEBEK-ÇOCUK
• ALIŞVERİŞ-MODA
• KÜLTÜR-SANAT
• ÇEVRE
• EĞİTİM
• SAĞLIK
• KONUT-EMLAK
• İNTERNET
• TATİL
• LÜKS YAŞAM
• MEDYA
• MİZAH
• KİTAP
• Telgraf WEB TV
• Foto Galeri
• Site İçi Arama
• Arşiv
• Son Dakika Haberleri
• Çok Okunanlar
• Çok Yorumlananlar
• Döviz Kurları
• Hava Durumu
• Sinema
• Şans Oyunları
• Namaz Vakitleri
• Nöbetçi Eczaneler
• Anket Arşivi
• Yemek Tarifleri
• Telgraf Blog
• Girişim
• Skor
• Boss
• Anasayfam Yap
• Sık Kullanılanlara Ekle
• E-Telgraf
• Üye Girişi
   
        Başa dön    
   
İnsan Kaynakları       Kurumsal       Gizlilik İlkeleri       İletişim       Okur Temsilcisi       Künye       Reklam / Abonelik